A.Kadir Demircan
Roman
Köy Hayatı
Kırsalda Yaşam
2009
A Kadir Demircan
Araştırmacı Yazar
2008 Gönen Balıkesir Türkiye
İ l e t i
ş i m
Hayat Hikâyesi Video
Filmini İzlemek İçin Tıklayın
Telefonlar 0266.7726603 /
0266.7626793 / 05366062730
Mail
Adresleri a.kadirdemircan@hotmail.com
Site
Adresleri www.gonengontam.gen.tr www.gonen-akadirdemircan-kesiftv-haber.org
Posta Çeki Hesabı Kadir Demircan 101197
Merkez
Adres: Reşadiye Mah 317 Sk Çiçekkent Sitesi Kanarya
Apt C-8 Blok No:19 Gönen Balıkesir Türkiye
Hizmet
Bürosu. Akçaali Mah. 20
Sk. Karatan iş Merkezi No:3 Gönen Balıkesir Türkiye
Demircan’ın
Kurduğu ve Editörlüğünü Yaptığı İnternet Televizyonları
Kırsal TV http://www.mogulus.com/kirsaltv Komedi TV www.mogulus.com/komikfilm
İslamTV http://www.mogulus.com/islamitv Keşif TV
www.mogulus.com/kesiftv
Türkiye
İşTV http://www.mogulus.com/turkiyeistv Gönen TV www.mogulus.com/gonentv
Tarım TV http://www.mogulus.com/tarim_tv Köy TV http://www.mogulus.com/koytv
Oya TV http://www.mogulus.com/oyatv10 GönTAM TV http://www.mogulus.com/oyatv
Gönen Haber TV http://www.mogulus.com/kesiftv10 Alaşar TV http://www.mogulus.com/tarimtv
A Kadir Demircan’ın Hayat Hikâyesi
Video Filmini İzlemek İçin Tıklayın
Editör A Kadir Demircan 05366062730 0266.7726603 a.kadirdemircan@hotmail.com
İçindekiler
Köyde Hayat Oh
Ne Rahat
En Sonunda Dönüş
Yine Köye
Hiçbir Şeyim Olmasın
Ama Köyde bir karış toprağım ve başımı Sokacak bir göz odam olsun
Köyü Neden
emekliler tercih ederler.
Gençler neden
köyde durmazlar, köyden kaçarlar
Köyden kente
göçün asıl nedenleri
Şehirden köye
göç
Köyde günlük
hayat
Köylünün başlıca
gelir ve geçim kaynakları
Köylerimiz nasıl
şehir yapılabilir
Temiz ve modern
bir köy nasıl oluşturulabilir
Niçin köyde
yaşamak lazım
Köyde alternatif
geçim kaynakları
Köyde
yaşayanlara neden kız vermezler
Köylerdeki
Sosyal Faaliyetler
Sağlık Açısından Köy Hayatı
Köyde Yaşam
Köyde veya diğer bir tabirle kırsalda yaşamaya devamlı
hayran kalmışımdır, özlem duymuşumdur. Uzun süren memuriyet hayatı ve modern
sayılabilecek büyük şehir yaşamları insan ve araba kalabalıkları hep beni
sıkmıştır. Hafta sonu tatillerinde kendimi şehrin dışına atar, sabahtan akşama
kadar köylerde, kırlarda bayırlarda, ormanların ıssız eteklerinde, dere
kenarlarında gezer yorulur sonra eve gelirdim. Daha doğrusu kendimi kırsala
vurduğumda şehre inmek, eve gelmek çok zor gelirdi. Hatta köylerden dönerken
şehri tepeden görebileceğim bir tümsekte durur saatlerce arabanın içerisinde
TRT 4 radyosundaki beraber ve solo türküleri dinler, ay ışığı nezaretinde şehri
seyrederdim. Ertesi gün ise sabah erkenden kalkarak işe gitmek hiç işime
gelmezdi. O pazartesinin gelmesini hiç
istemezdim. Cumartesi Pazar hiç bitmesin, tatil hiç bitmesin, pazar pikniği hiç
bitmesin, sonsuza kadar sürsün isterdim. Keşke köyde yaşasaydım o zaman hiç
pazartesi sendromum olmayacaktı. Doğa ile sağlıkla huzur ile iç içe olacaktım.
Kötüleri, riyakârları, sahtekârları orada hiç görmeyecektim. Orada onlardan
emin olarak daha huzurlu yaşayacaktım.
Büyük şehirde yaşarken de aynı şeyi yapardım. Hep kafamdaki plan, bir gün mutlaka
memleketime döneceğim, memleketimin kırlarında, köylerinde, dağlarında
günlerimi geçireceğim. Köyümdeki eski küskü evde iki bükülüp altıma da çirik
atıp yatıp uyuyacağım derdim.
