Anasayfa

Biyografisi

 

Balıkesir Marmara Türkiye

    Köşe Yazıları

   Demircan'la Sohbet

   Termik Santral

    

    

    

     Kitap Siteleri

     Kitap Yurdu

     İdefiks Kitapevi

     Antoloji com

     Evi Ne Alsak

     Kibo Com

     Berk Kitapevi

     Ensar Kitap

    

     Projeleri

      İş Ticaret Rehberi

      Üstün Hizmet Ödülleri

 

     Oya Fotoğrafları Albümü

 

     Gönen Fotoğraf Albümü

       Gönen İl Temsilcileri
 

     Ülke Temsilcileri

      Bilgi Merkezi

     Yazarlarımız

     Yayıncılık

     İlan Merkezi

     Gönen Fotoğraf Arşivi

 

          Biyografisi

    

Gönen İş Ticaret RehberiGönen Telefon Rehberi

Gönen Notlarım

Editörden Günün Sözleri

Keşif  Yazı Arşivi

 

 kadirdemircankesiftv@hotmail.com  0536 6062730

  

 

 

 Gönen Sohbetleri

 

Tıklayın

 

 

 

 

 Dikkat Dikkat… Gönen Bu Akşam Türkiyem TV de

  Nasip olursa uzun bir aradan sonra Keşif programı yeniden ulusal bir televizyonda yayında. Bu akşam saat 20 00 da Gönen ve köylerinde çekimlerini yaptığım Gezi Belgesel Haber Bilim Araştırma Hobi ve Macera programı Keşif Türkiyem TV de seyircilerle buluşuyor.

Bir haftadır televizyonda programın tanıtımı yapılıyor. Program deyip geçmeyin, reklâmın iyisi kötüsü olmaz. Gönen’i ve değerlerini ulusal çapta ne kadar tanıtır ve yaygınlaştırırsak o kadar çok herkes için getirisi olur.  Gönen’in kaplıcası, oyası, çeltiği ve turizm potansiyeli var. Bunlar pazarlanmalı.  Biz de âcizane bunu yapıyoruz. Program bu akşam teknik bir aksilik çıkmaz ise yayınlanacak. Birbirinden güzel 3-4 dosyayı haber yaptık. Ayrıca Gönen Oyası ile Gönen Kaplıcaları, Dereköy Alabalık çiftliği ve Gönen’in birçok değerinin reklâmı da çıkacak. Şimdiden söyleyeyim, sonra yanlış anlamalara sebep olmasın. Programı izlerken aklınıza bu adam acaba bu programdan kaç para götürdü, belediye, kaplıcalar, turizm işletmeleri gibi kuruluş ve kişiler mi destekliyor, arkasında kaplıcalarmı var diye düşünürsünüz. Vallahi billahi hiç kimse yok arkamda.

Geçen hafta pazartesi belediyeye bir yazı yazdım, programın belediye hoperlerinden,  halkın izlemesi amacıyla duyurulması için anons etmesini talep ettim.  Nerdee, yok efendim özelmiş de, reklâma girermiş de, encümen kararı varmış da falan filan bir sürü bahane. Dedim parasını vereyim anons edin, o da mümkün değilmiş. Vay be işte belediyenin, kaplıcaların, Gönen’in ve Gönenlinin desteği bu işte dedim. Vefat eden birisinin yedi sülalesinin isimlerini bangır bangır anons edeceksin, bu özele girmeyecek, Gönenle ilgili bir televizyon programını halka haber vermek özel olacak. O zaman kapatın kendinizi dışarı, hiç kimsede Göneni bilmesin, duymasın ve gelmesin.

Televizyon programının yayını için aylık üç bin TL nin altına imza attım. Yani yayının bana maliyeti aylık 3.000 TL. Kendime güvenerek bu işe girdim ama belediyenin mali olarak desteklemek bir yana çok basit bir ilanı bile girememesi karşısında adeta şok oldum. Artık onlardan hiçbir şey istemiyorum ve beklemiyorum. Şu malum su faturasını otomatik ödeme talimatına geçirebilsem belediye binasından içeri bile adım atmayacağım. Gönen ile ilgili onlarca projem havada, sahipsiz kaldı. Paylaşacak muhatap bulamadım. 

Onun için diyorum ki;  buradan anons ediyorum. Ey Gönen halkı Bu Akşam saat 20.00 da Türkiyem TV de Keşif isimli Gönende çekimleri yapılan ve ilçemizi tanıtan bir program var. Bu program aynı zamanda 66 tane ülkeden de izlenebilen ulusal bir kanalda yayınlanacak. Bu akşam kaçırdınız, Pazar günü saat 17.45 de ve Pazartesi günü sat 05.00 da iki kez tekrarı yayınlanacak.  Varsın özele, reklâma giriyor diye belediyemiz ilan yapmasın, yayınlama gereği duymasın siz sorumlu birer vatandaş olarak bu programı duyurun, izletin, izlenmesini teşvik edin ki Gönen’in reklâmı olsun.  Gönen yani siz, biz kazanalım. Programı izlerseniz, bana, bize önerileriniz olabilir, daha güzel programlar çıkarabiliriz.

 Ayrıca programa Gönenli zenginlerimizden, hayırseverlerimizden destek olmak isteyenler olursa onları da geri çevirmeyiz.

 Gönen Sohbetleri Hayırlara Vesile Olsun…

Yazılarımıza iki sayıdır ara verdik. Daha doğrusu yayına girmedi, yayına verilmediğinden bana haber veren de olmadı, arayıp sordum. Öyle ya haber verilmesi gerekir, incelik,  iş disiplini, insana ve fikre verilen değer gereği öyle olması gerektiğine inanıyorum. En azından ayrıntı profesörü olmasam bile ben öyle yapıyorum. Yazıyı yazıyorum,  sonra tekrar okuyorum, sonra bir tekrar daha okuyorum, yanımdaki birisine de okutuyorum sonra mail ile gönderiyorum. Yetmiyor telefon ediyorum yazıyı gönderdim alın, bakın diye. Daha sonra tekrar arıyorum aldınız mı, gelmiş mi diye. İşte iş disiplini bu olsa gerek. Bir işi ıslık çala çala yaparsanız o işten hayır gelmez. İşini seveceksin ve hedefe kilitleneceksin.  Ve yaptığından dünya menfaati değil, Allah rızasını umacaksın. Müminlerin temel özelliklerinden biri de işlerini en güzel yapmalarıdır..

Sonra öğrendim ki benim yazılar uzun ve tam sayfa olduğu için yer problemi yaşanıyormuş. Nihayet onu da hallettik.  Hani birisi dememiş kesin şu adamın yazılarını, ne saçmalıyor bu adam diye. Öyle ya muhalefeti olduğu kadar iktidarı da usulünce eleştiriyoruz. Yazıların sansürlenecek ülkesi değiliz ya, Suriye, Libya, Mısır daki gibi. Bundan böyle artık günlük, kısa yazılarımla karşınıza çıkacağım. Biliyorum, kimisi severek okuyor, kimisi de söverek okuyor. Ama ben her ikisinden de mutluyum. Görenler, anlayanlar, kalp gözü açık olanların olduğu gibi, gözleri kör, kulakları sağır, kalpleri anlamaz olanlar da olacak. İstifade edenler olduğu gibi, istifadeden nasiplenemeyenler de olacak.

Gerçekten son aylarda yazdığım yazılar çok olumlu sonuçlar vermeye başladı. Suya sabuna dokunmayan yazılar yazmam mümkün değil. Boş sözden Allaha sığınırım. CHP li bir arkadaş geldi, yahu çok güzel yazmışsın, dokunmuşsun da, siyasi yazılar yazmasan veya biraz yumuşatsan olmaz mı dedi. CHP ye biraz fazla dokunmuşum, öyle anladım. MHP li önemli bir isim de yanıma geldi, bir makalenden çok istifade ettim dedi. Çizgi bu olmalı diyorum. Bazıları kızmalı,  bazıları sevinmeli ama sonunda herkes doğru yazmışsın diyebilmeli. İşte bu oldu elhamdülillah. Yamuk ve yanlış yapan babam dahi olsa hiç affetmem karşısına çıkarım, yazarım, çizerim, konuşurum. Çünkü benim dinim böyle emrediyor. Hakkı ayakta tutan hakimler ve doğru söyleyenlerden olun buyuruyor.

Belediyeden önemli bir arkadaş da yahu biraz fazla dokunmuşsun bize dedi. Ben de size az bile dedim. Ne oturuyorsunuz orada makamınızda çıkın halkın içine, sokaklara. İşçilerin yarım bıraktığı kaldırım çukurlarının başına gidin. Dört beş aydır bitirilemeyen Yapı Kredi bankasından İlçe Tarımın önüne çıkan 400 metrelik yolu görün. Yol bir türlü bitmiyor nedense.   Bir evin önünde unutulup gidilen kaldırım taşlarını görün. Bir işi yaptırmak için on kere arıyoruz, bir kere gelmiyorsunuz. Emrinizdeki işçilerinize sözünüzü geçiremiyorsanız çıkın kendiniz yapın. Ben bile elemanlarıma bir iş buyuruyorum, yaptıramıyorum veya yaptıklarını beğenmiyorum sonra o işi kalkıp kendim yapıyorum. İş yaptıramayacaksanız ve sizde yapmayacaksanız vatandaşı mağdur etmeye hakkınız var mı diye sordum. Tık yok tabiî ki. Başkasını bırak, yazarlığı çizerliği ve Recep Tayip Erdoğanı çok seviyor olmamı da bir kenara koyarak açıkça söylüyorum, bir vatandaş olarak valla ben hiç memnun değilim belediye hizmetlerinden. Park caddesinde, 11 sokakta iki tane çukur vardı, on defa aradım, tamam dediler gelen giden olmadı, aramaktan bıktım, alıştık çukur ve çökük yol ile yaşamaya. Üç ay sonra gelmişler, çukurun birini kapatmışlar,  diğerini yine yapmadan bırakıp gitmişler. Getirdikleri kaldırım taşlarını da evin önüne koymuşlar, evin yeni boyanan duvarına da hasar vermişler. Aradım kaldırımlardan sorumlu arkadaşı çok güzel konuştu tamam abi dedi, sonrasında gelen de, giden de, taşları kaldıran da, çukur kapatan da yok. Hem de park yolu üzeri. Yabancıların gelip gittiği bir yol üzeri.  Gönen’i ne güzel tanıtıyoruz helal olsun be. Ben daha ne diyeyim. Allah selamet versin diyorum. Belki bir gün bu işler olur. Olur, da teşekkür edecek, iyi şeyler yazacak konu çıkar ortaya. Bende bıktım artık eleştirmekten. Eleştir eleştir düzelen bir şey yok. Ama vatandaş hafızasına not eder, bu dünyada sormazsa öbür dünyada sorar. İyi güzel şeyler yazmak istiyorum. Hayırla kalın, hoşça kalın.

Gönen’in Bozulmasına Fırsat Vermeyelim

İçki Satmayanlara Teşekkür Ediyoruz…

1. Bölüm

Gönen’i tanıtırken ne diyoruz, Şifa Diyarı Gönen diyoruz. Kaplıcasıyla, doğasıyla, çeltik tarımıyla, Ömer Seyefettin’i ve Mehmet Efendisiyle Türkiye ve Dünya genelinde tanınan, bilinen ve ünü olan Gönen de son yıllarda tehlike çanlarının çalmaya başladığını görüyorum.

 Bu tehlikeyi görmeyen de, her şeyin güllük gülistanlık olduğunu söyleyen de olabilir tabiî ki. Gözler farklı olduğu gibi niyetler ve ameller de farklıdır.

Çok yeni ve şahit olduğum bir anımı anlatayım. Hava güzel, pazar günü hanımla pikniğe gidelim dedik. Erzaklarımızı önceden aldık çıktık yola. Ancak içecek bir şey unutmuşuz, giderken de bir marketten gazoz alalım dedik. Gördüğümüz ilk marketin önünde durduk, baktık kı tekel yazıyor, dolapta gazoz şişeleriyle içki şişeleri, marketin önü adeta bira ve rakı kokuyor hemen uzaklaştık. Derken başka bir market gördük durduk önünde, hanıma dedim ki iyice bak Tekel yazısı veya dolapta içki şişesi var mı diye. Çünkü bazıları Tekel yazısını ve içki şişelerini dışarıdan gizliyorlar. Baktık ki o da tekel bayisi, bastırıp gittik şehrin başka bir tarafına. Yana yana Gönen’de içki satmayan market arıyoruz.  Şu işe bakın hem de caminin karşısında, okulun da yanında bir yer, oda içki şişeleriyle dolu tekel bayisi çıkmadı mı. İnanın kahrolduk. İnadına İçkisiz bakkal aramaya devam ettik sonunda nihayet bulduk ve şükür çektik. Gönül huzuruyla gazozumuzu aldık ve o bakkala bu durumu anlattık. Bakkal demesin mi sizin gibi günde en az onbeş yirmi kişi aynı şeyi anlatıyor ve bize içki satmadığımız için teşekkür edip gidiyor.

Yahu şu hale bakın, her yer tekel bayisi ve içki satış yerleriyle dolmuş. Şehrin kıyılarında akşamüzeri her yer arabaların içinde bira içen insanlarla dolup taşıyor. Yetmemiş, tarlaların, bağların içine ve çay boyuna da küçük kulübeler yapmışlar, sota yerler bulmuşlar bira içmek için. Evlerine, ailelerine, çocuklarına harçlık vermezler kasayla biraya bir kucak dolusu para verirler. Bir arkadaşım bir yıl önce bu konuyla ilgili bilgileri resmi makamlardan almıştı. Bana verdiği bilgilere göre Gönen’de 75 in üzerinde tekel bayisi, 250 nin üzerinde bar pavyon ve gazinoda çalışan tamamı yabancı konsinetris kadın, beş civarındada bar pavyon ve gazino varmış. Şu işe bakın kafa dağıtanların sayısı çoğalmış, yakında Gönen dağılacak, şehir bitecek,  huzur ve güvenlik yok olacak.  Gönen şifa diyarı, Mehmet Efendi diyarı diye anılırken, içki içenler diyarı, tekel bayileri ve pavyonlar diyarı diye anılmaya başlarsa şaşırmayın.

Sabah erkenden evimin penceresinden görüyorum, bir adam bisikletle şehrin kenarında çuvalı almış bira şişesi topluyor, çuvalı dolmuş.  Yine ana yoldan giderken sırtında çuval ile yolda yayan yürüyen adam gördüm. Arkadaşa dedim ki bu ne iştir, çuvalı arkasına almış, Gönen’e doğru yayan gidiyor ve yol vızır vızır araba doluyken hiçbirine binmeyip yayan gidiyor dedim. Meğer adam yolun kenarındaki akşamdan ve gece boyu atılan bira şişelerini topluyor ve sonra onları satarak geçimini sağlıyormuş. Ne güzel dedim ya ilçemizin yetkilileri, yöneticileri farklı bir iş kapısına vesile olmuşlar, ne kadar çok sevap kazanıyorlardır. Artık kabirlerinde huzur içinde uyurlar, çocuklarına, torunlarına, çevresine anlatacakları bir eserleri var dedim.

Dinimizde bir kural vardır, herkes bilir. Bir iyiliğin yapılmasına destek ve ön ayak olan o iyiliği bizzat yapmış gibi sevap kazanır, mükâfatını alır. (Yazının  Devamı Yarın….)

Gönen’in Bozulmasına Fırsat Vermeyelim

İçki Satmayanlara Teşekkür Ediyoruz…

2. Bölüm

 Bir kötülüğün yapılmasına ve yaygınlaşmasına da vesile olan,  fırsat veren, destek olan kişi de o kötülüğü, günahı bizzat işlemiş gibi günah kazanır ve cezasına muhatap olur.

Gönen’e bu kötülüğü yapanlara, vesile ve destek olanlara ben hakkımı helal etmiyorum arkadaş. Bu kişiler, sorumlular, yetkililer kabirlerinde rahat edeceklerini düşünüyorlarsa hiç düşünmesinler, bu günaha ortak olma onları sadece kabirde değil her iki alemde huzursuz edecektir. Eğer birazcık duyguları varsa düşünürler, düşünebilirlerse anlarlar. Çünkü Kuran düşünmez misiniz, akletmez misiniz diye sık sık ikaz ediyor bizleri. Başımızı yastığa koyup düşünelim.

Kim veya kimler bu bayilere, pavyonlara fırsat ve izin verdi, kolaylık gösterdi. Kim, hangi yetkili bu yanlışlıkları görmüyor, duymuyor, anlamıyor ve önlem almıyor.

Çarşı da bir yer biliyorum ki, tekel büfesi, kasa kasa içki satıyor, sık sık kavgalar, tartışmalar, gürültüler oradan eksik olmuyor. Etrafındaki dükkânların hepsi boş, camlarında aylardır hatta yıllardır kiralık yazıyor, tutan, kiralayan yok. Kiralayanlar da iki üç ay içinde boşaltmak zorunda kalıyor. Tekel büfesini işleten kişi kendisini garantiye almak için yeri satın almış, kendi yerine tekel büfesi açıyor ki kimse çıkaramasın. Bu gün hangi birimiz birahanenin, pavyonun, içki büfesinin yanında, yakınında iş yeri açmak ister,  ailesinden birisini çalıştırmak ister tabiî ki hiç kimse istemez.

İçki büfelerini ve o cenahı yakından bilen bir arkadaşın verdiği bilgilere göre içki satış yerleri iyi satış yapıyor ve Gönen’de aylık içkiye giden para miktarı tam 20 trilyona yakın. Kulaklarıma inanamadım, tekrar tekrar sordum anlattıkça şok oldum. Ayda 20 trilyon Gönen’de içki tüketimine para gider mi. Çok yazık oluyor Gönen’e.

Benim bir sorumluluğum yok, Allaha şükürler olsun, içki büfelerine ben dolaylı da olsa ! ruhsat vermedim. Vicdanen çok rahatım.  Rahat olmayanlar düşünebilirler.. Baktım adamlar sarhoş, gördüğüm zaman da bulaşmamak ve zarar görmemek için yol ve yön değiştirip kaçıyorum.  Çünkü ne diyor dinimiz “İçki bütün kötülüklerin anasıdır” Bir gün gelip kaçamaz hale gelmemek için çok acilen bir şeyler yapmalıyız.   İlgilileri, siyasileri, halkımızı buradan açıkça duyarlı olmaya ve göreve davet ediyorum.

Buralarda çalışan, iş yapan, para kazanan kardeşlerimize de açıkça çağrı yapıyorum. İçki yani sarhoşluk veren her şey haramdır. Haramları alıp satmakta günahtır, haramları satarak elde edilen gelir de haramdır. Çoluğunuza, çocuğunuza haram lokma yedirmeyin. Aç mı kalalım, başka ne iş yapalım diyenler kesinlikle kurtulamazlar. Allah’ın arzı geniştir, başka yerlerde ve başka işlerde rızkınızı arayabilirsiniz. Ülkemizde kimse açlıktan ölmemiştir. Gönen de de açlıktan öleni duymadık, görmedik.

Gönen’in bu gidişatına bir dur denilmeli. 72 bin nüfuslu bir ilçede 75 in üzerinde içki ve tekel büfesi, 25 tane bar pavyon gazino olur mu, 250 tane sigortalı konsinetrisin çalışması ne demek. Allah’dan korkmak lazım.

Yine çarşıda esnaf olan bir arkadaşım anlattı. Dükkânının üzerindeki bir daireyi altı tane erkek ile altı tane bayan kiralamak istemişlerde arkadaş engel olmuş. Bir evde diyor altı bayan ile altı erkek nasıl kalır, ne iş yapar, niye kiralar, nasıl yaşar merak edip ev sahibini aradım ve sert çıktım diyor. Bay bayan öğrenciler ev kiralamışlar birlikte yaşıyorlarmış, yabancı ülkelerden gelen, Gönen’de yaşayan, ne iş yaptığı, nereden gelir sağladığı belli olmayan bayanlar varmış. Bir vatandaş ve Müslüman olarak, Bir Gönenli olarak bunlar yenilecek, yutulacak, sineye çekilecek, bana ne denilecek şeyler gibi gözükmüyor.

