Yazar portalına üye olmak için Bize Ulaşabilirsiniz. a.kadirdemircan@hotmail.com
05366062730
Keşif Yazarlarımız
Editör
:a.kadirdemircan@hotmail.com
05366062730 Akçaali Mah 20 Sk Karatan
İş Mrk No 3 Gönen Balıkesir Türkiye
|
Haber Bölümleri |
|
Yazarlarımız Şairlerimiz |
|
Gönen’den Gazeteler İnternet Kiralıklar Satılıklar |
Site Ana Sayfa Keşif
Haber Ana Sayfa Kesif TV İlanlar GÖNÜLDEN İNANÇ “İnanç, göremediklerimize inanmaktır; bu inancın
ödülüyse inandıklarımızı görmektir.”
Amerikan
Atasözü İnanç bütün semavi dinlerde Yüce Yaratıcıya, elçilerine ve
gönderdiği mukaddes değerlere olan bağlılığın ifadesi olarak karşımıza çıkar.
Bu nedenle inanç dendiğinde ilk akla gelen şey dini inançlardır. Ancak en
temel anlamda inanç; hayata anlam veren ve istikamet kazandıran bir itikat,
yargı ya da prensiptir. Hedeflerimiz, hedeflerimize giden yollar ve bu yollarda
uygulayacağımız detay planlar, şehvetle arzulanan başarıyı elde etmemiz için
yeterli midir? Bütün bu olmazsa olmazların yanında, olmazsa olamayacak bir
gerçek ise; GÖNÜLDEN İNANÇTIR. Dünyaya gözlerinizi açtıktan sonra her şey çok güzeldir.
Mamanız ağzınıza verilir, altınız temizlenir, en küçük rahatsızlığınızda anne
ve babanız büyük bir telaşla doktor aramaya başlarlar. Artık onlar için
hayatın anlamı ve yaşamanın gayesi sizsinizdir. Gelecek yıllar sizin en iyi
şekilde yetişmeniz için birçok plana ve karmaşıklığa beşiklik yapar. Bütün bu
telaşlar yaşanırken, siz her şeyden habersiz, hayatın keyfini çıkarmakla
meşgulsünüzdür. Kısa sürede serilip serpilmeye başlar ve ilk adımlarınızı
atmaya çalışırsınız. Anne ve babanızın konuşmalarını anlamaya çalışır ve
hatta agu sesleri arasında anne ya
da baba demeye başlarsınız. İşte tam bu noktadan sonra hayat size bütün
ümitsizlikleriyle baskı yapmaya başlar. Her türlü olumsuzluk, cesaret kırıcı
sözler, güven eksikliği vs. birbiri arkasından roket gibi bilinçaltınızı
tahrip etmeye başar. 0-7
yaşları arasında; dikkat et
tıkanır, hazır bez kullanmazsak mikrop kapar, kaynatılmış su içirelim, ateşi
var galiba, bu çocuk hasta olacak, çok huysuz, hala yürüyemedi, çiş yapmasını
hala öğrenemedi, sürekli altına yapıyor, çok ağlıyor vs. 7-14
yaşları arasında; koşma, otur,
oturma, bağırma, sen dokunma kırarsın, çok pasaklısın, hiç çalışmıyorsun,
ayakkabılarını bırak baban bağlasın, yapamazsın, tembelsin, işin gücün oyun,
çok soru soruyorsun, kabiliyetsiz seni, komşunun çocuğunu örnek al vs. 14-21
yaşları arasında; senin
yaşındakiler günde 300 test çözüyor, senden bir baltaya sap olmaz,
yapamazsın, başaramazsın, çok asisin, saygısızsın, terbiyesiz, benimle doğru
konuş, kafanı patlatırım, senden adam olmaz vs. Tam bir şeyler
yapmak için kendi kararlarınızı almaya başlarsınız, etrafınızdaki onlarca
fikir babası; bu iş olmaz, masraflı, uzun zaman alır, çok yorulursun,
yaptığına değmez, iyi düşündün mü, sana göre değil, bu işi yapan çok, daha
önce kimse yapmamış, hayalle yaşıyorsun vs. şeklinde yüzlerce mazereti arka