İlçeme yerleştiğimde bu hayalimi kısmen gerçekleştirdim. Ara
sıra köyüme gider, harmanda altıma kalın yorgan atarak döşek yapar yine üstüme
bir yorgan örterek ay ışığını seyrede seyre de uyurdum. Ama yinede o tamamen
köyde kırsalda yaşama hayalimi ve ateşimi söndüremezdim. Kararsızdım, kafama
koyduğumu hemen uygulamaya koyacak kriterler oluşmamıştı, birden de
oluşturamıyordum. En iyisi gemileri yakıp gelmekti. Sonra emekli olunca
gelirim, bu hayalimi gerçekleştiririm diye kendimi teselli ediyordum.
Gördüğüm herkese köyde yaşamayı, köye yerleşmeyi tavsiye ediyor, birebir sıkı sıkı
öğütlüyordum. Çoğu haklısın, doğru söylüyorsun, bende aynı şeyleri düşünüyorum
diyordu. Yine ben bastırıyordum, vücut dili hitabetiyle birlikte edebiyat
parçalamaya. Bak kardeşim köylerimizi kent yapalım, şehre dönüştürelim. Sen
kaçarsan, o kaçarsa, bu kaçarsa köyde kimse kalmazsa yaşam da olmaz. Neticede
insan ne kadar yalnız yaşamayı arzulasa da bu bir saat, bir gün, bir hafta veya
taş çatlasın bir ayı geçmez. İnsan yanında sesini soluğunu duyacak bir insan
varlığı ister. Hayvanlar her zaman insanın yerini tutmaz. Onlarla sanal olarak
dertleşebilirsin, sohbet edebilirsin ve anlıyorlar zannederek kendi kendini
kandırırsın.
Bak
kardeşim, varsa köyde yıkık dökük bir evin yap onu tamir, bir göz oda da olsun,
ayda birkaç günde olsun gir içerisine otur, yerleş, kal, yaşa orada. Bu senin
psikolojine, sıkıntı ve dertlerine çok iyi gelecek. Veya en azından hayatı
anlayacak ve tanıyacaksın, üstelik derin bir tefekküre dalacaksın.
Kahvesine
çık çay iç, camisine git namaz kıl, mezarlığına git geçmişlerinin ruhuna bir
fatiha oku ve mezarların arasında uzun uzun durarak tefekkür eyle, ağaçlardaki
kuş, otlardaki böcek seslerini dinle.
İkindiden sonra akşamüzeri koyun otlatan Ahmet amcanın
yanına git selamünaleyküm de, halını hatırını sor. Halinden memnun olup
olmadığını sor. Bak gör elindeki radyosuyla ülkede olup bitenlerin tamamından
haberinin olduğunu ve hükümetin sonunun ne olacağını, cumhurbaşkanının kim
olacağını, bu pahalılığın nereye kadar gideceğini, dış ülkeye asker gönderilip
gönderilmeyeceğini öğren ondan.
Sonra git avlusu başına tarladan ineklerini çıkararak sağım
için yola düşen Hatice teyzeye selam
ver. Dinle ondan torunlarının şehre kaçıp gittiklerini ve her gün kendinden
harçlık alarak kendisini bitirip tükettiğini dinle. Süt fiyatlarının
yükselmediğini ve lençberliğin artık çok zor olduğu sızlanmalarını dinle.
Anlatsın sana bir çırpıda bütün ülke şartlarını, insanların
durumlarını. Hemen kursun geçmişle, eski günlerle şimdiki günlerin arasındaki
uçurumu.
Köye girerken selam ver hasan agaya. Köyün kenarındaki iki
dönümlük bahçesinin avlusunu yapıyor. Kaçak kestiği ve sonra sabah erkenden
getirdiği pıynar çırpısıyla avlu yapıyor. Bahçeye köyün tavukları ve hayvanları
girmesin diye. Zavallı adam, her üç senede bir o avluyu tazeler. Hesap ettim 25
senede 9 defa avlu yapmış ve en az 70 gününü oraya harcamış hasan aga. O kadar
kestiği orman da cabası. Halbuki 25 sene önce iki römork briket alıp yapsaydı
avluyu bir kere, artık ölünceye kadar kendi rahat edecek, öldükten sonrada
çocukları babamızdan Allah razı olsun diyeceklerdi. Yani hem boşuna emek ve
zaman harcamayacaktı hem de dua alacaktı anlayacağınız.
Daha sonra köye in, akşam ezanı yaklaşıyor namazını cemeatle
kılar daha çok sevap kazanırsın Birde bakarsın bakalım, köyün ihtiyarlarından
kaç kişi saf oluşturmuş. Zaten köyün gençlerini göremezsin, onların akşamüzeri önemli
işleri olduğu gibi diğer zamanlarda da çok işleri vardır. Ancak cumadan cumaya
elleri değer ve camide cemaatte boy gösterirler.