 Unutmayalım etrafımızdaki yangına seyirci kalır isek yangın yana yana gelir bizi de sarar, bizde yanarız. Yangını önceden önlem alıp çıkmamasını sağlamakla veya çıktıktan sonra söndürmekle görevli ve yetkili olanlar ah almasınlar isterim.  Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Hiçbir kötülük ve yanlış cezasız kalmaz. Bu dünyada cezasını göreceği gibi, öbür dünyada hesap vermesi çok daha zordur. Mümkün olduğu kadar öbür tarafa hesap bırakmamalıyız.

Ben yazarım,  Allah bana da bu arzuyu ve kabiliyeti vermiş. Duyduklarımı, işittiklerimi, gördüklerimi, düşündüklerimi böylece yazıyorum, dile getiriyorum, paylaşıyorum.

 Yetkililer ve ilgililer de ister görevlerini yaparlar, bu yanlışları düzeltirler, yazdıklarımdan yararlanırlar, faydalanırlar ve bana teşekkür ederler. İsterlerse de bu yazdıklarımdan hiç haberleri bile olmaz, yakınındakiler de kendilerine söylemezler, iletmezler, duymazlar, görmezler. Yine isterlerse bana kızarlar, her şeye çomak sokuyor derler, atmış sıkılamış derler, kaale almazlar. Ne yaparlarsa yapsınlar hiç umurumda değil, ben Allah hakkı için yazdım ve rahatım. Yarın hesap gününde bunları duydun da dilin yokmuydu niye söylemedin, yetenek verilmedi mi niye yazmadın diye sorgu meleklerinin sorularına muhatap olmayayım istiyorum.

Güzel bir Gönen ve güzel bir gelecek için hep birlikte el ele vermeliyiz. Sürçü lisan eylediysek affınıza sığınırım. Amacımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemek. Niyet hayır ise amel de hayır olur derler. Bizim niyetimiz herkesin mutlu, iyilik ve güzellik içinde olması.

 

Bir Kimse Kuran-ı Bilmedi Sanki Bu Dünyaya Hiç Gelmedi

  Yukarıdaki söz yani yazımım başlığı sevdiğim, saydığım ve konferanslarından Türkiye ve dünyanın etkilendiği gibi, şahsımın da bizzat kendisini tanıyıp ve dinleyerek etkilendiği muhterem Şevki Yılmaz’a aittir.       

   Hani bir zamanlar, konferanslarıyla ülke genelinde hınca hınç salonları dolduran, milletin uyanmasına ve kalplerindeki pasın silinmesine vesile olan Rize Belediye Başkanıyken Refah partisinden milletvekili olan 28 Şubatın, münafıkların, yerli işbirlikçilerin, cuntacıların bir cümle İslam düşmanlarının hedef tahtasındaki isim idi kendisi.

 Konferanslarının birçoğunda aynen derdi ve haykırırdı. Bir Kimse Kuran-ı Bilmedi Sanki Bu Dünyaya Hiç Gelmedi.  Yani Kuranı Kerimin okumasını bilmiyorsanız, öğrenmemişseniz, öğrenme gereği duymamışsanız,  manasını okumuyorsanız, hayatınızda Kuranın hiçbir yeri yoksa o zaman kendinizi bu dünyaya hiç germemiş ve bu dünyada hiç yaşamamış sayabilirsiniz. Ne kötü ve garip bir şey değil mi. Bu dünyada olacaksın ama hiç yaşamamış, gelmemiş hükmünde sayılacaksın. Hani okula derse girersiniz de öğretmen sizi yok yazar, hemen itiraz edersiniz, vardım, işte ispatı, şahitlerim bunlar der kendinizi savunursunuz. Öyleyse dünyaya gelmemiş sayılmamak, yok yazılmamak için ne yapmamız gerektiği sizce açık değil mi. Eğer akleden bir topluluk, Allahın akıl sahibi yaptığı bir kişi isek.

Düşünebiliyor musunuz, Müslümansınız, lafı gelince mangalda kül bırakmıyorsunuz, herkese akıl veriyorsunuz ama daha Kuranı okumasını bilmiyorsunuz, öğrenmemişsiniz. Hatta ve hatta evinizde Kuranı Kerim Kitabı bile yok, varsa da çantasına koyup tarihi eser gibi duvara asmışsınız.

Çevremde inanın birçok insan tanıyorum, değil Kuranı okumasını bilmek evinde Kuranı kerim bile yok.  Evinde Kuranı Kerimi olanları gördüm, kitap yepyeni daha çantasından hiç çıkarılmamış. Çiçek gibi evin bir köşesinde saklanmış muhafaza edilmiş. Düğünlerde gösteriş olsun diye, borç altın takacağız diye birbirleriyle yarışanlardan hiçbirinin inanın akıl edip de düğün evine hediye olarak yüce kitabımız Kuranı Kerimi götüreni görmedim. Görsem  şaşardım zaten. Hediyeleşmekmiş, nasıl hediyeleşmekse. Tek tek yazıyorlar, kameraya kaydediyorlar sonra geri götürüp teslim ediyorlar. Adı da düğün hediyesi oluyor. her şeyimiz sahte olmuş. Peygamberimiz hediyeleşin diyor. Götürdüğünüz hediyeyi geri isteyin, geri alın demiyor. Bunun hadı hediyeleşmek olmamalı.

Sebepsiz ve sonuçsuz olarak hiçbir şey yaratılmamıştır. İnsanların olduğu gibi eşyanın ve mahlûkatında bir yaratılış sebebi vardır.

İşte İnsanların yaratılış gayesini anlatan ayeti kerime.

            Zariyat  56: “Ben insanları ve cinleri, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım”.

            Zariyat 57: “Ben onlardan bir rızk istemiyorum (ben onları kendilerine yahut başka bir kimseye rızk versinler diye yaratmadım) bana (kullarıma) yemek yedirmelerini de istemiyorum”

Hayvanların yaratılış gayesi ni ise Kuranı Kerim şu şekilde açıklıyor..

            En’am 142: “Hayvanları da yük ve kesim için yaratan Allah’ tır..”

Kitabı Kuran olan bir insana onu okumak emredilmiştir. Kuran insanlara bir öğüttür ve kolaylaştırılmıştır. Bakınız ilgili ayeti kerime ne buyuruyor.

            Neml 92: ”Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum. Tebliğ etmekle kim doğru yolu bulmuşsa yalnız kendisi için bulmuş olur. Kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. Dalâlete düşene de ki; ben sadece uyaranlardan biriyim...

            Kamer 17:” Ant olsun ki Kuran’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık, öğüt alan yok mudur?”

Kuran-ı Kerimi istediğiniz yerden ve konudan okuyabilirsiniz, bu konuyla ilgili ayeti kerimede şudur.

            Müzemmil 20:”...Kuran-ı Kerim’den kolayınıza geleni okuyun; namazı kılın, zekatı verin, Allah’a güzel ödünç takdiminde bulunun.”

 Yani bu yüce kitabı okumamanın, bilmemenin, öğrenmemenin hiçbir mazereti, kaçışı yoktur.

 

Kuran’ın  sorumluluğunu yer, gök ve dağlar korkudan alamayıp, insan bu sorumluluğu üstlenmiştir

            Ahzâp 72: “Doğrusu biz bu emaneti           (Kuran’ı Allah’a itaati ve ibadetleri) göklere, yere, dağlara, teklif ettik de, onlar bunu yüklenmekken (emaneti, sorumluluğu almaktan) çekindiler. Korkup titremişlerdir. Pek zalim, (bu emanetin hakkını gözetmediğinden) çok cahil olan insan ise onu yüklenmiştir.”

            Haşr 21:”Eğer biz bu Kur’an -ı bir dağın üzerine indirseydik, muhakkak o dağı; Allah korkusundan baş eğmiş, parçalanmış görürdün. Bu temsiller yok mu, işte biz onları insanlar için yapıyoruz; olur ki düşünürler...”

 

Düşünmek - tefekkür etmek - ibret almak - öğüt kabul etmek - hayırlı sonuçlar çıkarmak aklı olan insan içindir.

               En’âm 126: ”Bu İslam dini, Rabbinin doğru yoludur. Gerçekten biz, ayetlerimizi, düşünen bir topluluk için beyan ettik.”

Tabiî ki, dünyaya hiç gelmemiş olmak  yani Kuranı hiç bilmemiş, öğrenmemiş, okumamış  olmak özgürlüğünüz de vardır.

Yunûs 100:”Allah’ın  izni olmadıkça, hiç bir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. Bir de Allah, akıllarını iyi kullanmayanlara azap eder.”

   Nisâ 165:”(İman edenleri Cennetle) müjdeleyici, (küfredenleri cehennemle) korkutucu olarak peygamberler gönderdik ki; bu peygamberlerin gelişinden sonra insanların (yarın) Kıyamette; bizi imana çağıran olmadı diye, Allah’a bir hüccet ve özürleri olmasın. Allah azizdir, hükmünde hikmet sahibidir.”

 

          Fussilet 26: “İnkar edenler: ”Bu Kur’an-ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki bastırırsınız dediler.”

          Bakara 231:”...sakın Allah’ın ayetlerini şaka yerine tutmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve size öğüt vermek için indirdiği Kur’an-ı ve ondaki hikmeti düşünün.”

          A’raf 204: ”Kuran okunduğu zaman, O’nu hemen dinleyin ve susun. Olur ki merhamet edilirsiniz.”

          Kâfirler Kur’an ayetleriyle alay ederler, Kur’an-ı Kerim okunmaya başlandığında gürültü yaparak onu bastırmaya çalışırlar, başka söze dalarlar, Kur’an okunan yeri terk ederler, bundan hoşlanmazlar, kulak vermezler. Yazık ki toplumumuz içerisinde de aynı özellikleri Müslüman olarak bilinen kimselerde de görebilmekteyiz.

Dünya meşguliyeti müminleri Allah’a kulluktan alıkoymaz.

          Nûr: 37:”Nice adamlar vardır ki, ne bir ticaret, ne de bir alışveriş (onları, gerçek müminleri) Allah'ı anmaktan, namazı gereği üzere kılmaktan ve zekatı vermekten kendilerini alıkoyamaz. Onlar bir günden korkarlar ki, o günde kalpler ve gözler korkudan halden hale döner kıvranır.”

             Kuran’ın ayetleri birbirinin benzeri ve tekrarı şeklindedir; Allah’tan korkanlar (Allah’ı sevenler) Kur’an okunduğunda tüyleri ürperir, kalbi titrer, yumuşar, düşünmeye ve derhal emirlerine uymaya başlar.

            Zümer 23:”Allah; ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden kitabı, sözlerin en güzeli olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların, bu kitaptan tüyleri ürperir ve hem de kalpleri Allah’ın zikrine yumuşar ve yatışır. İşte bu kitap Allah’ın doğruluk rehberidir, onunla istediğini doğru yola eriştirir. Allah kimi de saptırırsa artık ona doğru yolu gösteren bulunmaz.” Buyrulmaktadır.

         Ben âcizane tabiî ki önce kendim için bu hususları kendime hatırlatmaya çalıştım. Çünkü en güzel tebliğ yaşamaktır. Kendin yaşamıyorsan, yaşayın, yapın, edin, iyi olur diyemezsin, desen dahi itibar görmez, etkili olamazsın. Onun için bütün bunları kendim için yazdım ve yine kendim okuyacağım ve kendime çeki düzen vereceğim.

  Haftaya aynı gün ve aynı köşede buluşmak üzere hoşça ve sağlıcakla kalınız.

Dostlarımızla da Düşmanlarımızla da Gurur Duymalıyız

Bu çok sevdiğim bir sözdür ve sık sık tekrar ederek ne anlama geldiğini herkese anlatmaya çalışırım.

Gerçekten de öyle. Dostlarımızla nasıl gurur duyuyorsak, düşmanlarımızla da gurur duymalıyız. Çünkü bir kimse diyorsa ki, benim hiçbir kimseyle alıp veremediğim yoktur, düşmanım hiç yok, herkesle dostum. O zaman ben o kişiden şüphe ederim arkadaş. Çünkü o kişide münafıklık alameti var olabilir. Herkese yaranmaya çalışan kişi, doğru adam olamaz.  Eğer gerçekten ben doğruysam, iyi ve düzgün bir insan isem, benim mutlaka dostlarım olmalı ve yine ben iyi ve doğru bir insan isem benim mutlaka düşmanlarım da olmalıdır ve olacaktır. Hani bir düşünelim ve İslam tarihine bakalım, gidelim. Peygamber efendimiz Hz Muhammed (S.A.V ) i örnek alıyor ve önder kabul ediyorsak, müşriklerin, kâfirlerin, cahillerin ona yaptıkları zulüm ve kötülükleri hatırlayalım.  Kendisine ne entrikalar çevirmişler ve ne tuzaklar kurmuşlardı da o bunların hiç birinden yorulmamıştı ve onlar için dualar etmişti. Ben diyorum ki doğru ve iyi yolda olanların yaşasın düşmanları ve yaşasın dostları.

 Müslüman öyle bir kimsedir ki, elinden ve dilinden emin olunan kişi demektir. Müslüman’ın ne Müslümana ve ne de kâfire ve münafığa hiçbir kimseye zerre kadar bir kötülüğü ve zararı olamaz, dokunamaz. Müslüman hep iyiliği tavsiye etmek, kötülüklerden uzak tutmak için çalışır. Şerrinden emin olunmayan, şüphe duyulan kişilere Müslüman bile denemez. Müslüman düşmanlarına bile iyilik eden kimse demektir.  Hani bir atasözü vardır “ İyiliğe karşı iyilik her kişinin işidir, kötülüğe karşı iyilik de er kişinin işidir” der.

Ben yazılarımda hep hissettiğimi, yaşadığımı, gerçekleri yazarım. Yazarken de fikir ve düşüncelerimin ana kaynağı Kuran ve sünnet olur. Çünkü Kuran’a ve sünnete dayanan yaya kalmaz, yolda kalmaz,  sözleri havada, boşlukta kalmaz, tartışma götürmez. Onun için de bu güne kadar kimse arayıp ta şurada yanlış yazmışsın demedi, diyemez de.  Kuran’a ve sünnete dayanan, referansı İslam olan kişi en sağlam yere dayanmış demektir.

Şöyle bir etrafımıza bakalım; kimler bize düşman, kimler hep devamlı, dur durak bilmeden, her yerde, her ortamda aleyhimizde konuşuyor, çalışıyor, o kıymetli zaman sermayesini ve enerjisini bizim için harcıyor. Ağır taşı uzağa fırlatamazsınız, yine ağır taş hiç bir zaman uzaklardan gelmez. Ağır taşlar her zaman en yakınımızdan, bizi en iyi tanıyanlardan, yani iyilik yaptıklarımızdan, tabir yerinde ise beslediğimiz… lerden gelir.  Sizi bilemem ama ben de bu hep böyle olmuştur. Düşmanlarım, bana gizli ve aşikâr kötülük ve fenalık tuzakları kuranların, her ortamda yaptığım işleri küçümseyip, birer kulp bulup hafife alanların, karalayanların, kusur ve eksik araştırıp bunları yaymaya çalışanların, hep bir zamanlar birlikte olduğumuz, çalıştığımız, hatta benden iyilik gören kişilerden geldiğini görüyorum. Düşünün bir kere, siz de aynısını görürsünüz.  Düşmanlarınızı asla uzaklarda aramayın derim. Bir yerlerden bilmediğiniz kötülükler, engeller geliyorsa, işleriniz ters ve aksine gidiyorsa, o işe şeytanın karışması yerine bir yakınınız karışmış olabilir, önce en yakınınıza, iyilik yaptıklarınıza bakın, onlar arasında araştırın.  Bu öz kardeşiniz bile olabilir.  Düşmanı uzaklarda aramamalıyız.

Çok sevdiğim ve yıllarca birlikte olduğumuz ve aynı zamanda GönTAM yönetim kurlunda olan bir abim bir sohbetimizde dedi ki; ”yahu seni yıllarca tanıyorum, içini, dışını her şeyini biliyorum, yaptıklarını takdir ediyor ve onun için her türlü desteği vermeye çalışıyorum, yaptığın işler hep cemiyet, toplum işi, hizmeti ve bütün bunlar için senin yanında oluyorum.. Ama birisi geçen gün bir ortamda, senin için öyle kötü ve karalayıcı şeyler konuştu ki adeta şoke oldum, inanamadım ve adamı bozdum, ağzının cevabını verdim. Adamı da tanıyorum, herkes için hemen hemen aynı şeyleri konuşur durur, yani işi gücü hep insanları eleştirmek, karalamak, dedikodusunu yapmak, fitne fesat işleri. Dedim ki, abi o adam zamanında iyilik yaptığım .....dan birisidir, şimdi bile önüne bir kemik atsam kuyruğunu sallar, kemiği güzelce yer ve sonra yine havlamaya başlar. ”  Bu tipler dünyalık menfaatçisidirler, çıkarları olunca anında yüz seksen derece u dönüşü yapabilirler, her yerleri yalamadır, karakter falan yoktur. Esfele sefilin lerden dir, aşağılardan da aşağı seviyesinde yani.  Hakkımda konuşmaları, benim bir hatamı, eksiğimi düzeltmeleri için, Allah hakkı için değil, şeytani heva ve heveslerini tatmin içindir. Kalpleri kararmıştır, topluma sundukları bir projeleri, işleri, eserleri, başarıları, heyecanları, hedefleri, gayeleri, amaçları yoktur.  Yapacak işleri yoktur ve yegâne işleri odur.  Ben onlarla gurur duyuyorum. Mümin müminin aynasıdır ya hani, ben de onlara bakarak kendime çeki düzen veriyorum. Ben de böyle miyim acaba, işim gücüm insanları karalamak, kötülemek, kusur araştırmak mı diye düşünerek kendimi fena şeylerden ayıklıyorum, kendi kendimi hesaba çekiyorum yani. Hani mümin müminin kusurlarına gece gibidir, iyiliklerine de gündüz gibidir ya.  Hani bir müminin haksız yere aleyhinde konuşan ve dedikodusunu yapan, mümin kardeşinin ölü etini yemiş gibidir ya. İşte ben bu durumlara düşmekten korkuyorum ve tabiî ki Allah’a sığınıyorum.

 Ben şahsen ne dostum olan, ne de düşmanım olan kişi için onlara gelecek hiçbir kötülük beni mutlu etmez, üzer.  Bu dostum için de, düşmanım içinde böyledir. Benim inanç sistemim bu şekilde tanzim edilmiş.

Düşmanlarımızın düşmanlıkları, entrika ve tuzakları, bizim için kötülük dilemeleri hiçbir şey ifade etmez. Allahın dilemesi ve izni dışında yeryüzünde bir yaprak dahi kıpırdamaz.

Al-i İmrân 120:” Size ( Müslümanlara) bir iyilik dokunursa (bu) onları üzer ve kederlendirir. Başınıza bir felaket gelirse, onunla ferahlanır ve sevinç duyarlar. Eğer siz sabırlı olur da korunursanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez.

Yukarıdaki ayeti kerime ne güzel ifade etmiş.  Ayeti kerimede Müslümanların başına gelen bir iyiliğin kâfirleri üzdüğünü, kahrettiğini, kötülük ise onları sevindirdiğini, ferahlattığını anlatıyor. İyi düşünelim ve biz de de böyle bir hal var mı yok mu diye.

Eğer bir kardeşimizin başına gelen olumsuzluklar sizi mutlu ediyor, ferahlatıyorsa o zaman münafık ve kâfirlerin safında bulunduğunuzu hatırlayın.