arkaya sıralamaya başlarlar. Büyük ihtimalle o işi düşündüğünüze bin pişman
olur, kendinizi suçlar ve ihtimal, yapmaktan vazgeçersiniz. Yapılan bir araştırma çocukların
ergenlik yaşına kadar 150.000’e yakın olumsuz mesajlarla bilinçaltının yüklendiğini
ortaya çıkarmıştır. Sonrasında topla kendini toplayabilirsen. Özgüven
eksikliği,Zayıf insan ilişkileri,Büyüğe saygı, küçüğe sevgide
eksiklik,Umutsuzluk,Hedefsizlik,İnançsızlık. İnanın listelemeye devam etmek istemiyorum. Bu kadar
olumsuzluk yüklenmiş bir hayata istikamet vermek ve kişisel gelişmek mümkün
mü diye sormadan edemediğinizi biliyorum. Ama her durum ve şartta yeniden
ayaklanabilecek kabiliyetlerle donatılmış bir beden ve ruh manzumesine
sahibiz. Arkadaş çevrenize dikkat edin! Etrafınızdaki insanlar sizi sürekli
motive edecek, pozitif enerji verecek ve olumlu frekanslarla yükleyecek
kişilerden seçilmelidir. Bu iş olur, sen başarırsın, kısa zamanda
halledersin, senin yorulacağını sanmıyorum, yaptığına değer, çok iyi
düşünmüşsün, tam senin işin, birileri başardığına göre sen de başarabilirsin,
hiç yapılmadıysa yapan neden sen olmayasın. Yeter ki kendimizi fark edelim, diğerlerinden bir farkımız
olmadığını çok az gayretle bile mükemmel şeyler yapabileceğimizi bilmeliyiz.
İnsan düşündüklerini yaşar. Bilinçaltına yüklediğimiz yüzlerce olumsuz
düşünce mi, yoksa yüzlerce olumlu düşünce mi? Hangisi zihnimizi esir almışsa,
onun istekleri doğrultusunda hareket etmek zorunda kalırız. Başarıyı
hedefleme ve mükemmel inanç nasıl olmalıdır? İnanın; başarıya gönülden
inanma konusu hedefimize yönelik plan ve esaslara bağlanmalıdır. Bu nedenle
titizlikle hazırladığımız planlara, içimizde en küçük bir şüphe
olamadan inanmalıyız. Düşünün; insan sürekli
olarak tefekkür yamaçlarında dolaşıp hedefine ulaşma yollarını araştırdığı
sürece hakiki inancı elde edebilir. Eğer, her an hayatınız boyunca duyup
gördüğünüz ve yaşadığınız hakikatlerle, hedefinize ulaşma konusundaki
ufkunuzu açıp geliştirebiliyorsanız, gelecek ve başarı yolunda sarsılmaz
temeller atıyorsunuz demektir. Düşünceden yoksun beyinlerin inançlarını
kuvvetlendirmesi çok zordur ve böyle beyinlerin başarıları uğruna yaşadıkları
heyecanları, hayal ürünü bir histen ibarettir. Başarıya ulaşma konusundaki gerçek inanç bütün bunların
dışında bir duygudur. Çünkü başarıya inanmış ve bu inancını fikirleriyle
yoğurmuş bir insanın kalbi, hedefe ulaşma heyecanı ile gümbür gümbür atar durur. İşte bu eyleme “fikrî eylem” denir.
Fikrî eylem ise başarıya olan inancın filizlenerek boy atmasının en önemli
basamağıdır. Bu nedenle, kişinin başarıya inanma konusunda zirveye
ulaşabilmesi için her zaman fikrî operasyonlara ihtiyaç vardır. Eyleme
geçin; inanç, çok sağlam plan ve esasların
yanında, bu plan ve esasların uygulanmasına yönelik eylem ve aksiyonla da
mutlaka kuvvetlendirilmelidir. Hedeflere ulaşma ve başarı sadece “inanıyorum”
demekle elde edilemez. İnsan her ne kadar inandığını sansa da, böyle bir
inancın gelişmesi mümkün değildir. Çünkü inanç ancak eylemle gelişir.