Bak köyün imamı Ahmet hoca çok iyi bir insan, mübarek bir
adam. Yani diğer bir tabirle Allahın adamı. Abdestini almış, caminin ışıklarını
yakmış camiye gelenlerin verdiği selamları alıyor. Sen köye ara sıra veya ilk
defa geldiğin için, merak etme seninle daha fazla ilgilenecek. Namazdan sonrada
seni yalnız bırakmayacak ve evine yemeğe davet edecek, yemekten sonrada kahvede
çay ısmarlayacak. Yatsı namazına yakın da muhtar gelecek oda seninle iyi
hasbıhal yapacak, çay söyleyecek. Sonra yatsı ezanı okunmaya başlayacak ve
hocayla kalkıp namaza doğru ilerleyeceksiniz. Muhtar sizinle kalkmayacak tabiî
ki ondan namaz için musade isteyeceksiniz. Ne olacak beynamaz muhtar, ama
yinede hocayla araları çok iyi. Hocayı her halükarda koruyor, savunuyor tutuyor
ve ona her türlü desteği veriyor. Namaza gelmesin önemli değil, mert ve
delikanlı adam. Hocada onu seviyor, çok memnun ama hoca muhtar için ama demeden
de geçemiyor. Onu şu namaza bir türlü başlatamadım diye ekliyor.
Yatsı namazından sonra, tekrar kahveye dönüyorsun. Tabii,
sen misafirsin kahveye girdiğinde herkes sana hoş geldin deyip masasına buyur
edecek. Yaşlı yaşlı adamlar, ayağa kalkıp sana yer veriyorlar. Gözlerin
yaşarıyor adeta, gururlanıyorsun, ulan ben ne büyük adamışım da haberim yokmuş
diyorsun kendi kendine. Köylü ama asaletli adamlar, adam gibi adamlar, okumamış ama hayat mektebi
denen şeyde eğitilmiş insanlar. Birkaç tane zibidi genç seninle ilgilenmemiş
se, sende onlarla ilgilenmeyiverirsin olur biter. Onlar daha büyüyecekler,
askere gidecekler, oradan adam olup dönecekler. Daha sakalları bile yeni yeni
çıkmaya başlamış. Yarın akşam nerede düğün var, nasıl gidecekler onun sohbetine
koyulmuşlar, bize göre boş bir sohbet, içi ceviz kabuğunu bile doldurmaz.
Onlara göre o konuşmalar çok önemli. Zamanında bizde onlardan farklı değildik
ama. Nedense çabuk unutuyoruz o günleri. Merak etme onlarda düzelecekler. Köy
işte böyle dostum. Seni adam ve insan yerine koyarlar, sana değer verirler.
Orada insan olduğunu, adam olduğunu anlarsın. Dostluğu, saygıyı, sevgiyi,
insanlığı görürsün. Nede olsa modern toplumun modern şehrinde sahtekâr, riyakâr
ve menfaatçi dostlarının arasından bir günlüğüne de olsa sıyrılmışındır, adeta felekten bir gün çalmak denir buna.
Korkma, o insanlardan sana hiçbir zarar gelmez. Onların kalbinde kötülük,
entrika, fenalık tuzakları kurmak, şeytani planlar yoktur. Tabiiki her sepette
mutlaka bir veya birkaç çürük elma çıkabileceği gibi, onların içerisinde de
bozuklar çıkabilir. Ama unutma bir söz vardır istisnalar kaideyi bozmaz.
Sen emekli olduktan sonra köye yerleşmek istersen tabiiki bu
senin için çok daha uygun olur.
Maaşın var, hayvanla, tarla toprakla uğraşmayacağım, kafamı
dinleyeceğim dersen sen bilirsin. Ancak şunu da unutma, nerede olursan ol
mutlaka bir şeyler yapmalısın, meşgul olmalısın, bir iş yapmalısın. Çünkü
çalışmak ibadettir dinimizde. Atalarımız da çalışan demir küf tutmaz demiştir. Mutlaka topluma faydalı olmaya devam
etmelisin. Beşikten mezara kadar ilim, boş kalmamak ve paslanmamak için
çalışmak, iki günü birbirine eşit tutmamak. Topluma faydalı olacak bir meşgale
bulmalısın.
Mesela cami bahçıvanı
olabilirsin, kahveyi çalıştırabilir, küçük bir bakkal açabilirsin. Köy biraz
büyükse internet kafe de kurabilirsin.
Dernek kurup kültürel, sosyal, sportif faaliyetler yapabilirsin. Varsa
tarlan bağın bahçen meyvecilik ve fidancılık yapabilirsin. En güzeli arıcılık
kursuna gidip bal üretimi de yapabilirsin.
Köy hayatı çok güzel dostum. İnan ben onyedi sene Ankara’da
yaşadım. Sonra attım kendimi küçük kasabama, daha sonra saldım kendimi köyümün
çayırlarına, ormanlarına, üfül üfül meltem rüzgarı esen kel tepelerine.