Prensibimiz şu olmalı, benim mutlaka ve mutlaka dostlarım ve düşmanlarım olmalı ve onlarla gurur duymalıyım. Ya düşmanlarım olmasaydı benim, halim nice olurdu. Hiçbir şey yapmaz isem, kitap yazmaz, yazı yazmaz, proje üretmez, hiçbir iş yapmaz, etliye sütlüye karışmaz,  doğruya doğru demez, yanlışa yanlış demez, gelene ağam, gidene paşam deseydim halim nice olurdu.  İnsan bu dünyada ya var olmalı, ya da olmamalı.  Olmakla olmamak arasında birisi asla olmamalı. Kadir Demircan diye birisi bu dünyaya ha gelmiş, ha gelmemiş olmamalıyım ben. Gelmiş ile gelmemiş arasında asla olmamalıyım ben. Sıradan değil sıra dışı olmak yegâne hedefimiz ve amacımız olmalı. Sıradanlık, ne kadar kötü bir şey. Milyonlarca on milyonlarca, yüz milyonlarca kişi den biri, aynısı olmak ne kötü şey. Her insan bu dünyada tekdir, eşi ve benzeri yaratılmamıştır. Yani bu dünyada bana benzeyen,  benim aynım olan birisi yoktur. Ama iş, hayat, hizmet ve aktivasyon olarak da başkalarına benzemeyen biri olmalıyım ben.

Varsınlar bana düşman olsunlar. Toplum için bir hizmet üretmeyenler, kendi çıkar ve menfaatlerinden başka bir düşünceleri bulunmayanlar, varlığı kendisine, ailesine, çevresine ve bu topluma yük olanlar, fitne ve fesatçılar, günahkârlar, münafıklar, kâfirler, İslam düşmanları, hırsızlar, huysuzlar, fırsatçılar, fesatçılar bana düşman olsunlar istiyorum. Onların düşmanlığının bana zerre kadar bir zararı olmadığı gibi, aksine mükâfatı olacaktır ve buda benim için avantajdır.

Hiçbir zaman için, herkesle dost olayım diye bir düşüncem olmadı.  Herkesle dost olmak için çalışayım, dost olayım, ancak dost olamadıklarıma da asla düşman olmayayım ve düşmanlık etmeyeyim isterim.

Ben hiçbir zaman için kâfirlerin halleriyle hallenmek istemem. Bakınız Kuran ne buyuruyor.. He konuda sık sık Kuran’a başvururum. Çünkü Kuran’ın değinmediği bir tek konu yoktur.

Enâm 38:”...kitapta biz hiç bir şeyi eksik bırakmadık”. Buyuruyor.  İşte konumuzla ilgili çarpıcı bir ayeti kerime daha.

               Al-i İmrân 111:”(Ey Müslümanlar) Yahudiler size eziyet vermekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşırlarsa arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da yapılmaz”.

               Nisâ 52:”Onlar, Allah’ın  kendilerine lanet ettiği kimselerdir. Kime de Allah lanet ederse, artık ona asla bir yardımcı bulamazsın”.

Râ’d 11:”Her insan için, önünden ve arkasından takip eden melekler vardır. Onu  (insanı) Allah’ın emriyle korurlar.”

         Enfâl 36: ”Allah yolunda alıkoymak için mallarını harcayan kâfirler,  yakında yine onu harcayacaklardır. Sonra da (gayelerine eremeyeceklerinden) bu onlara pişmanlık ve yürek acısı olacak,  sonunda mağlup olacaklardır. Küfürlerinde sebat edenler toplanıp cehenneme götürüleceklerdir”.

   Al-i İmrân 186: ”Ant olsun ki; sizden evvel kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a eş koşanlardan da gerçekten birçok incitici şeyler işiteceksiniz. Eğer bunlara katlanır ve sabrederseniz (sakınırsanız) işte bu, din işlerine bağlılık (ihlas – şuur – samimiyet) ve metanettir.”   

     Müslümanlar dinlerinde ihtilafa ve ayrı yorumlara düşerek, hükümlerin bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayan, kendilerini doğru yolda görüp öğünerek diğerlerini tanımayan, aşağılayan, küçümseyen müşrikler gibi olmamalıdırlar.  Böyle bir davranış İslam’da yoktur. Allah böyle haller içerisine girenlerin gazaba ve cehennemde çok şiddetli bir azaba çarptırılacağını beyan buyurmaktadır.

Bu haftalık da bu kadar. Sürçü lisan eylediysek affola. Haftaya aynı köşede buluşmak üzere Allaha emanet olun. Dostlarınızın da, düşmanlarınızın da kıymetini iyi bilin.

            

Denizkenti Denizikent Yapmak İçin Yola Çıkıyoruz

      Bundan 6 ay önce bu köşede bir raporum yani makalem yayınlanmıştı. Hatırlanacağı üzere Demiştim ki;” Sinek, Saz, Toz ve  İhmal Kenti …. Denizkent

    Köy Değil,  Şehir Değil, Mahalle Değil, Belde Değil Ne Burası?

Adı olan fakat hükmü ve statüsü olmayan yerleşim yeri… Denizkent veya Pınarkent

    Havası, suyu, doğası güzel ama hizmeti güzel değil. Yıkılmış ama yenisi yapılamamış. Gideceksiniz ama kalamayacaksınız. Soracaksınız ama bulamayacaksınız. Akdeniz’in incisi derler ya, işte buraya da Marmara’nın incisi diyebilirsiniz.

       Anlatırlar hep 40-50 yıl önceden beri Denizkent varmış, zamanın zenginleri tatillerini burada geçirirlermiş. Antalya Bodrum, Kuşadası yokken Denizkent varmış.

    Şimdi Kuşadası var, ama Denizkent ne var ne yok. İhmaller çok. Denizkent ile ilgili bir site, bir tanıtım filmi, slaytı bile yok. Kimse yapmamış, düşünmemiş, gerek görmemiş.  İhmaller birbirini kovalamış durmuş. Düşünsenize, Denizkent sahi sizce ne? Mahalle mi acaba? köy mü? yoksa. Veya şehir mi?, yoksa belde mi?. Nüfusu kaç? kaç kişi yaşıyor? Sorunları neler? Mahalle ise muhtarı kim? muhtarlığı nerede?  Şehir veya beldeyse belediye başkanı kim? Şayet siteyse site başkanı kim ne iş yaparlar? Velhasıl kelam karmakarışık bir yer. Kafam karıştı.” Diye makalem tam iki sayfa olarak yayınlanmıştı.

    Herkes Gönen’i, Denizkenti sever ama biz nedense bir başka seviyoruz. Kimisi Gönen’de iyi para kazanıyordur sever, kimisi iyi rant bulmuştur sever, kimisi belediye arsasından arsa alıp denize nazır villa yaptırmıştır villasında oturmayı sever, kimisi de gidip kafa çekmeyi sever. Yani severlerde severler, herkesin ayrı bir sevgisi vardır. Denizkentte ne bir evim, ne bir arsam, ne de bir hazine arazisi üzerine kondurduğum ve içinde bira içtiğim kaçak bir kulübem veya karavanım var. Hiçbir şeyim yok. Tek zevk aldığım şey, yılda bir kez eşimin ‘’illa gidelim, bak herkes gitti, bir biz kaldık gitmeyen’’ demesi ve ısrarıyla Denizkent’e gidip, birazcık utana sıkıla suya girip -çıkıp, denizin üzerinden, Çanakkale üzerine doğru batan akşam güneşini doyasıya seyri temaşa eylemem. Güneş batarken o kadar güzel ki defalarca fotoğrafını çekip sonra herkesle paylaşıyorum.  Güneşin batışını izlerken tefekküre dalıyorum, Allahın gücünü ve kudretini görüyorum, onun bize sunduğu o doyumsuz nimetleri ve güzellikleri düşünerek şükür ve dua ediyorum. Ve sonra batan güneşle birlikte Gönen’in yolunu tutuyorum.

        Sonra diyorum ki şu güzel yerden ne olur Türkiye’deki insanlar da yararlansa, herkes istifade etse, devre mülkler, pansiyonlar, oteller, kamplar, alışverişler olsa da Gönen insanı da bunlardan yararlansa. Gönen’de üç bin beş bin kişiye ve aileye de buradan ekmek çıksa ne olur.

       Erdeğe gittik, Ocaklarda değil boş pansiyon - oda, bir tek ağaç kuytusu bile bulamadık. Her yer tıklım tıklım. Denizkent’te ise bir tek pansiyon, oda, çadır bile yok. Her yer boş, insansız, atıl vaziyette. Yaz günleri inanın insanlara olumsuz cevap vermekten bıktım. Her yerden arıyorlar, Denizkent’e gelmek istiyoruz kalacak yer varmı diye. Ama nafile, yok çekiyorum, nasıl yok, her yer insanla dolmuş da boş oda, pansiyon yok değil. Pansiyonculuk, otelcik, devre mülkçülük, kiralık ev yeri, organizasyon yok. Düşünsenize emlakçı bile yok.   İstanbul’dan adamın birisi arsa alacak oldu, rica etti gidip fotoğrafını, filmini çekip adama gönderdik, sonra geldiler emlakçıdan iki tane arsa aldılar, şimdi de ev yaptırıyorlar. Belediye altı sene önce insanların günlük olarak barınabildikleri pansiyon türü yıktığı odaları hala daha yapmadı, yapacağı da yok.

        Gittim oraya, gece gündüz dolaştım, herkesle konuştum, rapor hazırladım ve bu köşeden de yayınladım. Yayınladım da ne oldu, ilgililerden ses mi geldi, tık mı geldi…  Sanki sahipsiz bir şehirde yaşıyoruz vesselam.

Ama karar verdik arkadaşlarla GönTAM olarak Denizkente el atıyoruz. Sivil inisiyatif başlatıyoruz.

Kış bitti, baharın başındayız, tatil sezonuna 3 ay var. Bari bu sezon boş geçmesin, zararın neresinden dönersek kar olur, ne yapabilirsek onu yapalım.  Gönen için kar olur düşüncesiyle yola çıktık. Gücümüz tabiî ki enerjimiz, Gönen sevdamız, bu toprakları karşılıksız seviyor olmamız. Halka hizmet Hakka hizmettir sloganımız, insanların “hayırlısı insanlara faydalı olanıdır” düşüncesi parolamız. Bir kimse Allah razı olsun der ise bu yegâna karımız, demez ise “iyilik yap at denize, malik bilmezse halik bilir”  sözü de düsturumuz.

         Buradan açıkça çağrı yapıyorum, Ey Gönenliler, Gönen halkı, Denizkent halkı, Denizkent’te yaşayanlar, Denizket’te evi, villası, köşkü, arsası, tarlası olanlar lütfen bu çağrımıza cevap verin.  Bize katılacakları bekliyorum. Önce bir platform ve grup oluşturmamız, sonra projeye son şeklini vermemiz, hedeflerimizi koymamız lazım. Eğer biz yapılması gerekenleri, devletten, belediyelerden, kendimizden başkalarından beklesek bir 40 yıl daha bekleyeceğinizden kimsenin şüphesi olmasın. Suç sizin, bizim. Taşın altına elini koymayanların, nemelazımcı olanların, kendinden başka kimseyi düşünmeyenlerin.

      Denizkent ve Pınarkentte evi, arsası ve işi olanlar başta olmak üzere bir şeyler yapmalıyız diyenleri açıkça GönTAM’a davet ediyorum. Bineceğiz arabalara, tutacağız Denizkent’in yolunu, gezeceğiz, göreceğiz, dinleyeceğiz, bilgileneceğiz, düşüneceğiz, konuşacağız ve sonra başımızı önümüze koyup neler yapacağımızı kararlaştıracağız.  Sonra da aldığımız kararları birer birer uygulamaya koyacağız. Bakalım ne olacak, hep birlikte göreceğiz.

      Bilen bilir, bilmeyen bilmez. Gönendekilerin çoğu bilemezler,  daha doğrusu bilmek ve görmek istemezler, ama  dışarıdakilere sorabilirler. Onlar yani dışarıdaki Gönenliler çok iyi biliyorlar ve açıkça da söylüyorlar ki, GönTAM son 7 yıl içerisinde tanıtım, değişim, bilgi, iletişim, koordinasyon ve proje uygulama anlamında Gönen’de büyük işler başardı. Dile kolay, sadece ve sadece bir - iki tane örnek vermek gerekirse, son 3 yıl içerisinde tam 3.000 tane Gönen ile ilgili film çekimi yapılıp internete yüklendi. 70. bin fotoğraf çekildi ve paylaşıma sunuldu.  Ve bu filmler ülke ve dünya genelinde 19 milyon kişi tarafından paylaşılıp izlendi. Şimdi düşünün, Denizkente de Gönen gibi bir kere el atarsak neler olabilir.  İnternete girin ve Gönen Denizkent yazın bakalım ne çıkacak. Denizkentin ilk ve tek sitesini dahi biz yaptık. (www.denizkentemlak.tr.gg- www.gonendenizkent.tr.gg ) Peki, buranın muhtarlığı, belediyesi yok mu dersiniz yok işte. Olsa bunları yapmak bize mi düşerdi. Tabiî ki, hiçbir şey yapılmamıştır demek istemem, çok iyi şeyler yapılmıştır ama yeterli olmamıştır, insanlar memnun edilememiş, bu kentler hak ettiği yerlere getirilememiştir. Burada asıl suçlular, kendi sorunlarına sahip çıkmayan sakinlerdir, halktır.

    “Denizkente sahip Çıkalım ve bir şeyler yapalım” platformunu oluşturmaya başladık. Bekliyoruz katılacakları, destek olacakları, köstek olacakları, entrika çevirecekleri, paşa paşa evlerinde, villalarında oturarak  bizi seyredecekleri, akıl verecekleri.. Rolleri görelim diyoruz.

        Biz çıktık yola, şimdilik 5 kişiyiz, bakalım bu sayı kaç olacak. Çoğalırsak, güçleneceğiz, güçlenirsek iyi şeyler yapabileceğiz, iyi şeyler yapabilirsek, daha iyi şeyler ortaya çıkacak ve hepimiz mutlu olacağız.

Yukarıda girişini verdiğim altı ay önceki raporumdan sonra sonuç bölümünde de  yapılması gerekenleri de 7 ana başlık halinde şu şekilde sıralamıştım;

1.İlk öncelik olarak Denizkent önce bir statüye kavuşturulmalı.

2.Mekân sahipleri sorunlarına sahip çıkmalı ve yönetime aktif olarak katılmalı, taşın altına elini koymalı.

3.Sosyal Mekânlar Çoğaltılmalı

4.Yatırımcılar Teşvik Edilmeli

5. Tanıtım ve reklâm

6.Çevre Düzenlemesi

7.Sağlık açısından tanıtım ve teşvikler yapılmalı

       Demiştim. Yeni oluşturacağımız platform ve çalışma gurubuyla inşallah daha pratik bir rapor ortaya çıkar. En basit olarak eldeki imkânlarla, yapılabileceklerle, yapılması gerekenlerden başlanırsa sonuç alındıkça ilerlemeler sağlanır. Biz işi ilk olarak tanıtım ve reklâm ile başlamak istiyoruz. Bir dergi, bülten, gazete veya broşür çıkarmak, TV programları, devre mülkçülük ve konut kiralama işlemleriyle bir çıkış başlatabileceğimizi düşünüyoruz. Orada bir ofis ve irtibat bürosu açmayı, emlak alımı ve satışlarını da canlandırmayı planlıyoruz. İyi bir hareket başlatılırsa, emlak fiyatları da artar, değer kazanır.

    Ben her zaman şunu söylerim, niyet hayırsa amel de hayır olur. Tabiî ki, bize destek olan olursa, varsa Gönen ve hizmet sevdalıları,  bir de ortaya çıkarlarsa olur bu iş. Yok ortaya kimse çıkmaz da sadece seyirci olmak isterlerse, bir 40 yıl daha seyretsinler derim, başka ne diyeyim. Bekliyoruz, Denizkente sahip çıkalım platformuna katılacakları. Fikirleri, düşünceleri olanları, istek ve şikâyetleri olanları, ben şunu yapabilirim, edebilirim, verebilirim diyenleri bekliyoruz. İşte irtibat numaralarımız:05366062730.0266.7626793 gonen_gontam@hotmail.com Adresimi: Altay Mah. Park Cad. 11Sk:No:34 Gönen

Güzel Bir Denizkent ve Güzel Bir Gönen olması dileğiyle…

Demokrat Partinin Başında, Güzel Bir insan

Halk Parti ile Demokrat Parti Farkı

 

Güzel yerlere güzel insanlar yakışır. Yahya Kemal Beyatlı’nın çok sevdiğim bir şiiri var. “İyi İnsanlar İyi Atlara Binip Gittiler.” diyor. Yine bir şiirde şair diyor ki. “ Kimler yok ki orada, evliyalar, ulamalar, padişahlar, devlet adamları, yakımızdaki en sevdiklerimizden nice insanları, nice gönül dostları ve tabiî ki başta bütün insanlığın sevgilisi, önderi, Allah’ın elçisi, peygamberi, peygamberimiz Hz Muhammed (S.A.S). Hepsi ölüp, içimizden sıyrılıp oraya, yani ebedi aleme gittiler.  Ne kadar doğru bir şiir sözü değil mi. İyi insanlar iyi atlara binip gittiler.  Sanki biz dünyada kötülerle baş başa kaldık.  Sanki bizim dünya sürgünümüz uzadıkça uzadı. Sanki iyiler gitmese de, şu kötüler;  insanlığın, insanların, devletlerin başına bela olanlar, ergenekoncular, cuntacılar, Ergenekon’un, mafyanın, çetecilerin ve bir cümle kötüler ve kötülerin avukatlığı yapanlar gitseler olmaz mı.  Sanki iyilerin hepsi oraya gittiler de biz de kötülerle burada baş başa kaldık hissine kapılıyor insan ister istemez. 

İyi bir insan görelimde ferahlayalım diye bakar, bekler olduk. Karanlık 28 Şubat sürecinde bir adam, bir cesur yürek vardı gönüllerimize su serpen. Adı tanksavar hasana çıkmıştı. Diğer bir adı da adı ile müsemma güzel insan, Hasan Celal Güzel’di. Mert, dürüst, cesur, sözünü esirgemeyen, hainlerin ve cuntacıların hazzetmediği bir adam.  Daha neler neler, ne adamlar var hepsinden Allah razı olsun. Geçen televizyon seyrediyorum, Ülke TV, Turgay Güler’in “Sıra Dışı” programına Hasan Celal Güzel konuk olmuş. Eskilerden anlatıyorlar. Bir ara söz Namık Kemal Zeybeğe geldi. Malum ikisi de rahmetli Özal’ın yakın arkadaşı dostu ve bakanıydılar.  Turgay Güler daha yeni, son kongrede Demokrat Partinin başına gelen Namık Kemal Zeybeği sordu.  Nasıl bir adam dedi. Güzel insan Hasan Celal Güzel de dedi ki, yakinen tanıdığım bir dostum, arkadaşımdır. Milliyetçi, mukaddesatçı, demokrat, cesur ve dürüst bir arkadaştır dedi.

 Evet, yeryüzünde insanlar da insanların şahitleridirler, kıyamette de aynısı olacak. Orada da insanlar, insanlara şahitlik edecekler, referans olacaklar.

 Namık Kemal Zeybeği 1987 yılından beri tanırım ve takip ederim. Turgut Özal kabinesinde Kültür bakanıydı. MHP kökenli,  mükemmel bir hitabeti olan, mili ve manevi değerlere bağlı, Türk cumhuriyetlerini ve dünyayı iyi bilen, tanıyan bir adam.