Eylemlerine ara vermeden devam eden kişilerin inançlarını, hiçbir ümitsizlik
fikrinin yıkması mümkün değildir. Zira onun inancı eylemleriyle perçinlenmiş
ve ümitsizlik çukurlarına düşmeyecek şekilde bütün varlığını sarmıştır. Başarıya inanma konusu ve bu konuda mesafe kat etmek
ciddiyet ve fedakârlık isteyen bir iştir. Bizler sürekli fikir planında
kendimizi yenilesek de her zaman yenilenmeye ihtiyacımız olacaktır. Hayat yükü, olumsuzluklar, zaman ve
yaşadıklarımız bizi karanlıklar âlemine sürüklerken, bizler yeniden,
hedefimize kilitlenmeli ve inanç meselesinde ruh ve gönül dünyamızda yeni bir
dirilişin müjdeci çığlıklarını duymalı ve başarıya ulaşma konusunda uzun
mesafeler kat etmeliyiz. Bu tür
davranış inanç konusunun eylem yönüdür. Eğer bizler, hedef ve başarıya inanma gerçeğini kafamıza
kazısak bile, meseleye kalben destek vermezsek, gerçek inancı elde etmemiz
mümkün değildir. Gerçek inanç ise eylem ve aksiyonla insan kalbinde
perçinleşir. İnanç, başarıyı arzulayan, bakışlarını hedefine kilitlemiş
kalplerde tomurcuk açar. Michael Stone; Michael Stone sırıkla yüksek atlama sporunun belkide
en zor gününü yaşıyordu. Çıta 5,1 metreye yükseltilmişti. Bu yükseklik onun
en iyi derecesinden bir santimetre daha yüksekti. Tribünlerde 20.000 kişi
vardı. Jimnastikçi inceliği ve vücut gücünün birleşmesi ile yapılabilecek bir
spordu. Bu dereceyi geçmek Michael Stone’un sadece hayali
değil, başlıca isteğiydi. Mükemmellik onun için hem bir takıntı hem de bir
tutkuydu. Michael’in bugünkü
başarılarının tümü çok çalışmasının ödülleri gibi görünüyordu. 5.1 metrelik
yüksekliği aşıp aşamayacağı konusunda endişelimiydi bilemiyoruz. Atlayışını
tamamladıktan sonra ayağa kalktı ve bir sonraki atlayışı için hazırlanmaya
başladı. Şimdiye kadar en iyi derecesini 1 santim aştığını ve Milli Gençlik
Olimpiyatının finale kalan iki sporcusundan birisi olduğunun farkında değil
gibiydi. Michael 5.2 ve 5.3
metreleri geçince de bir duygu belirtisi göstermedi ve diğer finalistin son
atlayışında başarısız olduğunu biliyordu. Kazanmak için son atlayışını
başarmak zorunda olduğunun farkındaydı. Sırığını eline aldı ve harekete
geçti. Çıta en iyi derecesinden Michael eşinin
kollarında bir bebek gibi ağlıyordu, çevresi hayatının en büyük başarısı için
onu kutlamak isteyen insanlarla çevrilmişti. Aynı gün Milli ve Milletlerarası
Gençlik Olimpiyatının sırıkla yüksek atlama rekorunu kırdı. Babasından gördüğü ilgi, burs imkânları, aldığı samimi
kutlamalar sayesinde hayatı bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı. Bunu
sebebi yalnız Milli Gençlik Olimpiyatını kazanmış, dünya rekoru kırmış olması
değildi. Şahsi rekorunu Karşılaştığımız her olumsuzluk karşısında, sadece
düşüncelerimiz ve inancımızla kendimize istikamet verebilir ve hayatı yeni
baştan işleyebiliriz. Şükretmemiz gereken birçok şeye sahibiz ve sahip
olduklarımızın, sahip olabileceklerimize yönlendirilmesi ancak inançla mümkün
olabilir. Aralık 1914’te çıkan yangında; Thomas Edison’un laboratuarı tamamen yok oldu. Hasarın
maliyeti iki milyon dolardan daha fazlaydı ama bina yalnızca iki yüz otuz
sekiz dolara sigorta ettirilmişti, çünkü betonarme bir binaydı ve yangına
dayanıklı olduğu sanılıyordu. O Aralık gecesi, Edison’un bir ömür boyu çalıştığı şeyler