İki hafta sonra aynı programda bu sefer Namık Kemal Zeybek konuk olmuş. Turgay Güler programında  konuğu Namık Kemal Zeybeğe  bir soru sordu. Sayın Zeybek, Kemal Kılıçtaroğlu ile sizin aranızdaki fark nedir dedi.  Hani siz de benim adım Namık,  ben bulurum, ederim diyor musunuz diye sordu. Tuzak bir soruydu bu, ne cevap vereceğini hepimiz merak ederken, mükemmel bir cevap verdi Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek den. Dedi ki; Kemal Kılıçtaroğlu,  bu güne kadar bu ülke için herhangi bir “icraat yaptığı” bilinmeyen, görülmeyen, duyulmayan bir partinin genel başkanı, ben de bu ülke için “icraat yapmadığı” görülmemiş, duyulmamış olan bir partinin genel başkanıyım dedi.  Aramızdaki fark bu dedi.  Mükemmel bir tespit, noktasından virgülüne kadar katılıyorum bu söze. Gerçekten ülkemizde bir efsane olan Demokrat partinin başına gelebilecek en iyi arkadaşlardan biriydi Namık Kemal Zeybek, o da oldu ve geldi.  Demokrat parti, bizzat parti başkanı olarak, CHP ye oy verdiğini söyleyenlerin elinden çıkmalıydı. Tabiî ki, bundan önceki Süleyman Soylu’yu da unutmamak lazım. Seçimler öncesi Gönen’e gelmişti ve akşamüzeri otobüsün üzerinden yaklaşık bin kişilik bir topluluğa hitap etmişti.  Kendisini hiç tanımıyordum ve ilk defa dinliyordum.   Konuşmalarını dikkatlice dinledikçe, dedim ki kendi kendime bu da güzel bir insana benziyor dedim. Sonra başkalarına da sordum bu adam kim, nasıl biri diye, hepside iyi birsine benziyor dedi. Ve sonradan gerçekten dürüst, kaliteli, vizyonu olan birisi olduğu çıktı ortaya. Turgay Güler’in programında, Hasan Celal Güzel’e, Namık kemal Zeybek ile birlikte Süleyman Soylu da soruldu.  Güzel, onun için de çok güzel şeyler söyledi. İnşallah diyorum, iyi insanların tamamı iyi atlara binip gitmemişlerdir.  Demokrat parti tarihindeki şanına yakışır yerini yine alacaktır. Süleyman Soylu ile Namık Kemal Zeybeğin aynı kadroda, aynı ekip de birlikte olmalarını, takım oyunu oynamalarını ne kadar isterim. İnşallah o da olur. Demokrat Parti, Adalet Parti, Anavatan partisi Demirellerden, Cindoruk’lardan, Mesut Yılmaz’lardan çook çekti. Bu üç partideki özlenen ruhu şu andaki Ak Parti topluma yansıtmaya çalışıyor. Gerçekten Recep Tayyib Erdoğan’ın, Demokrat Partinin Menderesinden, Anavatan Partisinin Özalın’dan, Refah Partisinin Erbakan’ından çok şeyler aldığını ve topluma yansıttığını hissediyorum.

Ha şunu da söylemek isterim, bu topluma tabiî ki CHP de, MHP de lazım, herkesin mutlaka bir hizmeti vardır. Bizim şer bildiğimiz şey hakkımızda hayır olabilir. Bu topluma bina,  konferans salonu, kampus, mahalle, sokak basan İşçi Partisi ile DTP gençliği de lazım. Ergenekoncular da lazım. Onlar olmasa diğerlerinin kıymeti nasıl anlaşılacak.

İşte Erbakan hoca rabbinin huzuruna gitti. Yıldızlar da kayıp gider durmaz yerinde, iyi insanlar iyi atlara böylece binip giderlerken, dua edelim de iyi insanların hepsi gitmesin, bir kısmı kalsın, yenileri çıksın, çoğalsın, fırsat verilsin.

Eskiden her şehirde akil insanlar bulunurdu, kendilerine danışılırdı. Eskiden partilerin gençlik kolları, ve kadın kolları, teşkilatları olurdu. Filanca kişi, filanca  partinin gençlik kollarında yetişmiş, gelmiş derdik. Şimdi bu partilerin yerlerini menfaat ve çıkar kolları, fraksiyonları almış. Daha yeni şahit olduğum bir olayı anlatayım. Genç birisi, İktidar partisi Gönen teşkilatının yeni üyesi olmuş. Sohbet ediyoruz,  adam gaza geldi veyahut ben gaza getirdim rahat rahat konuşuyor. Adam diyor ki ne partisi kardeşim diyor, bana ne diyor üyelikten falan. İşsizim, ne olur olmaz, iktidar partisine iyi gözükmek lazım diye gidip üye oldum, gelip gittim, her toplantısına katıldım, verilen görevleri yaptım, biraz koşturdum bir yere şimdilik kapağı attık.  Yarın kim iktidar olursa,  hangi partide ışık görürsem çıkar ona geçerim ne olacak, alt tarafı basit bir form doldurmak diyor. İşte geldiğimiz nokta bu. Günümüzdeki insan prototipi bu işte. Dönek,  çıkarcı, menfaatçi, karaktersiz,  amacı ve gayesi olmayan, ikiyüzlü ne derseniz deyin. Partilerin gençlik teşkilatlarında yetişmiş adamlar belediye başkanlığında da diğer görevlerde de çok başarılı oluyorlar. Merdivenleri ağır ağır, basamak basamak çıkacaksın.  Hani bir şiir var, ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden diye.  Teşkilatçı insanlar böyle her yerde başarılı oluyorlar.  Başbakanımıza bakınız, MSP nin Gençlik kollarından geliyor, il başkanlığı yapmış, belediye başkanlığı yapmış.  Tırmalaya tırmalaya, hazmede hazmede, mücadele ede ede, hak ederek gelmiş.

Valla ben açıkça söyleyeyim, İHL mezunuyum, MTTB den geliyorum, İslam milliyetçisi ve mukaddesatçı, aynı zamanda liberal düşünceli bir insan olarak ve hiçbir partiye, lidere ve şeyhe de kendimi kiralamamış olarak güzel insanların hepsini seviyorum. Adnan Menderesi seviyorum,  Turgut Özal’ı, Necmettin Erbakan’ı, Recep Tayip Erdoğan’ı,  Muhsin Yazıcıoğlu’nu, Namık Kemal Zeybek’i, Hasan Celal Güzel’i, Şevki Yılmaz’ı, Fetullah Gülen hoca efendiyi, Gönenli Mehmet Efendiyi, Mahmut Bayram hocayı, Ömer Seyfeddin’i vel hasıl sevilecek insanların hepsini seviyorum. Sevdiğimi Allah hakkı için sevmeye, sevmediğimi de Allah hakkı için sevmemeye gayret ediyorum. Çünkü kıyamet gününde kiminle olmayı arzu edersem onları sevmeye çalışıyorum.  Zaten Allah herkese sevilmeyi nasip etmez, tabiî ki herkese de sevmeyi, sevebilmeyi nasip etmez.

Allah hepimize Allah’ın sevdiği bir kişi olmayı,   insanlar tarafından sevilen bir kişi olmayı, sevilmesi gerekenleri sevmeyi, nefret edilmesi gerekenlerden de nefret etmeyi bilen ve başarabilen  bir kişi olmayı  nasip etin.

Vekilimizi Arıyormuşuz…

Nerede aranır, nasıl bulunur, nitelikleri neler olmalıdır.

Malum, seçimler ve sandık iyice yaklaştı, kapıya dayandı. Yeni dönem için milletvekili seçimleri yapılacak. Aday adayları konuşulmaya ve adaylık kulisleri yapılmaya başlandı.

Bana da soruyorlar, ne düşünüyorsun, kim olabilir veya olmalı, konuşulanların şansları nedir diye. Tabiî ki bana soranlar, sıradan benim gibi basit vatandaşlar. Yani öyle değerli, yetkili, ilgili, görevli, kendine bu işlerle ilgili araştırma ve çalışma yapma görevi verilmiş kişiler değiller. O tür kişileri göremediğim gibi, fikirlerini, ne düşündüklerini, ne planlarının olduğunu da bilemiyorum tabiî ki.

Kapalı kapılar ardında bir şeyler planlanıyordur, bir bildikleri vardır, Gönen adına birileri, bizden daha iyi şeyler düşünüyordur diye tahmin ediyorum.  Niye böyle düşünüyorsun diye soranlara şunu söyleyebilirim.  Önceden biz bu filmleri defalarca izledik. Eski izlediğimiz filmlere geri gitmek için hafızamızı toparlarsak çok şeyler hatırlarız.

Mesela ben bir tanesini hatırlatayım. 2004 belediye seçimlerinde ne olmuştu. İktidar partisinin 5-6 tane aday adayı oldu. Bu insanlar adaylık için para yatırdılar, haftalarca, aylarca işlerini güçlerini bırakıp koşturdular, ümitlerini, duygularını, heyecanlarını, enerjilerini, psikolojilerini bu işe odakladılar. En sona doğru gelindiğinde, dört kişi de Ankara’ya mülakata gitti.  Mülakat sonrası iyi sınav verenlerden iki arkadaşın isimleri zirve yapmıştı, ikisinden biri mutlaka aday olacaktı. Yani iki kişinin  % 50 şansları vardı, hatta birinin şansı % 90 a bile çıkmıştı. Kesinleşti kesinleşecek, bitti bitecek ti ki...

Sonra ne oldu, okus bokus üç ondokuz bir yirmi dokuz yapılıp, tombaladan tavşan çıkarılmadı mı. Kimsenin aklında, zihninde, gündeminde olmayan, bir ismi, adı sanı hiç geçmemiş olan bir aday, konuşulmadan, tartışılmadan, araştırılmadan, istişare yapılmadan, halka dahi sorulmadan şak diye ortaya çıkarılmadı mı.

Malum eskiyi hatırlarsak o günlerde, şu anda iki yıldır yurt dışında yabancı dil mastırı yapan çok değerli biri ile, yine şu anda çok önemli bir iş adamı olan biri ne kadar çok çalışmışlardı, vatan, millet, sakarya için değil mi.   Halkımız onlara çok minnettar, hayır ve dua ile anıyorlardır şimdi olları değil mi !.

 O insanların hiç mi gururu, onuru yok. İnsanların gururlarıyla kim oynayabilir. Ama oynayan oynuyor. Siyaset entrikalar sistemi yapılmamalı değil mi. İnsanları siyasetten soğutmanın ne anlamı var. Ama ben soğumadım. Çünkü siyaset İslam’da vardır.  Siyasetin gerçek anlamdaki sözlük tabiri de şudur. Bilmeyenler öğrenmeli.  Aynen yazıyorum. İnanmayan varsa benim Gönen’in şehir ve köylerindeki tüm camilerinde ve kütüphanelerde mevcut olan “İmam Hatip Rehberi” isimli kitabımın 280 inci sayfasında var.  Zamanında önemli sözcükleri de eklemiştim kitabıma. Ayrıca bu kitap Diyanet İşleri Başkanlığı Yayın Kurlundan da onaylı bir eserdir.  Kitaba bakarak aynısını buraya yazıyorum.

Siyaset:Yaratıcı tarafından insanlara vaaz olunan bir dinin tüm kurallarının, idareci tarafından, idare edilenler üzerinde, en mükemmel bir şekilde uygulanıp tatbik edilmesi sanatına siyaset, bunu başarılı bir şekilde uygulayana da siyasetçi denir. Dünyanın en büyük siyasetçisi  ( idarecisi) Hz Muhammed (S.A.V) dir.” Yani siyaset bir peygamber sanatıdır, mesleğidir. İslam la demokrasi çelişmez, birleşir. Zaten orta doğudaki diktatörlerin şeriat adına uyguladığı kurallar ve uygulamalardan çok çekti bu ümmet.   Kimileri demokrasiyi kendi menfaatine göre algılar ve uygular, kimileri de şeriatı kendi menfaati ve çıkarları doğrultusunda algılar ve uygular ve tabiî ki kullanır.  Bu türden, siyaseti kötü yapanlar, kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda kullananlara bakarak siyasetten soğumak olmaz.. O gün hokus bokus yapanlar, bu gün tenha ve karanlık sokaklarda, millettin bağrından atıl bir şekilde ancak yürüyebiliyorlar. Doğal tasfiye, Allahın adaleti, etme bulma dünyası işte ne diyelim. Her zaman söylediğim ve çok tuttuğum bir söz var. Koltuktan düş, kanepeden düş, makamdan düş, minareden düş, daldan düş, nereden düşersen düş, ama asla gönüllerden düşme. Gönüllerden düşmek düşmelerin en berbatı oluyor. Dünyan da, ahiretin de kararıyor.  Sokağa çıktığında insanlar senden yüz çeviriyorlarsa, seni gördüklerinde eski kötülüklerini hatırlıyorlarsa var valine.

Gönen vekilini arıyormuş. Bu gün isimleri konuşulanlar veya isimlerinin konuşulmasını sağlayanlar dikkatli olmalılar. Milletvekilliği de öyle ucuz bir şey olmamalı bence.  Aç tavuk kendini mısır ambarında görmemeli. Bir de benden daha iyi vekil olur diye ortaya çıkanlar, kendi propagandasını ve reklâmını yapanlara da çok dikkat etmeliyiz.  Eğer gerçekten sen iyi isen, sen çıkma ortaya, seni bulsunlar,  çağırsınlar, konuşsunlar, ayağına teklife gelsinler, yalvarsınlar.  Övündüğümüz, gururlandığımız Osmanlıda böyle değilmiy di. Padişah bir kişiye valilik teklif ediyor, o kişi de diyor ki benden daha ehil olan şu kişi var, ona gidelim, ben bu göreve hazır ve layık değilim diyor. Şimdi öylemi, ben her şeye layığım deyip ortaya çıkanlara ne demeli.  Nereden nereye. Ama iyi bir başbakanımız var, böyle ortaya çıkanlara, birilerinin pazara çıkardığı kişilere prim vermeyecek kadar deneyimli. Yanlış hesap Bağdattan da, başbakandan da döner.

Önceki dönemde öyle olmadı mı?  Gönen’den birisi kendi kendine aday olup, kendi kendine listelerde öne çıkıp, kendini Ankara’ya yamamaya kalkmadı mı. Sonra ne oldu. Allahın dediği oldu. Doğal tasfiye. Senin etin  ne budun ne diye sorarlar adama.  Meşhur atasözü var. Herkes ayağını yorganına göre uzatmalı.

 Vekil olacak kişi halkın içinde, halk ile, kol kola, yan yana, gönül gönüle omuz omuza olmalı.  Halka selam vermeyeceksin, siyah camlı arabayla, siyah gözlükle dolaşacaksın, sırça köşklerde oturacaksın, hiç bir sivil toplum kuruluşunda yerin yurdun  yardımın olmayacak, kendi işlerinden başka bir marifetin olmayacak, Gönen’den başka bir yere ancak 3 günlüğüne gideceksin sonra …..

Vekil olacak kişide ben şu özellikleri ararım. Eğitimi ne, nerelerde çalışmış, hangi işleri başarmış, eserleri ne,  Türkiye’nin kaç ilinde, nerelerde görev yapmış,  gezmiş, dolaşmış kaç ülkeye gitmiş. Başardığı ve halkın hafızasında yer eden eserleri, projeleri neler. Toplam kaç kişiyi tanıyordur veya bulunduğu şehir, ülke ve dünya genelinde kendisini tanıyan kaç kişi vardır, bin kişimi, on bin mi, yüz bin mi kaç kişi.  Hitabeti, insanlarla sıcak iletişim ve diyalogu nasıl, iş bitiriciliği nedir. Toplumda sevilen yönlerimi, sevilmeyen yönlerimi baskın. Bu güne kadar en fazla kendi çıkarları için mi, kamu çıkarları için mi emek göstermiş, başarılı olmuş. Milli ve manevi değerlerimizle barışık mı, kavgalımı yoksa münafıkça bir tavrımı var. Tabiî ki özellikleri daha da arttırabiliriz.

 Vekilimizi, Biga’dan, Bandırmadan, çevre ilçelerden, Silivri’den, yurt dışından yabancı dil eğitimi de almışlardan ararsak çook ararız.

Adamlara baksanıza, “ ses kaydında “ önce liderleri toparlayalım, yangını kaynağından halledelim”  başka bir ses kaydında da “ tepelemek var acımak yok, sorarlarsa adam ihtilal yapmayı düşünüyor dersin” diyen kanlı bir darbe planlayan ve cezaevinde olan cuntacılara rozet takıp vekillik teklif ediyorlar. İnanın duyduklarıma inanamıyorum. Bu partiler sanki seçimlere giderken eceli gelmiş gibi bir harekete giriyorlar, seçimlere giderken kamikaze dalışı yapıyorlar. Sonrada Ak Partinin oyları niye yüzde ellilere tırmanıyor diye merak ediyorlar.  Onlara soruyorum, niye merak ediyorsunuz, hepiniz adeta Ak Partinin tek başına, hem de ezici bir çoğunlukla iktidara gelmesi için Ak Partililerden daha fazla çaba gösteriyorsunuz.  Siz böyle yaptıkça, akıllı, sağduyulu ve demokrasi yanlısı bu millet kime gidecek, belli değil mi adres. Valla ben çok açık fikirliyim, kızan kızar, darılan darılır, şu anda R. T Erdoğan’ dan başka alternatif bir lider göremiyorum. Keşke görebilseydim, bir tane görmüştüm onu da sanırım bu hainler suikastla helikopterini düşürdüler.

Ama ümitliyim, Allah hiçbir zaman yanlış kişileri iktidara getirmez, gelseler de orada fazla tutmaz.  Allah Müslümanlar aleyhine kimseye bir zafer nasip etmez. Görüyorsunuz Ortadoğu da iş birlikçi diktatör hainler birer birer fare deliklerine gönderiliyorlar.  Az bir saltanattan sonra ebedi bir zillete nasılda mahkûm oluverdiler.  Onların sonları böğüre böğüre ölmektir. Allah, halk  ve insanlık düşmanlarının sonları hep aynı olacaktır.

     Yine yazı konumuza dönmek gerekirse şöyle diyebilirim. Halk aslında kimin vekil olacağını biliyor da, halka soran yok. Kim vekil olabilir, vekilliğe layıktır o kişiler var ama onlara uğrayan yok. Ben biliyorum ama bana soran yok. Ne mücevherler var, ne insanları tanıdım.  Hepsi Gönenli, ama hepsi, Gönen dışında yaşıyor. Ne demişler atalarımız, alçak yer yiğidi hor görür. Yiğitler Gönen’de barındırılmaz, barınamazlar.  İki ay önce bir konuğum geldi GönTAM’a,  orduda görevli üst düzey bir subay. Gönen’li,  bilgi, vizyon, enerji, heyecan, sosyal- kültürel yön süper. Şaşırdım kaldım,  nerede yetişmiş bu adam dedim, hayretler içinde kendime sordum, bu adamları değerlendiren olur mu, hizmet fırsatı veren olur mu, seni biz şurada görmek istiyoruz diyen olur mu.  Olmaz dedim, dürüst, ilkeli, ahlaklı,  halkla barışık, halkın içinde olan, hizmet sevdasıyla yanıp tutuşan insanlar, kuytuda kalmaya mahkûmlar bu ülkede dedim.  Adam Gönen’e, annesini ziyarete gelmiş, gelmişken bir de belediyeye uğrayayım yetkililerle tanışayım demiş. Demiş demesine ama randevu alamamış, tanışma hevesi kursağında kalmış. Böyle onlarca kişiyle tanıştım, dertleştik.  Kapımız ve gönlümüz Allaha şükür herkese açık. Kimseye ne randevu veriyorum, nede alıyorum. Bu gün randevu vermeyenler,  verdikleri randevuyu yerine getirmeyenler unutmasın ki bir gün gelecek, çok bol vakitleri olmasına rağmen, randevu isteyen bir tek kişi bile olmayacak.

İnşallah vekilimizi buluruz. Devam edelim bakalım aramaya. Gönen’den gerçekten yukarıda saydığım bütün kriterlere uygun birisi çıkarsa, hangi partiden olursa olsun vallahi önce ben destek veririm. Parti, purtu ayrımı yapmam.  Kriterlere uygun birisi de, cuntacıları liste başına yerleştiren partilere de herhalde itibar etmez.

İnşallah hakkımızda hey şey hayırlı olur.  Gönen’den hayırlı birisi çıkarda yine hayırlı işler yaparak ilçemize, memleketimize, insanımıza hizmetler sunar.

Hanımlar Konferansta, Beyler Kahvede

Hayra ve İlme Hizmet Vakfını Termik Ederim

Gönen’de hanımlarımız Gönen’in gururu olmaya devam ediyor. Perşembe akşamı yatsı namazından sonra sinema salonunda  “Namazla Diriliş”  adlı konferansta salon doldu taştı.

Üçyüz kişilik salonda altı yüz kişi nasıl konferans izlermiş herkes şahit oldu. Ben oturmaya yer bulamadığım gibi fotoğraf çekmeye de fırsat bulamadım. Adeta mahşer günü gibi bir kalabalıktı.

Namaz Gönüllüleri Platformunun yaptığı konferansın Gönen’deki ev sahibi hiç şüphesiz yine Gönen Hayra ve İlme Hizmet Vakfı idi. Gerçekten Hayra ve İlme Hizmet eden bir vakıf. Adı ve hizmetleri ile müsemma bir kuruluş. Yirmi yıla yakındır ilçemizde hizmet veriyor. Partiler, cemaatler, görüşler, inançlar, kuruluşlar ve tabiî ki siyaset üstü bir kuruluş. Tam bir Osmanlı kuruluşu. Koltuk, kanepe, makam, menfaat  mücadelesinin yerine hizmet  etme ve sevap kazanma mücadelesi var. Herkes bu kuruluşu örnek almalı bence. Vakti ve maddiyatı bulunduğu halde hiçbir derneğe, vakfa üye olmayanlar, bir kuruş, zerre kadar bir desteği, ilgisi ve alakası bulunmayanlar bence kendinden ve insanlığından utanmalı. Ben insan mıyım acaba diye kendini sorgulamalı.

Konferansı ayakta izleme imkânım oldu. İnanın salonun üçte ikisini hanımlarımız oluşturmuşlar. Hani konferans salonlarında bir prensip olur, hanımlar için de yer ayrılmıştır derler ya.  Burada tam tersi olmuş. Erkekler için de yer ayrılmış. Ayrılmış ayrılmasına ya,  kendilerine ayrılan yeri kahveden, okey masasının başından gelip te dolduramamışlar bile.

Konferans salonunu şöyle bir izledim, başı açık başı kapalı her kesimden ve yaş gurubundan hanımlarımız inanın bilgiye, ilme susamışlar. Doldurmuşlar salonu hınca hınç. Çoğu da ayakta ve merdivenler üzerinde, hiç konuşmacıyı göremeden sadece sesini duyarak izliyorlar. Zaman zaman gözyaşlarının sel olup aktığını ve büyük bir inanç atmosferinin içinde kendilerini bulduklarını gözlemledim.

Gerçektende hanımlarımız Gönen’li Mehmet Efendi diyarına daha fazla yakışıyorlar, Mehmet efendinin memleketini daha iyi temsil ediyorlar.

Mahalleden hanımlar birleşerek akın akın salona konferansa gelirlerken, eşlerinin de onları konferansa bırakıp kahveye gittiklerini gördüm. Çok üzücü bir nasipsizlik. Senin ayağına kadar bir ilim, bilim fırsatı gelmiş onu tepiyorsun.  Fırsatları değerlendiremiyorsun. Kahve ve okey masası kaçıyor mu be adam. İnanın ilçemizde bir program olup ta gidemedim mi içimde bir burukluk, eksiklik, huzursuzluk oluyor. Acaba kaçırdığım bir fırsat mı oldu. Herkes fırsattan istifa de etti de, bir ben mi edemedim diye düşünüyorum.

Bu şunun gibi bir şey dir. Çarşıda, bir salonda, insanları toplamışlar, gelenlere ikişer yüz TL para vermişler. Siz de gidememişsiniz ve iki yüz TL den olmuşsunuz. Veyahut da şöyle de düşünebiliriz. Belediye hoparlörü bir haftadır bu konferansın anonsunu yaptı. Belediye hoperlerinden denilseydi ki, Perşembe günü akşamı saat 20.00 da Sinema salonunda Maliye bakanlığından gelen bir ekip herkese 100 er TL para dağıtacak diye anons edilseydi ne olurdu. Herhalde salon 300 kişiyle ancak mı dolardı, yoksa yer kapmak için Perşembe günü güneş doğmadan sabahın altısında salonun önünde kuyruklar mı oluşurdu. Kahvelerde okey oynayan adam mı kalırdı. Görüyoruz Sosyal yardımlaşma Vakfının önündeki kuyrukları da oradan tahmin ediyoruz. Mesela o kuyrukta olan insanlardan, Perşembe günkü konferansta kimse gözüme çarpmadı.

Bir diğer husus halkın hınca hınç doldurduğu, gönüllerin coştuğu, büyük buluşmaların yaşandığı önemli programlarda ne hikmetse ilçemizin yerel basından kimseleri göremiyoruz, görmekte zorlanıyoruz veyahut çok az ve kısa süreli görebiliyoruz.

Mesela en son Mehmet Efendi camisinde yapılan anma programında Pazar günü caminin içinin dışının dolup taştığı programda Gönen’deki basından kimseyi göremedim. Vakıf yetkilerinden birisi, gelip sordu, hani basından kimse yok mu dedi.  Ben de dedim ki çağırmadınız mı dedim. Hepsini tek tek aradık dedi: Meğer bey efendiler özel davetiye bekliyorlarmış. Bir yerde haber olacaksa, gazeteci haber yerine davet edilecekmiş. Böyle bir şey varsa onu ben bilmiyorum. Ben şahsen gazeteci değilim, basın da değilim. Müstakil, bağımsız, bağlantısız araştırmacı yazar ve gözlemciyim. Davet edilen her yere gidiyorum, bazen de davet edilmeyen yerlere de gidilir.  Adam unutmuştur, genele bir davet söz konusu ise duyan ve vakti olan gider.

Mesela geçen Ticaret odasının ödül töreni vardı,  Gönen’deki bütün basının tamamı oradaydı. Bir odanın kongresinde bütün basın orada, zengin birinin cenazesinde bütün basın orada. Ben istiyorum ki basın halkın bütün katmanlarına ve inançlarına eşit mesafede olsun ve değer versin. 50 kişinin katıldığı oda kongresini haber yapmaya geliyorsa, 300 kişilik bir salonu 600 kişinin doldurduğu bir konferansa da katılsın haber yapsın.

Belediye başkanımızda konferansa en son gelenlerden oldu. Tabii biz yer bulamadık, dışarıda kaldık, ona yer verdiler, oturup izledi. Halkın katıldığı ve büyük ilgi gösterdiği birçok önemli toplantı ve etkinliklerde de başkanımızı, kaymakamımızı, diğer idari birim amirleri ile oda başkanlarını ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerini de görememekteyiz. Bu makamlar, halk adına düzenlenen, siyasi ve ticari olmayan, Türkiye vatandaşı olan kişi ve kurumların düzenlediği ve katıldığı toplantı ve etkinliklerde niye olmuyorlar anlayamıyorum. Başbakanımız daha yeni konuştu. Halkın içine girin, gerekirse çizmelerinizi giyin ekibe dahil olup onlarla birlikte çalışın. Evlerine, mekânlarına gidin ziyaret edin. Halkla iç içe olun demedi mi. Valla ben belediye başkanını çarşının ortasında yanında hiçbir adamı olmadan sıradan bir vatandaş gibi dolaşırken, dükkânlara girip bu kaç para diye sorarken, parkta yalnız başına oturup çay içerken, bir eve ziyarete gidip hal hatır sorurken, evinden iş yerine yayan gelirken, çalışan personelin masasına yanına gidip karşısında oturup çay içerken, bisikletle eve öğlen yemeğine giderken, makam arabasını kendisi sürerken, bankamatik kuyruğunda maaşını almak için sıra beklerken görmeyi arzu ediyorum. Sanırım herkes böyle arzu ediyordur. Sıradan biri, bizden, içimizden biri ancak bu şekilde olunabilir diye düşünüyorum.  Daha Cuma günü başbakanımız Ankara Hacı bayramda Cuma namazını kıldıktan sonra halkın içine girip simitçiden simit alıp yemedi mi. Ben ilçemin belediye başkanını ancak kongrelerde, seçim zamanları esnaf ziyaretlerinde, televizyon programlarında, otel koridorlarında görebiliyorsam o yönetimden ne bir beklentim ve nede bir desteğim, katılımım olabilir. Ve o yönetimin de başarılı olma şansı çok azdır.

Gönülleri coşturan, insanları buluşturan, hayır köprülerini oluşturan Gönen Hayra ve İlme Hizmet Vakfının yönetiminden başta,  32 yıldır tanıdığım, sevdiğim ve örnek aldığım ve 1978 den 1980 ihtilaline kadar MTTB de birlikte olduğum Hüseyin Uyar ağabeyime, yine İmam Hatip Lisesinden 32 yıldır hocam olan Kamil Çavuşoğlu’na, Abdurarhman Kural’a ve diğer vakıf görevlileri ve hizmeti olanlara sonsuz teşekkür ediyorum.  Ayrıca bu tür organizasyonlarından dolayı kendilerinden biz razıyız, Alhah’da razı olsun. Çalışmalarında ve hizmetlerinde Allah yardımcıları olsun.

Gönen’li hanımlardan da Allah razı olsun. Gerçekten gönül köprülerinin atılmasında, bu tür büyük organizasyonların gerçekleşmesinde onlar olmasa inanın işimiz harap. Hanımlar olmasa dışarıdan getirdiğimiz konferansçı misafirlerimize salonu dolduramadığımız için rezil olabiliriz.

İyi ki hanımlarımız var. İnşallah bundan sonraki konferans ve etkinliklerde erkekler şampiyon olurlar. Hani dinimize göre Mümin erkeklerle Mümin kadınlar hayırda yarışırlar ve yardımlaşırlar ya.

Buradan kurum ve kuruluşların,  sivil toplum kurumlarının,  idarecilerine ve başkanlarına da seslenmek isterim. İşiniz gücünüz koltuklarınızı korumak olmasın. Boş durmayın, kendiniz için, üyeleriniz için, toplum için, Gönen için ve en tabiî ki ve hakikisi Allah rızası için bir şeyler yapın. Çalışın, üretin, koşun, koşturun, terleyin, yorulun, sıkıntılar çekin.  Bir atasözü var, at ölür meydan kalır, yiğit ölür şanı kalır. Koltuklar, makamlar gelip geçicidir. O koltukta ne kadar kaldığınız önemli değildir, neler yaptığınız önemlidir. Bir çivi çakmadan, bir eser, bir anı bırakmaman, bir basamak yükseltmeden, bir gönül almadan giderseniz koltuktan var halinize derim. Biliyorsunuz Hüsnü Mübarek de Mısırın başında koltuğunu 32 yıldır korumayı başarabilmişti. Sonra ne oldu hepiniz biliyorsunuz. Örnekleri çoğaltabiliriz. 

   Sürçü lisan eylediysek affınıza sığınırım. Haftaya aynı gün, aynı sayfada,  eğer sahibi değişmez ize aynı gazetede başka bir sohbet konusunda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Boş Teneke Çok Gürültü Çıkarır

Hangi Partinin Arkasından Gitmeliyiz

     Konuma girmeden önce Mübarek firavununun gidişi tüm İslam alemine ve başta Mısır’lılara mübarek olsun.

     Merak ediyorum, Hüsnü Mübarek 32 yıldır 82 milyonluk Mısır halkına ve Yahudi  İsrail katillerine destek vererek Filistin halkına zulmetti. Kendisi 82 yaşında ve ülkeden kaçtı sanırım bundan sonra fare deliğinde yaşayacak. Ve tabii 82 yılın sonunda bir gün ölecek. Ölecek te ölmesine, bu kadar insanla nasıl helalleşecek.  Helalleşmeden öbür dünyaya nasıl gidecek. Giderse orada bu yaptıklarının hesabını nasıl verecek diye düşünmeden geçemedim. Darısı diğer zalimlerin başına: Yaşasın diktatörler, zalimler, cuntacılar ve ergenekoncular için cehennem diyerek bu haftaki yazıma geçiyorum.

     Boş teneke çok gürültü çıkarır veya tangırdar diye halk arasında çok meşhur bir atasözü vardır. Geçen Gönen’e gelişinde Başbakanımızda çok tuttuğum bir atasözünü söyleyiverdi. Horozu çok olan köyün sabahı geç olur dedi. Atalarımız inanın hiçbir sözü boşuna söylememiş. Bu iki söz sizce hangi partilere cuk diye oturuyor. Orduya selam çakanlar, darbe yapmıyor diye bozuk atanlar, silivrideki azılı ve vatan haini Ergenekon terör örgütü sanıkları ve bu milleti tepeleyelim, acımayalım, toplama merkezinde toplayalım diyenlerle kol kola, sarmaş dolaş olanlar, nasıl nasıl meclise sokalım da adaletin elinden kurtaralım diyenler, PKK lı bir partiyle ittifak yapsak daha çok oy alır mıyız diyenleri, terörist başına sayın diyenleri, terörün azalmasından ve bitmesinden içten içe hoşnut olmayanları  gözünüz var görüyorsunuz, kulaklarınız var duyuyorsunuz, kalbiniz var hissediyorsunuz. Değil mi?

  Gözleriniz var görmüyor sa,  kulaklarınız var duymuyorsa, kalbiniz var hissetmiyorsa, aklınız var akletmiyorsanız vay halinize derim.

     Bize, yani ülkemize çok gürültü çıkaranlar lazım değil. Halka ve hakka hizmet edenler, halkın değerleriyle barışık olanlar, insan haklarını ve demokrasiyi, kişi hak ve özgürlüklerini damarlarına kadar içine sindirenler, iki yüzlülük ve münafıklık yapmayanlar lazım.

   Seçimler geliyor, Türkiye’de ve Mısırda sandık kapımızda. Gürültü çıkaranlarla, demokrasi tiyatrosu oynayan sahtekârları, karanlık odaklarla, ABD ve diğer sömürgeci ülke ve menfaat şebekeleri ile sarmaş dolaş olan bozguncu işbirlikçileri, ırkçı, milliyetçi, bölücü şövenistleri karşımızda ayan beyan izliyoruz, görüyoruz.

  Şu işe ve acayipliğe bakın, Türkiye’de bölücüleri, fitnecileri, cuntacıları, inanç ve demokrasi düşmanlarını, terör örgütü sanıklarını, Mısırda  Mübarek firavununu destekleyen  ve onlara alkış tutan insanları görüyoruz. Esfele sefilin ayeti sanki bunlar için inmiş.

    Bu dünyada kimi destekliyorsak, öbür dünyada da onunla birlikte olacağımızı unutmamalıyız. Ahiret gününde herkes sevdiğiyle haşrolunur ayeetini unutmayalım.

    Kıyamet gününde herkes Dünyadaki lideriyle, sevdiğiyle çağrılacak ve haşr olunacaktır.

            İsrâ 71:”Bir gün (kıyamet ve hesap gününde) bütün insanları önderleriyle beraber çağıracağız. O gün kitabı sağından verilenler, işte onlar kitaplarını okurlar. Onlara kıl kadar haksızlık edilmez.”

    İyi insanlarla olmalıyız, iyi insanlara, iyi partilere, iyi ve güzel projelere destek olmalıyız. İyi ile kötüyü idrak etmek için Allah bize göz ve akıl vermiştir. Kötüler de iyiler de hallerinden, hareketlerinden ve tabiî ki simalarından kendilerini belli ederler.  İşte bu konuda bize ışık tutan ayeti  kerime..

           Rahman 41: ”Mücrimler simalarından tanınırlar da ayaklarından yakalanırlar...”

            Fetih 29: ”...Onları (müminleri), rükû ve secde eder halde (namaz kılarken) Allah’tan sevap ve rıza istediklerini görürsün. Secde eserinden nişanları yüzlerindedir. “

         Onlar, yüzlerindeki secde izleri, nurları ile karşıdan tanınırlar. Yüzlerinde bir serinlik, hoşluk, tebessüm ve merhamet izleri, acizlik belirtileri vardır. Konuşmaları, kılık kıyafetleri, her türlü hal ve hareketleriyle müminler; kâfirlerden, münafıklardan, günahkârlardan ayrılırlar, seçilirler. Ayrıca kâfirler konuşmalarından, giyim kuşam, hareket ve davranışlarından da belli olurlar. Kendi aralarında da hep kavgalıdırlar, barışık değillerdir.

    İsrâ 72:”Bu dünyada kör olan Ahirette de kördür. Ve yolunu daha fazla şaşırmıştır.”

   Vatan hainlerine ve bölücülere hiçbir anlamda ve platformda yardımcı olmamalıyız,  şeytanın, kötü kimselerin gönüllü avukatlığını yapma gafletine düşmemeliyiz.

   Nisâ 109:”İşte siz (ey hainleri müdafaa edenler) öyle kimlersiniz ki, cahiliyet gayreti ile Dünya hayatı uğrunda o hainlerden yana (lehinde) mücadeleye atılmışsınız. Kıyamet gününde (cehennemde) onlara azap edilirken, kendileri hesabına Allah’a karşı mücadele edecek kimdir? Yahut onlara kim vekil olacak?”.

:”O münafıklardan seni dinlemeye gelen de var. Hatta senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilmiş olanlara şöyle derler. Demin ne söyledi? Bunlar öyle kimselerdir ki, Allah kalplerini mühürlemiştir de hep havalarına uymuşlardır”.

Tevbe 32:”Onlar, Allah’ın nurunu (şeriatını) ağızlarıyla (sözleriyle) söndürmek istiyorlar. Fakat kâfirler hoşlanmasalar bile, Allah, muhakkak nurunu tamamlayacaktır”.

Herkes her ne yaparsa hep kendine yapar. Biz ne yapıyoruz ona bakmalıyız.

    Yûnus 23:”...Ey insanlar! Sizin azgınlığınız ancak kendi aleyhinizedir. O kıymetsiz dünya hayatının biraz zevkini sürersiniz, sonra döner bize gelirsiniz. Bizde bütün yaptıklarınızı size haber veririz.”

      En’am 123:”Mekke’de olduğu gibi, her beldede de en büyük günahkârları (Mücrimleri – yüksek), mevkide bulunduruyoruz ki, orada hile yapsınlar. Hâlbuki onlar hileyi ancak kendilerine yapıyorlar da farkında değillerdir”.

       Biz boş kişilerden kesinlikle yüz çevirmeliyiz. Boş tenekeleri, boş sözleri dinleyerek ne zamanımızı harcamalıyız ne de psikolojimizi bozmalıyız. Zaman sermayemiz çok önemlidir.

         Mü’mimün 3:”Onlar ki, boş sözden ve faydasız işten yüz çevirirler.”

        Furkan 72:”Onlar ki, yalana şahitlik etmezler ve boş söz konuşanlara rast geldikleri zaman, bulaşmadan iyi bir şekilde yüz çevirip geçerler...”

        Görüyoruz ülkemizde ve dünyada Allah zalimlerin bir kısmını bir kısmına musallat ediyor, bir kısım insanlarla yine bir kısım insanları def ediyor, savıyor. Bunlara şahit oluyoruz.