alevlerin arasında kaldı. Yangının en şiddetli olduğu sırada, Edison’un yirmi
dört yaşındaki oğlu Charles, dumanın ve yıkıntıların arasında babasını
arıyordu. Sonunda onu sakin bir şekilde, yangını izlerken buldu. Ateşin
parıltısı yüzüne yansımıştı ve beyaz saçları rüzgârda uçuyordu. Charles: “Ona içim
acıdı” dedi. Atmış yedi yaşındaydı, artık genç bir adam değildi ve her
şeyini alevler yutuyordu. Beni görünce: “Charles annen
nerede?” diye bağıdı. Bilmediğimi söyleyince: “Git onu bul ve buraya getir. Ömrü boyunca
bir daha böyle bir şey göremez.” dedi. Ertesi gün, Edison yangından geri kalanlara baktı ve şöyle
dedi: “Felakete değer
biçilemez. Bütün hatalarımız yanıp kül oldu. Artık sıfırdan başlayabiliriz.” Yangından üç hafta sonra Edison ilk fonografını yapmayı
başardı. UNUTMAYIN…! GÖNÜLDEN İNANMIŞLIK
SİZİ HEDEFİNİZE GÖTÜRECEKTİR. HEDEF ONİKİDEN
NASIL VURULUR? “Nereye gitmek istediğini bilene yol vermek
için, dünya bile kenara çekilir.”
Japon Atasözü Atıcı, hedefini on ikiden vurma konusunda süreklilik
sağlarsa, atış şerit rozeti ile ödüllendirilir. Onun için, hedef hareketli ya da hareketsiz, Bu şartlara riayet etmeden, hedefi
on ikiden vuranlar olabilir. Ancak, onlarda başarı grafiği süreklilik arz
etmediği gibi, bu bir istisna olacaktır. Siz, her şartı yerine getirmiş
olsanız bile, ıskalayabilirsiniz ancak bu da sizin istisnanız olacaktır,
çünkü en iyi atıcılar bile bir gün kaçırabilirler. Fakat bu kaçırmalar, sizi
yıldırmak yerine, hiç hata yapmamak için motive edecek ve hedefinize
kilitlenmenizi sağlayacaktır. Planlar
yapacaksın ve uygulayacaksın, hiç hesapta olmayan şeylerle karşılaşacaksın ve
olmayacak. Ümitlerin kırılacak, azmin
azalacak, bacakların takatsizlikten titrerken günlerce bir yudum ekmekle
idare edeceksin ve uykusuz geceler birbirini kovalayacak. Düşeceksin, vaz geçmek isteyeceksin, senden
başka herkes başaramayacağın konusunda fikir birliği yapacak. Kararlı, dolu
ve donanımlı değilsen, inancını fikir ve davranışlarınla yenilemiyorsan
hedefi on ikiden vurma düşüncen yavaş yavaş yok
olmaya başlayacak. Sen her şeye rağmen büyük bir gayretle yeniden ayağa kalk,
derin bir nefes alıp, son hamleni de yap ve öldürücü darbeyi indir. Israrla
iste; hedefin ne kadar büyükse katlanacağın sıkıntılar da o kadar büyük
olacaktır. “Zorluklar ne denli büyük
olurlarsa, zafer de o denli büyüktür.” Cicero Bütün engeller,
senin bu inanç dolu karalılığın karşısında boyun bükecekler. Ulaşılmaz
sandığın tepelerin zirvesine vardığında, bütün yorgunluğunu unutacaksın. O
zirveden, sana engel olmaya çalışanlara ve bütün engellere tebessümle bakarak
el sallayacaksın. İşte o zaman, her zorluğun aşılabilir olduğunu, her durum
ve şartta bir çıkar yol bulunduğunu anlayacaksın. Her şey bittikten sonra, herkes bir şeyler söylemeye devam
edecek. Daha önce köstek olanlar, iş bitince desteklerini esirgemeyecekler.
Hangi badireleri atlattığının farkında bile olamayacaklar. Ama sen, haşlanmış
ve pişmiş olarak dünya arenasında çoktan yerini almış olacaksın. Hedefi on
ikiden vurmanın ilk şartı; hedefin ölçülerini belirlemek ve net
olarak görebilecek şekilde bir yere koymaktır. Hedefi belirlerken kedimize şu
soruları sormalıyız; 1.