            En’âm 129:”    Zalimlerin bir kısmını kazandıklarından ötürü diğer bir kısmına böylece musallat ederiz”

            Bakara 251:”Eğer Allah, insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile defetmeseydi (müminleri kâfirlere üstün kılmasaydı) yeryüzü fesat ve küfür karanlığına bürünürdü. Fakat Allah, alemler üzerine ihsan ve rahmet sahibidir.”

            Hacc 40:”...Eğer Allah insanların bir kısmını (müşrikleri) bir kısmı ile (müminler) defetmeseydi, içinde Allah’ın ismi çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve camiler elbette yıkılırdı. Muhakkak ki Allah dinine yardım edene yardım edecek, zafer verecektir...”

     Bakınız diktatörlere, zalimlere, cahillere, hainlere ve kâfirlere dost olanlar ve dost olmak için yarışan nifakçıların durumlarını Kuran nasıl açıklıyor..

Müntehine 9: “Allah, sizi, ancak din hususunda sizinle savaşan ve sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarmanıza yardım eden kimselerden, onlara dostluk etmenizden men eder. Kim de onlarla dostluk ederse, işte onlar, zalimlerdir”.

Mâide 52: “Onun için, kalplerinde nifak hastalığı olanları görürsün ki, kâfirlerle dostluk yapmak hususunda yarışırlar. Korkarız bir zaman inkılâbı ile İslam mağlup olur derler. Fakat yakındır ki; Allah Müslümanlara zaferi veya kendi katından bir emri (münafıkların açığa vurulması emrini) getirir de nefislerinde, gizlediklerine pişman olurlar”.

Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ve yaşananlar paralelindeki olaylar üzerinde şöyle bir Kuran-i ve rahmani bakış açısı sunmaya çalıştık. Biliyoruz ki Kuran-ın değinmediği hiçbir konu ve olay yoktur.  Umarım bu ayetler ışığında olayları doğru yorumlayabilir ve önemli dersler çıkarabiliriz.  Şayet düşünmeyen, akletmeyen bir güruh dan değil isek.

Ben şahsen bu ayetleri günümüze çeviriyorum ve kendimce yorumlayarak önemli dersler çıkarıyor, tavır belirliyor ve bakış açılarımı değiştiriyorum. Yani olaylara farklı pencerelerden bakmaya çalışırken, en büyük pencere ve ana pencereden de yani Kuran penceresinden de bakmayı asla ihmal etmiyorum. Ve bunu da herkese tavsiye ediyorum. Fikirlerinizin, görüşlerinizin, tartışmalarınızın,  savunduğunuz tezlerin ana kaynağı Kuran değil ise veya Kurana dayanmıyorsa onun içi boş dur, köksüzdür, bilimsellikten uzaktır, sakattır, sizi her yerde mahcup eder

 Mübarek Firavunu ve Şeytan Amerika

İçimden yaşasın firavunlar ve şeytanlar için cehennem demek geliyor. Adı mübarek, durumu firavunluk ve diktatörlük. Görüyorsunuz, diktatörlerin dünyadaki akıbetleri de cehemmem, ahiretteki sonları da cehennem. Hiçbir diktatör sonuna kadar saltanat sürememiştir, süremeyecek de. Kimisi idam edilmiştir, kimisi böğüre böğüre ölmüştür. Yaptıkları yanlarına kar kalmamıştır. İşte Allah bir takım insanlarla bir takım insanları bertaraf eder. Bu konuda bir ayet de var.  Akletmeyen bir güruh topluluğu. Kuran-ı kerim onlar için hiç düşünmezler mi, akıl etmezler mi buyuruyor. Dünya hayatının aslında bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu unutup, dünyaya kazık çakma, alçak dağları ben yarattım edasına bürünme cehaletine nasıl da kaptırıyorlar kendilerini. Şeytan vesvese veriyor, gözlerini saltanat sevdası bürüyor.

 Televizyonlarımızdan Mısırdaki firavun iktidarının 32, hatta 40 yıllık saltanatının, diktasının çatırdamalarını izliyoruz. Büyük şeytan Amerika’ya bak. Sözde demokrat, sözde insan hakları savunucusu. Aslında Amerika’ya firavunların reisi de diyebiliriz. Ortadoğu’daki bütün diktatörleri ve kralları Amerika kendi emperyalizmine uşaklık ettikleri için besleyip desteklemiyor mu.  Katil ve terörist İsrail devletinin ve diktatör firavun rejiminin temsilcisi Mübarek, ABD nin elemanları ve destekçileri değil mi. ABD işine gelirse demokratları da firavunları da diktatörleri de destekler. İşine gelmezse seçimle iş başına gelmiş demokrat iktidarları, yerli işbirlikçiler ve cuntacılar aracılığıyla karışıklık çıkararak alaşağı etmiyor mu. Türkiye’deki cuntacıların ve Ergenekoncuların ve hatta PKK nın ABD ile içli dışlı olduğu görüntüleri ve belgelerini görmedik mi.

Firavun rejimlerinin halkları Türkiye’yi örnek alarak ve başarılı bir yönetimi görerek cesaretlenmeye başladılar. Türk İslam birliği sanki kendiliğinden gerçekleşiyor gibime geliyor. Ve tabiî ki orta doğuda reformlar, demokratik devrimler, halk iktidarlarına doğru yönelişler başladı. Artık diktatörleri ve cuntacıları eskisi gibi halkın elinden ABD bile alamayacak, kurtaramayacak. Hakkın ve halkın dediği olacak. Görüyorsunuz ülkemizdeki cuntacıları, diktatörlük heveslilerini, ABD uşaklarını. Yolları Silivri de birleşti, kesişti. En ufak bir ışık da görmüyorlar, başı boşta bulunan yerli yandaşları da gördüğünüz gibi her gün bir farklı eylem ve fitne peşinde.  Tabiî ki siyasi uzantılarının da organize destekleri sayesinde bu işleri yapıyorlar.  Tek umutları ABD ve içerideki siyasi işbirlikçileri ve illegal örgütlere kalmış. Bir karışıklık çıkarda darbe olur, bize de ışık gözükür diye dört gözle bekliyorlar ama nafile bekleyiş bu. Onları kurtarmak için uğraşanların da kendilerine bile mecali yok.  Anketlere baksanıza % 48, % 23, % 11 çıkan oranlar korkulu rüyalara sebep oluyor.  Halk karanlığı da ışığı da gördü. Tuttuğunu bu şekilde tutar. Artık halka rağmen bir şey olmuyor, olmayacakta.  Şu muhalefet partisinin birisine neler oluyor bir türlü anlayamıyorum. İllegal oluşumlarla nasıl hasbıhal içinde görünüyorlar. İktidar olmaya pek niyetli görünmüyor veya iktidar olmaktan ümitlerini kesmiş gibi bir halde görüyorum. Hizipler, entrikalar, kavgalar, anlaşmazlıklar, iftiralar yok yok,  hepsi var. Çok sesliliğin bu kadarına da pes doğrusu.  Muhalefetin arzı endam ettiği bir TV kanalı borcundan dolayı kapanmış. Hayret edilecek bir durum. Nasıl yorumlarsanız yorumlayın. Yani bir Profesör Doktor Haydar Baş gibi bile olamıyorlar. Adamın tam 5 tane televizyonu var hepsinde de tıkır tıkır sohbet programları ve menkıbeleri yayınlanıyor.  Televizyonu dahi işletemeyen bir parti iktidar olup da ülkeyi nasıl işletecek siz düşünün.

Bazı kişiler de orta doğuda diktatörlere kaştı başlatılan halk hareketlerinden esinlenerek kendileri için Türkiyeye’de pay çıkarmaya çalışıyorlar. Bilmiyorlar ki Mısırdaki halk hareketi buradaki malum parti zihniyetine kaşı yapıldığını. Halka rağmen halkçıların elinden çok çekti bu millet.

Dünya yeniden şekilleniyor.  Öyle bir zamana geliyoruz ki ne diktatörlerin yanına kar kalacak yaptıkları, ne de darbecilerin ve cuntacıların yanlarına kar kalacak. Artık cuntacılara içeriden ve dışarıdan destek verme cesaretini gösterebilme devirleri de kapanıyor.

Çetecilerin, darbecilerin, cuntacıların, bölücülerin, halk düşmanlarının, yerli münafıkların cezaları dünyadayken verilmeye ve görülmeye başladı. Önce ülke olarak bunlar yaşandı, şimdi de dünya ve uluslar olarak yaşanmaya ve görülmeye başladı.

Irak diktatörü belasını buldu, Ürdün tamam, şimdi Mısır firavununun son çırpınışları, sıradakilere de sıra gelmeye ve telaşlanmaya başladılar.

Zalimler, halk düşmanları, diktatörler, insanlığın yüzkaraları birer birer, ibretlik ve hüsran sonları ve gidişleriyle gitmeye başladılar.

Mazlumların ahı tutmaya ve zalimler titremeye başladı. Allah cezada acele etmez, süre verir. Ama bazen insanlara yaptıklarının cezasını daha dünyadayken de tattırır ki, belki diğerleri de ibret alırlar ve hatalarından dönerler diye.

Bu konuda Allahü teala bakın nasıl buyuruyor; Nâhl 61: ”Eğer Allah zulümleri  (günahları, sapıklıkları, küfürleri) yüzünden insanları (hemen) hesaba çekiverseydi, yeryüzünde kımıldayan bir tek canlı bırakmazdı. Fakat Allah, onları takdir edilen bir mühlete kadar geciktirir.”

Yine Kuran-ın bir tespiti, Allah zalimler topluluğunu asla huzura erdirmez. Biz insan ve tabiî ki Müslümanlar olarak daima mazlumların safında ve arkasında olacağız, zalimlerin de, hem ülkemiz içinde ve hem de dünya genelinde karşısında olacağız. Unutmamalıyız ki zulme rıza zulümdür. Zerre kadar da olsa zalimleri ve kötüleri savunmak, desteklemek o zalimliği ve kötülüğü yapmış gibi olmaktır.

Bakınız Allah-ü Teala bu hususta ne buyuruyor.

Şûra 39:”O kimselerdir, kendi haklarına tecavüz vaki olduğu zaman, onlar yardımlaşırlar”.

Nisâ 144: ”Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da Kâfirleri (dostlar) veli edinmeyin. (Başınıza geçirmeyin) Azabınızı gerektiren açık bir hüccet Allah’a vermek ister misiniz...”

Zalimleri başlarına getirenler, getirilmesine vesile olanlar da mutlaka o zalimlerin zulümlerinden zarar göreceklerdir.

     Bizim yolumuz, dostumuz, destekleyicilerimiz, savunacaklarımız bellidir.

Mâide 55: ”Sizin dostunuz ancak Allah, O’nun Peygamberi, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah’ın (tüm) emirlerine boyun eğen Müminlerdir”.

     Şu işe bakın, soyadı Mübarek, kendisi zalim. Adı İslam Kerimov, Özbekistan Cumhurbaşkanı, kendisi İslam la ilgisi alakası olmayan bir diktatör.  Destekçisi Amerika. Nerede bir zalim var, nasıl ayakta kalıyor diye bir baksanız, ülkesinin bütün kaynaklarını Amerika’ya peşkeş çekmiş, bir kısmını da kendine ayırmış, ailesi ve yerli uşaklarına da dağıtmış diktatörler ve arkasında büyük şeytan Amerika ve diğer sömürgeci ülkeler.

Bu diktatörlerin akıbetleri keşke diğerlerine ders ve ibret olabilse. Ama nafile.

Bakara 18: “ Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; artık onlar dönmezler.”

Nisâ 56: “ Şüphesiz ki ayetlerimizi inkar eden kâfirleri yarın, ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı duysunlar diye kendilerine değiştirerek başka deriler vereceğiz...”

Türkiyede’ki hilebazların oyunlarını, karıştırıcılık ve kışkırtıcılıklarını görüyoruz her gün. Hiç boş durmuyorlar maşallah.  Başbakan da ne diyor onlar için, onlar da görevlerini yapıyorlar diyor. Neticede imtihan dünyasındayız. Herkes şimdilik rolünü oynuyor. Biz hangi roldeyiz ona bakmalıyız.

Al-i İmrân 120:” Size ( Müslümanlara) bir iyilik dokunursa (bu) onları üzer ve kederlendirir. Başınıza bir felaket gelirse, onunla ferahlanır ve sevinç duyarlar. Eğer siz sabırlı olur da korunursanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez.

Biz gerçekten rolümüzü iyi oynamalıyız. Hangi roldeyiz ona iyi bakmalıyız. Oturup seyir mi ediyoruz, bana dokunmayan yılan bin yaşasın mı diyoruz, dünyada ezilen, aç kalan, zulüm gören mazlumların çığlıklarını hissediyor muyuz, etmiyor muyuz. Neyiz, ne yapıyoruz, rolümüz ne.

Al-i İmrân 142:”Yoksa Allah, içinizden mücadele (cihat) edenlerle (çile ve musibetlere) sabredenleri belli etmeden (imanı telkinleri pratiğe geçirmeden) Cennet’e gireceğinizi mi sanıyorsunuz”.

Bakara 214:”Sizden önce gelenlerin durumu sizin başınıza gelmeden Cennet’e gireceğinizi mi sandınız. Peygamber ve onunla birlikte olan müminler; Allah’ın yardımı ne zaman diyecek kadar darlığa ve zorluğa düşmüşler ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı şüphesiz yakındır”.

   Yukarıdaki ayetlerde Rabbil alemin; Siz, sizden önceki Müminlerin Allah yolunda yaptıkları mücadeleleri, çektikleri sıkıntı ve çileleri çekmeden öylece Cennete gireceğinizi mi sandınız diyor ve diyor ki dimdik duran ve kenetlenen halka Allahın yardımı mutlaka gelir buyuruyor.

    Nûr 55: Sizden iman edip te Salih ameller işleyenlere Allah şöyle vaat buyurdu: Yemin olsun ki, kendilerinden evvel gelen İsrail oğullarını nasıl kafirlerin yerine getirdi ise, onları da kafirlerin arazisine getirecek (hakim kılacak) ve onlara, kendileri için seçtiği dinlerini, (İslam’ı) kuvvetlendirip icra imkanı verecek, onları korkularının arkasından muhakkak emniyete kavuşturacaktır. (Allah Müslümanların düşmanlarını helak edecektir)...”

   Tevbe 32:”Onlar, Allah’ın nurunu (şeriatını) ağızlarıyla (sözleriyle) söndürmek istiyorlar. Fakat kâfirler hoşlanmasalar bile, Allah, muhakkak nurunu tamamlayacaktır”.

Muhammed 27: ”O halde, melekler onların (kâfir, münafık ve diktatör zalimlerin) yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını alırlarken nasıl hareket edecekler”.

 Nâhl 32:”Takva sahipleri (müminler) o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat oldukları halde alırlar. Selam size. Yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennete...derler”.

    İnşallah Mısırda, Ürdün’de,  Cezayir’de,  Tunusta, Afganistan’da, Irakta ve diğer bütün zulmün ve zalimin baskın olduğu coğrafyalarda Müslümanlar birleşerek, Allahın yardımlarını da alarak, hainlere, zalimlere, diktatörlere, yerli uşaklara galebe çalarlar.

    Biz dua edelim, bütün zalimler, hainler, diktatörler ıslah olsunlar, imana ve insafa gelsinler. Yine dua edelim, eğer imana ve ıslaha gelmezlerse kahru perişan olsunlar.

  Allah Müslümanları birlik ve beraberlikten, dirlikten ve zalimlere karşı dik duruştan ayırmasın.

Gönen’in Filmini Çekiyoruz

Önceki yazılarımda Gönen için bir şeyler yapmalıyız demiştim. Kime ne demişim ki, kim ne yapacak ki. Yapacak kimse varmı ki. Gönen’i, halkı düşünen, hizmet sevdasıyla yanıp tutuşan, kişi varmı ki. Varsa da ben göremedim ve göremiyorum herhalde. Türkiye’de ve dünyada güzel şeyler oluyor hep birlikte görüyoruz. Büyük bir değişim yaşıyoruz. Halk bilinçleniyor ve devrimlere öncülük ediyor. Reformlara, yeniliklere, bilinçlenmeye kendi çevremizden ve etrafımızdan başlamak en isabetli olanıdır. 

Önce kendimize, kendi çevremize bakmalıyız ve önce kendimizi düzeltmeliyiz.  Bunun için de konumuz Gönen olmalı. Hep birlikte içinde yaşadığımız şehrin sorunlarıyla ilgilenmeli ve çözümü için kişiler, kurumlar olarak harekete geçmeliyiz.  O yapsın, bu yapsın, birisi veya birileri yapsın, ben yapmayayım da kim yaparsa yapsın anlayışını lanetliyorum. Biz yapmalıyız, yapmayanları yapmaya teşvik etmeliyiz, yinede yaptıramıyorsak yapacaklarla değiştirmeliyiz.

Şimdi biz sivil toplum kuruluşu GönTAM olarak karar verdik. Gönen’in filmini çekeceğiz. Bu güne kadar hep Gönen’in güzelliklerinin, özelliklerinin filmini, fotoğrafını çektik yayınladık, tanıttık, paylaşıma sunduk. Çok da güzel şeyler oldu. Bu güzel şeyler olurken, mevcut olan eksikliklerimizi, aksaklıklarımızı gözden kaçırdık, gündeme alamadık, üzerinde durmadık. Şimdi de bu alana bir el atalım istedik. Gönen Tanıtım Araştırma olarak, tanıtım görevini tam olarak yapıyor ve yapmaya da devam ediyoruz kanaatindeyiz. Ama araştırma olarak eksikliklerimizin farkına vardık, şimdi de araştırma faaliyeti eksikliğimizi gidermek için çalışma başlatalım istedik. Nedir bu çalışma, şudur. Gönen’in bütün yönleriyle, eksikliklerinin, aksaklıklarının, olumsuzluklarının fotoğraf ve video görüntülerini çekeceğiz ve internet üzerinden yayın yapan Gönen sitesi, video ve internet TV kanalında paylaşıma sunacağız.

Peki bütün bunların çekimini yapıp paylaşıma sunup ta ne olacak derseniz şu olacak. Hani kendinizi hasta hissediyorsunuz, hastalandınız nereye gidersiniz doktora. Doktora gidip muayene oldunuz, doktora şikâyetlerinizi anlattınız. Doktor dinledi, ama net olarak bir belge istiyor. Gerçekten hastalığınız varmı yok mu, varsa sorun nedir, derecesi nedir filminizi gözüyle görmek istiyor. Ona göre çekilen filme bakacak, tedavi için reçete yazacak. Reçetede belirtilen ilaçları kullanır, doktorun dediklerini yerine getirirsen düzeleceksin. Sonra tekrar seni kontrole çağırıp filmini yeniden çektiriyor ve tekrar düzelip düzelmediğine bakıyor.

Şimdi biz de Gönen’i bir hasta olarak görelim, şikâyetler, eksiklikler var, öyleyse halkımız yani içinde yaşayan bizler doktor olalım ve Gönen’in filminin çekilmesini isteyelim.

 Yine hep birlikte  teknisyen olalım, filmini çekelim ve bakalım filme. Sonra reçetemizi yazalım ve tedaviye başlayalım. Tedavi olduktan sonra tekrar aynı yerlerin ve konuların filmini bir daha çekelim ve eski hali-yeni hali diye yayınlayalım.

Bunu niye yapıyorsun derseniz, 25 yıl memurluk yaptım ve tabiî ki görevim kamera ve fotoğraf ağırlıklı olup basın yayın işeriyle meşgul oluyordum. Ankara’da görevi yeni devralan bir kurum müdürü, bana demişti ki git kadir bütün odaların, binanın, bahçenin her yerin içinin dışının film ve fotoğrafını çek bana getir. Sonra, bir yıl sonra da bir daha çekersin. Eski hali yeni hali diye. Kıyaslama yaparız demişti. Bunu uyguladık. Adam eski halini görünce var gücüyle yenilemek, değiştirmek, güzelleştirmek için çalıştı ve sonunda her şey bittikten sonra, beni yine gönderdi

 Yeniden son halinin filmini çektik. Sonra ikisinin arasında kıyaslama yaptı. Mükemmel bir uygulama ve projeydi bu. Aradaki fark çok açık ve seçik olarak görülüyordu ve herkes bu iş den memnundu.  Vay be diyorlardı.

Şimdi de biz bunu bir şehir için uygulayalım istedik. Tabiî ki bunu uygulaması gerekenler vardır ancak onlar uygulamayınca, beklemenin de bir gereği yok diye düşündük. Zaten ne kaybediyorsak hep birilerinden beklediğimiz için olmuyor mu bu kayıplarımız.

Proje şu; kamerayı, fotoğraf makinasını devamlı gece gündüz yanımda taşıyacağım. Gördüğüm her konuyu kamera ve fotoğraf görüntüsü olarak çekeceğim.  Yani tüm Gönen halkı ile paylaşacağız. Siz de etrafınızda gördüğünüz her türlü konuyu, istek ve şikâyetlerinizi bize ulaştırın. Daha sonra düzelme ve iyileştirme olan konuların son halini de çekip onu da yayınlayacağız. Eski hali buydu yeni hali bu şekilde oldu ve filanca kişi veya kurumun katkılarıyla yapıldı diye.

 Bakalım nasıl olacak. Belki iyi olur. Denemekte fayda var. En azından hiçbir kimseye zararı yok.

Tabiî ki burada kimseyi suçlamayacağız, suçlu biziz. Toplum olarak sorunlarımıza sahip

çıkmadığız için, her şeyi başkalarından beklediğimiz için, neme lazımcı olduğumuz için, bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediğimiz için, cemiyetçi değil ferdiyetçi olduğumuz için, çevremizi temizlemediğimiz için, yapmamız gereken insani vazifelerimizi yapmadığımız için, sorunlarımıza duyarsız kaldığımız için, hep kendi çıkar ve menfaatlerimiz peşinden koştuğumuz için, benden çıkmasın da kimden çıkarsa çıksın dediğimiz için, her zaman her şeyi karşıdan, başkalarından beklediğimiz için biz suçluyuz.

Herkes çevresinde gördüğü olumsuzlukları fotoğraf ve film olarak çekip gonen_gontam@hotmail.com mail adresinden bize gönderebilir. Bizi arayarak bildirebilir. Biz bütün bunları bir format halinde www.gonengontam.gen.tr   internet sitesinden yayın yapan Gönen TV de yayınlayacağız.

 Şikâyet konusu olan konular düzeldiğinde yeni görüntüsü de çekilip aynen yayınlanacaktır.

Eğer sivil toplumcu isek, demokrat isek, iyi şeylerin olmasını istiyor isek, sorumlu bir vatandaş isek,

Güzel bir Gönen ve çevre istiyorsak bu projeye katılmalıyız.

Bizim sözümüz sözdür, söz namustur. Bu uygulamaya başladık ve uygulayacağız. Bize katılanlar, destek olanlar sevaba, iyiliğe, hayra ortak olur.  Katılmayanlara ise bir şey olmaz. Engellemek isteyenlere de bir gün hesabı sorulur mutlaka.

Bunu yapmalıyız, yaparsak biz kazançlı çıkarız. Gönen kazanır, halkımız, insanımız kazanır.

Şehrin içinde, dışında köylerinde o kadar olumsuzluklar, eksiklikler var ki, çok basit bir şekilde halledilebilecek o kadar iş var ki, kimse bir şey yaymayınca, el sürmeyince olduğu gibi duruyor.

  Bize katkı vermek isteyenler, bu projemize katılmak isteyenler şunu da yapabilirler.  Yapılması gereken bir iş var, onun fotoğrafını çekin ve sonra o işi yapın veya yapılmasını sağlayın, yaptıktan sonra da bir daha son halini çekin ve eski hali buydu, yeni hali bu oldu diye bize gönderin onu da yayınlayalım. Hayırda yarışalım projesi de diyebiliriz bu işe.

İnanın bu projeye katılırsanız ve uygularsak çok şeylerin kendiliğinden, sivil toplum hareketi ve gönüllülük ve katılımcılık çerçevesinde değişeceğine inanıyorum. Yoksa herkes mangalda kül bırakmadan konuşur durur, her şeyi başkalarından bekler durdur, hiçbir şey yapmazsa hiçbir şey de düzelmez.

Bir anımı anlatayım, eski kurşunlu camisi avlusunda Cuma namazı öncesi oturuyorduk. Adamın birisi dedi ki şu avlu bozulmuş mermerci biliyorsanız söyleyin de gelip yapıversin parasını ben vereceğim dedi. Ben de hemen mermerciyi aradım yaptırdım,  mermerciye dedim ki kaç para dedim, boş ver parasını dedi buda bizden olsun dedi. Adama dedim ki amca mermer için para almadılar,  caminin avlu boyası da bozuk, sen de onu yaptır dedim. Tamam dedi boyasını yaptırdık ve parasını o adam ödedi. Burada üç kişinin hayrı oldu. Yani adam hem avluyu ve hem de boyayı yaptırmaktan da sevap kazandı. Mermerciye de sevap kazandırdı. İşte çok basit bir sorsun giderme yöntemi. Tabiî ki o zaman  aklımıza eski halinin ve yeni halinin fotoğrafını çekmek gelmedi.

Biz hizmete hazırız ve iyi işler yapmak istiyoruz. Kötü bir şehir görüntüsünün muhatabı en fazla ben oluyorum. Niye derseniz, dışarıdan birisi Gönen’i aramak istediğinde internet üzerinden önce bize yani GönTAM’a ulaşıyor. Ve şehirle ilgili bütün görüş ve düşüncelerini, olumlu olumsuz ne varsa bizimle paylaşıyor, sayıp döküyor. İlgililerden bir cevap alamayan derdini bize anlatıyor. Bu inanın günde 9–10 kez tekrar ediyor. Maalesef ilgililerin de bizimle ilgisi, alakası, hatta selamı sabahı da yok. Biz artık dışarıdan arayanlara ve içeridekilere olumlu ve güzel cevaplar vermek ve bunları paylaşmak istiyoruz.

Hayırlı ve sağlıklı günler dileğiyle.

Haftaya inşallah başka önemli gündem konusu çıkmaz ise “Vekilimizi Arıyormuşuz

“ başlıklı konumuzu işleyeceğiz

Gönen’de Turizm İçin Acilen Bir Şeyler Yapmalıyız

  Gönen İçin, halkımız için, içinde yaşadığımız toplum için, geleceğimiz için, insanlık için, Allah rızası için ne olur bir şeyler yapmalıyız.

Gönen belediye başkanına, belediye başkan yardımcılarına,  Ak Parti İlçe başkanına, ilçe teşkilatına,  Diğer Parti teşkilatlarına, Gönen Kaymakamına, Ticaret Odası Başkanına, Kent Konseyine, otel ve pansiyon sahiplerine, sivil toplum kuruluşlarına, muhtarlara ve Gönen’i seven herkese açıkça sesleniyorum. Lütfen bir şeyler yapın. Yapılmasına öncülük aracılık edin. Taşın altına elinizi koyun. Bunu ister kendiniz için, ister Gönen için, isterseniz en iyisi Allah rızası için yapın.

Gönen’in her tarafını, şehrin içini dışını, köylerini, dağlarını, ovalarını karış karış gezdim ve gezmeye de devam ediyorum. Gönen’i tanıtmak, yayınlamak, övmek, reklâm etmek istiyorum ama nafile. Denizkent’e gidiyorum denizkent dökülüyor, pınarkent’e gidiyorum pınarkent dökülüyor. Köylere gidiyorum köy yolları dökülüyor. Şehre giriyorum şehir yolları dökülüyor.

Baksanıza şehir içi yolara,  birçok yerde arabamın altı vuruyor kaldırım taşına. Belediye ekipleri patlak su borularını değiştirmeye yetişemiyor, sökülen kaldırım taşlarının yerine yerleştirilmesi unutulup kalıyor. Denizkent’e gidiyorum, elimde fotogtraf makinesini gören vatandaşlar çek kardeşim çek, haber yap sorunlarımızı yetkililer duysunlar diye etrafımızı sarıyorlar.

İnanın elimizde öyle güzel nimetler, güzellikler, kaynaklar var ki farkında değiliz.

Şu denizkenti bir adam etsek Türkiye’nin en güzide turizm beldesi olacak, Gönen güney Marmara’nın incisi haline gelecek. Önceki dosyalarımızın birinde denizkent raporunu yayınladık, kimseden tık yok. Denizkent yine 2011 yılını ölü ve yine kayıp geçirecek, çok yazık. Kaplıcayla ilgili bir araştırma yaptım, hemen hemen her yerde durum aynı. Şu kaplıca sıcak suyunu diğer otel ve pansiyonlara niye vermezler, niye suyu özelleştirmezler bir türlü anlamış değilim. Sıcak su verseler Gönen’e trilyonluk yatırımlar yapılır, daha çok turist gelir ve daha çok turizm olur. Dışarıdan tur organizatörleri arıyorlar, Gönen’de nereleri gezebiliriz diye soruyorlar. Dereköy Alabalık çiftliği ile Güneşli Köy Konağını ve Dilmaç At çiftliğinden başka bir yer söyleyemiyoruz.  Adamlar Güneşli köy konağına tur düzenleyecekler ulaşamıyorlar, beni arıyorlar, internet siteleri bile yok. En az beş defa adamlara gelin bir şeyler yapalım, tanışalım, görüşelim, konuşalım, projeler uygulayalım dedim bizi  tınlayan olmadı.  Gönen’de hiç kimse de iş birliği anlayışı yok. Herkes kendi gölgesiyle dans ediyor.   Dereköy Alabalık çiftliğine giden ve selde yıkılan köprü bir buçuk yıl geçmesine rağmen hale yapılamamış.

  Düşünebiliryormusunuz, kaplıca turizmimiz, denizkent sahilimiz var ama bir turizm müdürlüğümüz ya da bir büromuz bile yok. Kimse istemeyi akıl etmemiş.  Bir müzemiz bile yok. Gönen’deki antik tarihi eserleri toplayıp Bandırmaya götürüp adeta saklamışlar kimse görmesin diye. Gönen Kent Konseyi Turizm Komisyonu kimlerden oluşur,  nereleri gezmişlerdir, nerelere giderler, ne yaparlar ne düşünürler bilen yok.

  Bir film yönetmeni gelmişti, birkaç köyü gezdirdim görüntü çekti, rapor hazırladı.  Gönen film yapımları için çok güzel bir dokuya sahip, buralara komple bir film stüdyosu bile kurulabilir demişti.  Ben de demiştim ki güzel söylüyorsunuz da, Gönen’den bir film ekibini kovdular, bir televizyonu kapattırdılar. Mekânlarımız, dokularımız güzel de, zihniyet bozuk dedim.

Gönen’de acilen turizm için bir şeyler yapılmalı. Sadece biz mi yaşıyoruz şu şehirde, sadece GönTAM mı Gönen’i tanıtmakla görevli. Turizm Derneği diye bir sivil toplum kuruluşu var, madem bir çalışma yapamıyorsunuz destekleyin bu tür sivil toplum kurumlarını onlar yapsınlar. Denzikent’de bir emlak bürosu bile yok. Valla çok açık söyleyeyim,  halk görüyor, Allalh’da biliyor ki şu GönTAM dan dan başka Gönen için endişelenen, düşünen, çalışan, Göneni tanıtan,  projeler üreten başka bir kişi ve kuruluş göremiyorum. Gören varsa söylesin. Şu kişi, şu dernek, şu kurum Gönen’in tanıtımı için şunları şunları yaptı desin ve ispatlasın.

Belediyenin veya kaplıcaların bir turizm ve danışmanlık bürosu ve ekibi olmazmı hiç. Ama yok. Kaplıcadan günü birlik köy gezi turları düzenlenemez mi.  Eğer bunu yapamıyorsanız, sivil toplum kuruluşlarıyla oturun masara ortak projeler üretin ve uygulanmasını sağlayın. Şayet Turizm Derneğine ve GönTAM’a bir alerjiniz varsa, kurun yeni bir sivil toplum kuruluşu yapın hizmetlerinizi. Avrupa’da durum böyle. Devlet her şeye el atmıyor. Özelleştirerek, sivil toplum kuruluşlarını destekleyerek, ortak projeler yaparak halka yönelik projelerini yürütüyor. Bizdeki yöneticiler ve siyasiler de ne hikmetse sivil toplum kuruluşlarına proje konuşmak için değil basına poz vermek için uğruyorlar.

Tek başına olmuyor, çıktık bir TV programı yapalım, ilçemizi, zenginliklerimizi tanıtalım diye, yaptık ama ilçemizi yönetenlerin biriside bir kez olsun ilgilenmedi,  izlemedi bile programı.  Ne bileyim, biz GönTAM olarak, her yıl teşvik olsun diye 100 kişiye üstün hizmet ve taktir sertifikası veriyoruz. Niye güzel hizmetlerin yapılışını teşvik etmek için.

  Memleket sevdalısı olmamız lazım. Bu şehirde yaşıyorsak, havasından suyundan, doğasından istifade ediyorsak, bu toprakların bedelini ödemeliyiz. Hizmet etmeliyiz, hizmet. Ferdiyetçi değil, cemiyetçi olmalıyız.  Adam Kars’dan gelmiş 30 yıldır Gönen’de yaşıyor, evini, dükkânını, pansiyonunu kurmuş, lüks otosuna kurulmuş, boş ver Gönen’i diyor, ben Gönenli değilim diyor.   Cebini doldurmakla meşgul.  Bu zihniyetle bir yere gidilmez.  Herkesin böyle düşünmesi ne kötü bir kabus olur. Bu toprakların her karışı bizim için kutsaldır, bedel ödemeye değer.  O duyguyu, yani hizmet etme duygusunu yaşamalıyız. Hizmet de nasıl hizmet, hizmet gönüllü yapılan iş dir. Bir işi yaptığından dolayı maaş alıyorsan o hizmet sayılmaz. Ekstra olarak yapılan gönüllü işlere hizmet denir. Bu hizmet kelimesini de yanlış kullanmayalım.

İnanın, Ankara’da 16 sene yaşadım, sanki Ankara’da doğmuşum ve oradan ebediyen hiç ayrılmayacakmış gibi, Ankara için çalıştım. Sivil toplum kuruluşlarıyla ve belediye yetkilileriyle Ankarayla ilgili projeler ürettik ve uyguladık. Tam 4 yıl, üst üste, 20 bin adet Ankara cep rehberi çıkardım. 1994 de Melih Gökçek yönetimindeki Ankara Belediyesi yetkilileriyle çok meşhur bir proje olan Belmek projesini uygulamaya koyduk. Belediye Meslek Edindirme Kursları – Belmek hala devam ediyor. Hep gurur duyuyorum, bu benim bir projemdi. Belediye meclisi uygulama kararı almış ve uygulamıştı. Gönen’de nerede öyle proje uygulamak, kimsenin yanına bile yaklaşamıyorsun, herkes kendi havasında. Olan halkımıza, Gönen’e oluyor. Gönen hak ettiği değere sahip olamıyor. Biz hesap gününe inananlardanız. Bu dünyada yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın hesabını vereceğimiz gibi, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızın da hesabını vereceğiz. Sorumluluk makamında olanlar bu hesap işlerini daha fazla düşünmeli ve hesaba katmalı.

Ayrıca, yanlışlara dur demediğimizin ve de güzel şeylere takoz olduğumuzun da hesabını vereceğiz.

Ben âcizane bir kul olarak elim kalem tuttuğu, dilim de döndüğünce uyarılarımı, tavsiyelerimi yerine getirmeye çalışıyorum. En azından vebalden kurtulmak için bunları yapıyorum. İsteyen bana kızar, küfreder, söver, saçmalamış der, her şeye burnunu sokuyor der, sözlerimi kale almaz veyahut ta her zaman olduğu gibi bu yazılardan hiç haberi bile olmaz.

Sorumluluk tabiî ki bizim, yani halkımızın.  Her halk laik olduğu veçhile yönetilir. Ben vatandaş olarak diyorum ki, ben böyle yönetilmeyi hak etmiyorum. İlçemde, çevremde bir şeyler olmasını ve yapılmasını istiyorum.

Yaz geliyor, 2011 yeni girdi. Yılın daha başındayız. Gönen için bir şeyler yapmalıyız. Ölü toprağını üzerimizden atmalıyız. Herkesin mutlaka yapacağı bir şeyler vardır. Birlikte, bir araya gelerek, görüşerek konuşarak, tartışarak, işbirliği ve gönül birliği yaparak üstesinden gelemeyeceğimiz bir tek sorun yoktur.

 Gelin ilçemizi güzelleştirelim. Gelin şehrimizi daha da zenginleştirelim. Mehmet Efendi, Mahmut Bayram ve Ömer Seyfeddin diyarına da yakışan budur.

İş adamlarını, yatırımcıları, sivil toplum kurumlarını, Gönen sevdalılarını, bu toprakların havasını suyunu teneffüs edenleri Gönen’e hizmete davet ediyorum. Herkesin mutlaka yapacağı bir şeyler vardır. bir şeyler yapmalı, bir şeyler yapılmalı.

 

Belediye Hizmetleri ve Görevlerimiz

    Belediyecilik hizmetleri günümüzde çok önem arz eden ve toplumun her kesimini birinci derecede ilgilendiren ve etkileyen bir konu haline gelmiştir.  Avrupa’da ve batıda yerel hizmetler ve yerel yönetim çok büyük önem arz etmektedir. Hükümetimiz de yakın dönemde yerel hizmetlerle ve yönetimlerle ilgili bir dizi yeni kanun ve yasalar çıkarmış ve çıkarmaya da devam etmektedir.

Biz de halk olarak yerel yönetimlerin görev ve sorumluluklarını, vatandaş olarak kendimizin de görev ve sorumluluklarını bilmek, bilmiyorsak öğrenmek zorundayız. Bilgi sahibi olmalıyız ki fikir sahibi olabilelim. Bir söz vardır, bilgi güçtür diye. Haklarımızı, hukukumuzu, vazifelerimizi bilirsek, sorumlu vatandaş olabilmeyi becerebilirsek biz de rahat ederiz, yerel yönetimler de rahat ederler ve başarılı hizmetler sunabilirler.

Bir şehrin modernleşmesi, kalkınması, sosyal, kültürel, sanatsal, ekonomik standartlarının artması bilinçli bir vatandaş olmakla, başarılı, dinamik ve aktif bir belediyecilik hizmetiyle mümkündür.

Belediyecilik hizmetlerine bakış açım bu şekildedir.  Başarılı bir belediyecilik nasıl olur derseniz veya bu şehrin belediyesi nasıl,  bu şehir nasıl yönetiliyor, hizmetler nasıl diye sorarsanız şöyle bir şehir turu atmanız size yeterli gelebilir. Vatandaşlarla konuşmanız, özellikle dışarıdan misafir olarak gelen kişilerin fikirlerini almanız size daha net ve objektif bir sonuç verebilir.

Vatandaşlar da her şeyi anlatıyorlar zaten. Bazı partizanların dışında halkın ekseriyeti, hangi görüşten olursa olsun doğruyu, neyse onu söylüyorlar, haklıya hakkını teslim ediyorlar..

Belediyecilik hizmeti nasıl olurmuş diye merak edenleri ve fikir sahibi olmak isteyenlere; Ankara, Konya, Malatya, İstanbul, Kayseri şehirlerini gezip görmelerini veyahut şurada en yakınımızda bulunan Biga ve Yenice ilçelerini görmelerini ve her görüşten halkın neler söylediğini dinlemelerini ve tabiî ki ancak o zaman kıyaslama yapmalarını tavsiye edebilirim. Çünkü her konuda olaylara farklı pencerelerden bakmak lazımdır.