Bu hedefi niçin istiyorum? 2.
Bu hedefe ulaştığımda elde edeceğim sonuçlar ne
olacak? 3.
Bu sonuçlara ihtiyacım var mı? 4.
Bu sonuçlar hayatımı nasıl etkileyecek? 5.
Bunu gerçekten istiyor muyum? 6.
Hedefe ulaşmak için gerekli donanımım var mı? 7.
Başarmak için inancım var mı? 8.
Yaşam tarzıma uygun mu? 9.
Başaracak irade gücüne sahip miyim? 10. Bu hedefe
ulaştığımda beni hangi daha uzak hedeflere taşıyacak? 11. Ne zaman
istiyorum? 12. Nerede istiyorum? Kiminle istiyorum? Bu soruların dışında farklı teknikler kullanarak,
belirleyeceğiniz hedefin net bir şekilde ortaya çıkmasını sağlayabilirsiniz.
Bunun için Descartes tipi soruları kullanabilirsiniz. Bu tekniği kısaca uygulayacak olursak; Bu
hedef gerçekleşmiş olsaydı ne olacaktı? Bu
hedef gerçekleşmiş olsa ne olmayacaktı? Bu
hedef gerçekleşmemiş olsa ne olacaktı? Bu
hedef gerçekleşmemiş olsa ne olmayacaktı? Descartes tipi soruları, belirleyeceğiniz hedefinize
uygulayarak her türlü ikinci dereceden problemi ortaya çıkarabilirsiniz. Bu
sorular size, belirsiz ve kesin olmayan hedeflerinizi netleştirmede yardımcı
olacağı gibi, onları gerçekleştirme konusunda uzun bir yola taşıyacaktır. Hedefi belirlemek kadar, ona ulaşabileceğimize inanmak çok
önemlidir. Çünkü bu inancın güçlülük oranı hedefe varış zamanımızı belirler.
Gönülden inanıyorsak, evet o hedef belirlenen zamanda on ikiden vurulur.
Hedefe ulaşma konusundaki en önemli mesele bütün detaylar belirlendikten
sonra iradenin ortaya konması ve etkin bir şekilde kullanılmasıdır. Aksi
halde irade zafiyeti içerisinde olmak hedefe varış zamanını uzatacaktır. İyi bir
hedefin özellikleri şunlar olmalıdır. Özel
olmalıdır, Ölçülebilir
olmalıdır, Ulaşılabilir
olmalıdır, Gerçekçi
olmalıdır, Tarihi
belli olmalıdır, Yazılı
olmalıdır, Ayrıntılı
ve planlı olmalıdır. Belirlediğiniz hedef, kendi imkân ve kabiliyetlerinizle
ulaşabileceğiniz, size ait ve size özel bir hedef olmalıdır. Başkalarının
belirlediği hedeflere, kendi imkân ve kabiliyetleri ile ulaşmaya
çalışmak, istemeyen sonuçlara zemin
hazırlar. Hedefinizin her aşaması kontrol edilebilir, ölçülebilir
olmalıdır. Kontrol edemeyeceğiniz, test edemeyeceğiniz ve
ölçümleyemeyeceğiniz bir hedef belirlemek, sizi içinden çıkılmaz bir anafora
sürükleyecektir. Belirlediğimiz hedef ulaşılabilir ve gerçekçi olmalıdır.
Ütopik ya da metafizik bir hedefe ulaşmak mümkün
değildir. Elimizdeki kaynaklar, kabiliyetlerimiz, bilgi ve becerilerimiz
belirlediğimiz hedefe ulaşmada yeterli düzeyde değilse, ulaşılabilir bir
hedefimiz yok demektir. Örneğin; bir
ay içinde Türkiye’deki en devasa ve denize nazır, tripleks
bir villa yapmayı hedeflediğimizi varsayalım. En başta denize nazır bir
arsamız ve yeterli maddi imkânımız yoksa diğer bütün detaylar yerine
getirtilmiş olsa bile bu hedef bir hayalden öteye gidemez. Hedefe ulaşacağınız tarihi mutlaka belirleyin. Tarihini
belirlemediğiniz bir hedefe ulaşma çabalarınız, sürekli ertelemelerden dolayı
hep boşa çıkacaktır. Yarın, ertesi gün, haftaya, bir dahaki ay, bu sene
olmadı seneye gibi ertelemeler bize sürekli zaman kaybettirir. Tarihi belirli bir hedefe ulaşmak için
elimizden gelen her şeyi yapar ve o tarihte arzu edilen sonuca varırız. Hedefinizin tarihini belirledikten sonra, onu mutlaka
yazılı hale getirmelisiniz. Yazılı
olan hedefler her zaman gözümüzün önünde ve elimizin altında olmalı ve sık sık onları okuyarak bilinçaltımıza kazımalıyız.
Bilinçaltında ulaşmamız gerekli olan bir hedefin varlığı bizi daima rahatsız
edecek ve uyanık tutacaktır. Bu sayede hedefimize adım adım
da olsa ulaşma konusunda gayret gösterecek ve er ya
da geç hedefimize ulaşacağız. Hadi Gel Hedeflerimizi Yazmaya Başlayalım; Bir öğrenci, başarıyı yakalamada hedef belirlemenin önemli
olduğu konusunda bilgi veren öğretmenini dikkatlice dinledikten sonra
öğretmenine şunları söyler: “Hocam bu
söyledikleriniz harika şeyler ancak, hedeflerimi kâğıda yazmamın bir anlamı
olduğunu düşünmüyorum. Yıllardır bütün hedeflerim kafamda ve sürekli olarak
bunları düşünüyorum” der. Öğretmeninin bütün ısrarlarına rağmen öğrenci hedeflerini
yazmaya yanaşmaz. Öğretmen: “Peki öyleyse
seni şu yan sınıfa alalım” der. Öğrenci yan sınıfa
girer ve kapı arkasından kapanır. Sınıfta bir bilgisayar vardır ve ekranında
şöyle yazmaktadır. “Bu bilgisayar bir dakika sonra infilak
edecektir.” Delikanlı bu yazıyı görünce paniğe kapılır ve hemen kapıya
yönelir, ancak kapı kilitlidir ve tüm gücüyle bağırmaya başlar. Sesini
duyuramayınca kapıyı tekmeler, bu arada bilgisayarda geri sayım başlamıştır. “59, 58, 57…” Öğrencinin paniği iyice artmıştır. Kapı
açılmayınca pencerelere koşar ancak pencerelerde demir parmaklık vardır.
Tekrar kapıya yönelir bütün gücüyle kapıyı yumruklayarak: “İmdat” diye bağırmaya başlar. Bu
arada saniyelerin geri sayımı sürmektedir. “10, 9, 8…” O sırada kapı
açılır ve öğretmen içeri girer. “Ne oldu evladım,
ne bu panik?” diye sorar. “Derhal buradan
kaçalım! Biraz sonra burası infilak edecek!” diye bağırır
öğrenci. Öğretmen gayet sakin bir şekilde: “Hayır öyle bir
şey yok, nereden çıkardın bunu?”
diye sorar. Öğrenci şaşkın bir şekilde bilgisayar ekranını gösterir: “Ama orada öğle
yazıyordu.” der. Öğretmen istediğini elde etmiştir ve: “Öğlemi, yazı
demek bu kadar önemli, öyleyse hadi gel hedeflerimizi yazmaya başlayalım.” Hedefimize
ulaşmak için; kısa, orta ve uzun vadeli planlar hazırlayarak, bu planlar
doğrultusunda eyleme geçmeli, taviz vermemeli ve
sürekli başarıyı arzulamalıyız çünkü planlar üst üst dizilmiş
iskambil kâğıtları gibidir, aradan bir tanesini çekerseniz bütün kâğıtlar
yıkılır. Talebin arkasına düşmek ve ısrarla arzulamak mutlaka sonunda
hedefi on ikiden vurdurur. Bu inanca ulaşmış kişilerin etrafını çevreleyen
karanlık halkaları kırılacak ve inançları sayesinde, başarıyı aydınlatan bir
güneşin ışıkları altında iliklerine kadar ısınacaklardır. |
Yazarlarımız Şairlerimiz Hizmetler |