 Allah nasip etti yüzlerce il ve ilçeyi gezmek görmek nasip oldu. Tabii ki bu şekilde olunca da çok rahat kıyaslama yapabiliyorum.

Gönen’de yaşıyoruz, yaşadığımız şehir tabiî ki birinci derecede bizi ilgilendiriyor. Gönende belediye hizmetleri nasıl diye bana sorarsanız, benden objektif, tarafsız bir şekilde cevap vermemi isterseniz şunu söyleyebilirim.

Halkın ekseriyeti ne düşünüyorsa, ne konuşuyorsa bende onu düşünüyorum ve konuşuyorum.  Halktan farklı bir düşüncem yok, olamazda.

Gönen’de belediyecilik hizmetinin çok iyi düzeylerde olduğunu söylersem bu halk bana söver.

Ekip ruhu ve hizmet heyecanı, iş bitiricilik, halkla iç içe olabilme ve bütünleşebilme de eksikliklerin göze çaptığını, bunların bir an önce düzeltilmesinin hepimizin yararına olacağını söyleyebilirim.

Belki hata bendedir, iyi işleri, yapılanları görememe problemim olabilir. Eğer çok iyi hizmetler yapıldıysa, yapılıyorsa ben görememişsem peşinen özür de dilerim.

Yeri gelmişken çok sıcak bir anımı burada aktarmak isterim. Sabah saat 9 da park yolundaki yeni taşınmış olduğumuz GönTAM bürosuna geldim, baktım sakaktaki su borusu patlamış güldür güldür su yola akıyor. Hemen belediyeyi aradım,  sata 9.00 da bilgi verdim, müdahale edilmesi talebinde bulundum. Saat 10.15 oldu gelen giden yok, tekrar aradım ve niye gelmediniz diye sordum, tamam söyledik, ekip gelecek dediler. Saat  10.45 da  yani bir saat 15 dakika sonra iki zabıta geldi baktı gitti. Saat 11.15 oldu, önde üç, arkada üç toplam altı kişilik ekip geldi, durur gibi yaptılar, basıp gittiler. Su yola akıyor, vatandaşlar ne oldu diye bakıyor, neden belediyeyi aramıyorsunuz diye sormaya başladılar.  Gün bitti bir daha gelen giden yok, ertesi gün yani ikinci gün saat 11 oldu tekrar beşinci defa aradım, benden başka mal sahibi, komşular en az 5 kişi daha, belediyede çeşitli kişileri aramış,  15’e yakın aramadan sonra, ikinci günün sonunda geldiler, kazdılar, özel tesisatçı geldi yaptı,  çukuru kapattılar gittiler.  Arıza bitti, sıra sökülen kaldırım taşlarının yerine dizilmesine geldi. Ama yine gelen giden, arayan soran, bilgi veren yok. İnanın iki gün içinde aramaktan, beklemekten bıktık usandık.  Yola akan sudan neredeyse biz suçluyuz gibi olduk, gelip geçen vatandaş bize bakıyor, niye haber vermiyorsunuz suya yazık değilmi diye bizi suçluyor. İnanın şimdi kazılan ve üstü kapatılan çukur açık, kaldırım taşları yolun kenarında dizili. Aradık  yine tamam dediler, yine gelen giden yok.  Aramaktan, beklemekten yorulduk, usandık bıraktık kendi haline. Sorumlu vatandaş olsan ne olacak ki. 

Onlarında kendilerine göre haklı sebepleri ve gerekçeleri vardır tabiî ki, o kadarda insafsız değiliz ama ben vatandaş olarak bu hizmetten memnun kalmadım ve memnun kalmadığımı da açıkça söylüyorum arkadaş.  Kızan kızar, darılan darılır, söylemezsem, başıma gelenleri anlatmazsam rahat edemem.  Bir yerde su borusu patlamış denildiğinde oraya ekibin 5 dakika içinde gelmesi, müdahale etmesi, vatandaşı bilgilendirmesi gerekmez mi diye düşünüyorum.

 

Bilinçli vatandaş olmak ve yerel hizmetlerle ilgili bilgilenmek için, tabiî ki bilgilendikten sonrada fikir sahibi olabilmek için internete girdim ve arama motoruna “Belediyenin Görevleri” ve “Belediye Yetkililerinin Görevleri ve Özellikleri Nasıl Olmalıdır” diye yazdım. İnternetten elde ettiğim yazıları sizlere de aktarıyorum.

Belediyenin görev ve sorumlulukları

—Belediye, kanunlarla münhasıran başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahalli müşterek nitelikteki her türlü görev ve hizmeti yapar veya yaptırır, gerekli kararları alır, uygular ve denetler.

     Belediye öncelikle imar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik; defin ve mezarlıklar; ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar; konut; kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor; sosyal hizmet ve yardım, evlendirme, meslek ve beceri kazandırma; ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır.

    Belediye, coğrafi ve kent bilgi sistemlerini kurar. Belediye, okul öncesi eğitim kurumları açabilir; Devlete ait her derecedeki okul binalarının inşaatı ile bakım ve onarımını yapabilir veya yaptırabilir, her türlü araç, gereç ve malzeme ihtiyaçlarını karşılayabilir; sağlıkla ilgili her türlü tesisi açabilir ve işletebilir; kültür ve tabiat varlıkları ile tarihi dokunun ve kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların ve işlevlerinin korunmasını sağlayabilir, bu amaçla bakım ve onarımını yapabilir, korunması mümkün olmayanları aslına uygun olarak yeniden inşa edebilir.

    Hizmetlerin yerine getirilmesinde öncelik sırası, belediyenin mali durumu ve hizmetin ivediliği dikkate alınarak belirlenir.

         Belediye hizmetleri, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur. Hizmet sunumunda özürlü, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır.

Belediyenin görev, sorumluluk ve yetki alanı, belediye sınırlarını kapsar.

Belediye meclisinin kararı ile mücavir alanlara da belediye hizmetleri götürülebilir.

     Belediye başkanı dahil yönetimdeki kişilerde bulunması gerekli özelliklerden bazıları şu şekilde sıralanmaktadır.

Öncelikle bu kişinin vizyonu ve bu vizyona ulaşmak için belirlediği bir takım kuralları ve de prensipleri olmalıdır… Sağlam karakterli, kararlı ve dürüst olmalıdır. Haktan ve adaletten yana olmalıdır
Eğitimli, birikimli  ve konulara olabildiğince hakim olmalıdır. İnsanlara karşı saygılı, güler yüzlü ve nazik olmalıdır. Harekete geçirme ve de etkileme gücüne sahip bir karizması olmalıdır.
Mücadele ruhuna sahip olmalıdır ve yüreklendirici ve de cesaretlendirici bir kişiliği olmalıdır.
Takım ruhuna sahip olmalıdır ve kendi hırslarının ve isteklerinin esiri olmamalıdır.
Tüm fikirlere, yeni düşüncelere, yeniliklere açık olmalıdır ve de gelişmeleri sürekli takip etmelidir
Merhametli olmalıdır. İyi işler yapmaya istekli olmalı ve işine tutkuyla sarılmalıdır.
İleri görüşlü, daima iki adım önde koşma becerisi olmalıdır. Olayları doğru analiz edebilecek analitik bir zekaya sahip olmalıdır. Çabuk ve etkilenmeden karar alabilme yetisi olmalıdır
Mutlaka yurt  içi veya dışında benzer bir beldeyi görmüş veya bu konuda az da olsa fikri olmalıdır
Kültürel tarihimizi bilmeli ve buna önem vermelidir. Ayrımcılık ve  kayırmacılık gibi ucuz politikadan uzak, şeffaf ve de cesur olmalıdır. Halkını iyi tanıyan sosyal bir insan olmalı, kültürel faaliyetlere ilgi göstermelidir ve bu alanda şehri canlandırmalıdır.
Yaptığı veya yapacağı işlerle övünmek yerine, gözü sürekli ileride olmalı ve de şehrin ruhuna yakışır davranmalıdır. Kendinden emin, sorumluluğunu bilen, sinmeyen, korkmayan, yürekli, başı dik, onurlu ve gururlu bir insan olmalıdır
Kendisiyle barışık, sempatik ve iyi niyetli olmalıdır. Şehrini ve insanını sevmeli, onlar için sürekli kafa yormalı, gerekirse uykusuz kalabilmelidir. Şehrin fiziki, sosyal ve kültürel kaynaklarını iyi bilmelidir ve bunları harekete geçirebilecek heyecanı ve azmi olmalıdır
Dil, din, ırk, parti, görüş ayırımı yapmaksızın,  gözü insana dönük olmalıdır.. önce insan demelidir...

Bizim vatandaş olarak sorumluluklarımız nelerdir.

Öncelikle her şeyi devletten ve belediyeden bekleme alışkanlığından kurtulmalıyız.

Belediyeyi bir iş ve ekmek kapısı olarak görme ve torpille işe kapak atma anlayışından kurtulmalıyız.

Önce kendi evimizin önünü temizlemeliyiz ve kendi imkânlarımızla işlerimizi halletme yoluna gitmeliyiz

Her türlü konuda, şahsi istekler yerine, öncelikli olarak toplumsal istekler için belediyeye müracaat etmeliyiz.

Belediyecilik hizmetlerinin geliştirilmesinde belediye ile işbirliği yapmalı ve yardımcı olmalıyız

Yetkileri ve ilgilileri gereksiz ve lüzumsuz iş ve isteklerle oyalamaktan vazgeçmeliyiz.

Yerel belediyecilik hizmeti ve bilinçli bir vatandaş olabilmek için kısaca özetlemeye ve hatırlamaya çalıştığım bilgiler ve konular şimdilik bu kadar yeterli olur sanırım. Amacımız tabiî ki, bağcıyı dövmek değil üzüm yemek olmalı. Hepimiz aynı geminin içinde olduğumuzu unutmamalıyız. Geminin kaptanı da, tayfası da sorumluluklarını bilir ve birlikte hareket edebilirse aşılmayacak ufuk, ulaşılamayacak hedef yoktur.

Yerli Sermaye mi, Ahlaksız Sermaye Sahibi mi?

   Herkes insan olarak doğar, önemli olan insan olarak kalabilmektir. Dini imanı para olanlardan hep nefret etmişimdir. Adam defalarca hacca gitmiş, camiden hiç çıkmıyor, ayda 10 dükkân, 10 ev kirası ve çeşitli kanallardan yirmi bin lirayı, yani yirmi kişinin maaşını tek başına cebe indiriyor, bankalardaki birikimlerinin haddi hesabı da yok.  Üzerindeki elbiseler de pasaklı, dökük.   Kimseye yardımı, hayrı, hasenatı, iyiliği yok. Kimse tarafından da sevilmiyor. Cimci adam, menfaatçi, çıkarcı, insanlara acımıyor, hiç insanlık yok, akrabalarına yüz çevirmiş,  insanlara tepeden bakıyor diye de herkesin dilinde. Bu mu insan, bu mu Müslüman.

     Ticaretini iyi yapıyor, kendini iyi pazarlıyor. Para ve menfaat gelecek kişilere karşı çok merhametli, şefkatli, iyi davranışlı. Mal üstüne mal kazanıyor.  Dükkânlarının çoğu da boş.  Çünkü kira parasını az buluyor, gözü az paraya doymuyor. Az para alacağıma boş dursun daha iyi diyor.  Ne kötü bir huy değil mi.  Eşya insana hizmet etmesi gerekirken, insan eşyaya hizmet ediyor.  Aklınca camiden çıkmayarak kendine  iyi adam dedirtmek ve işlerini pazarlamak istiyor.Günlük hayatta içimizde ve çevremizde bu tip insanlara çok rastlarız. Bunlar öldükten sonrada arkalarında hayır bırakmazlar. Hiç harcamayıp bankalarda biriktirdikleri paralar olduğu gibi kalıvermiştir ve aç gözlü mirasçıları akbabalar gibi mirasın başına üşüşmüşlerdir. Mirası bir türlü paylaşamazlar, paylaşamadıkları mirasları yıllarca atıl vaziyette kalır. Gönen de bu şekilde yüzlerce hatta binlerce bina, bağ, bahçe, tarla vardır.

      Günümüzde maalesef ticaret ahlakı bozulmuş, yok olmuş. Ticarette kendine iş adamı dedirten öyle ahlaksızlar tanıyorum ki isyan etmemek, karamsar olmamak, kızmamak elimizde değil.  Para, saltanat ve lüks adeta insanlıktan çıkarmış. Adeta alçak dağları ben yarattım edasına bürünmüşler. Hani sonradan görmüş derler ya. Sanki her yer sonradan görmüşlerle dolu.  Yüzlerce örneğin içinden isim zikredip de üzerime sıçratmamak için bir tane örnek sunmak isterim.

        Adam doğru düzgün konuşmasını, telefona cevap vermesini dahi bilmiyor. Dün köyden gelmiş, ama meşru ama gayri meşru yollarla bir iş ve servet elde etmiş, patronculuk oynuyor. Çünkü Allah zenginlik isteyene zenginlik, ilim isteyene ilim, ahlak isteyene ahlak verir. Hile, zulüm ve yaptığı haksızlıkları en az 20 işçisinden, elemanından menkıbe dinler gibi dinledim. Adam söz veriyor, işine gelmeyince sözünü tutmuyor. İşçisini ucuza çalıştırıyor, zamanında sigorta yapmıyor, yapıyor eksik ödüyor,  ayda 1 veya 2 gün tatil veriyor, günde çift mesai yaptırıyor ama ücret ödemiyor, fazla mesai için saat başına koskocaman adama 2 -3 TL veriyor, kendinden büyük insanlara kaba saba, insanlığa yakışmayan davranışlarda bulunuyor, tepeden bakıyor, hor ve küçük görüyor.  Akrabalarını birer birer kazıklamış, küstürmüş. Darıltıp küstürdüğü, kalbini kırdığı,  haksızlık ve hukuksuzluk yaptığı yüzlerce insanla barışma, helâlaşma gibi bir derdi de yok, son derece rahat. İşte insan olarak doğan ancak insan olarak kalamayan bir tip size. Şöyle bir düşünün, çevrenizde bu tarife uygun kaç tane adam var. Yine şöyle bir düşünün, bu tarife sizde girer misiniz acaba.

        GönTAM olarak her gün en az 50 kişiyle görüşüyoruz. Yirmi yaşında başörtülü bir kız dedi ki, abi hayatımda ilk defa bir insan beni aşağıladı, ilk defa aşağılandığımı hissettim, gururum kırıldı, bu adamla bir daha karşılaşmak istemem dedi. Yine 55 yaşındaki bir ağabeyimiz, dedi ki, ilk defa kendimden küçük biri bana küçük görücü ve aşağılayıcı bir davranışta bulundu, incindim, bu ne biçim insan, ne biçim Müslüman dedi. Yine bir genç kız, ayrıldığı giyim mağazasının sahibi için dedi ki; abi adam psikopat, 5 ay çalıştım hiç  bir kere bizi insan olarak görmedi, insani bir yönünü göremedim. Benimde psikolojim bozuldu. Bana değil herkese aynı. Giren en fazla 5 ay dayanıyor ve köyü anılarla ayrılıyor.  İşyerinin önünde de eleman aranıyor tabelası hiç kalkmıyor. İşi bırakında sanki hapisten kurtulmuş, özgürlüğüme kavuşmuş gibi oldum dedi. Bu adamı da tanıyorum, camiden de hiç çıkmıyor. Böyle tipler var işte. Bu tip kişiler Islama ve Müslümanlara da zarar veriyorlar, kötü örnek oluyorlar. Islama meyilli olan kişiler nu kişileri tanısalar Allah muhafaza.

      Bunları niye anlatıyorum, önce insan olmalıyız. İnsan olmayanlara, toplumda kütü huy ve ahlaka sahip olanlara tepki göstermeliyiz ve tavır almalıyız. Dinimiz de zaten bunu emrediyor. Kötülerden yüz çeviriniz diyor. Kötülükleri elinizle, dilinizle veya kalbinizle buğuz ederek bertaraf ediniz buyuruyor.  Ben dinimizin emirlerine uymaya çalışan bir Müslümanım elhamdülillah.  Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyemiyorum. Bir adamdan toplum şikâyetçiyse, bana zararı dokunsun dokunmasın hiç önemli değil,  bende ondan yüz çeviriyorum. Şu küçücük şehirde, onlarca yüz çevirdiğim insan var. Müslüman herkesle barışık olacak diye bir kural yok ki.  Sevdiğini Allah için seveceksin, nefret ettiğinden Allah için nefret edeceksin. Çizgi bu. Toplumun sevmediği, çirkin hal ve hareketleri olan birisiyle benim dostluk, iş birliği ve hasbi hal içinde olmam mümkün mü. Kıyamet gününde herkes dünyadaki sevdiği ile, beraber olduğu kişiyle hasrolunacaktır. Onun için bu dünyada seveceğimiz ve sevmeyeceğimiz kişilere dikkat etmeliyiz.

Aksiyon ve eylem adamı olmalıyız.  İlçemizde yerli yabancı sermaye diye bir ayrım yapmam. Sermaye sahibinin ahlaklı veya ahlaksız olduğuna, uygulamalarına, insanlara yaklaşımına, insan oluşuna,  topluma ve çevresine sunduğu pozitif değerlerine bakarım.

      Bilinçsiz bir şekilde alışveriş yaparsak, hak etmeyenleri desteklersek onlar da kendilerini iyi yolda zannederler.  Kötülere kötü yolda olduklarını hissettirmeliyiz.

     Nasıl ki Gazze ye yardım gemisine yapılan saldırı sonrasında Türkiye halkı İsrail şirketlerine ve mallarına tavır koydu ve çoğunu iflas durumuna getirdiyse, aynı tavrı içimizdekiler içinde koymalıyız.

 Ünlü Şair Cengiz Numanoğlu’nun, tam da bu konuyla tıpatıp örtüşen bir şiirini sizlere sunmak istiyorum.

 

Ölüden Yeni Mektup

Dostlarım!
 Sizlere çoktan beri, mektup göndermemiştim,
''Sivrisinek saz gelir, anlayana'' demiştim.
Yıllarca bu ümitle, beklemiştim sürekli;
Anladım ki; sizlere, davul-zurna gerekli...

 

Ne yazık ki; bizleri, yanlış tanıyorsunuz;
Bir mezara atılmış, ceset sanıyorsunuz.
Oysa bizler.. kaç bin yıl, geçse bile aradan;
Her saniye, dünyayı izliyoruz buradan...

 

Akın akın geliyor, her gün yeni ölüler;
Nice koyun sürüsü, nice çoban sülüler.
Nice saddam, nice buş, nice zorba züppeler,
Adâleti katleden, nice kanlı cüppeler...

 

Nice medya maymunu, nice ünlü hocalar,
Eşini pazarlayan, o sosyetik kocalar.
Nice holding cambazı, nice soysuz soylular,
Nice kurşun askerler, nice selvi boylular...

 

Krallar, diktatörler, dalkavuklar, cellatlar,
Ruhsatlı eşkiyalar, siyasi piskopatlar,
Paraya secde etmiş, o tefeci zalimler,
Zalime fetvâ vermiş, iki yüzlü âlimler...

 

Kimi “ilâhiyatçı”, saldırgan ve kibirli,
Kitapları çok satmış, amel defteri kirli.
Dünyada alkış için, takla atmış durmadan,
Bir tek günü geçmemiş, müslümana vurmadan
 

Hepsi feryat içinde, îtiraf ediyorlar;
''Biz, ölümü bir yokluk sanıyorduk'' diyorlar.
İnfâzın korkusuyla, titreşen o bedenler,
Dünyaya dönmek için, rüşvet teklif edenler...

 

Gelenleri, röntgene sokuyoruz antrede;
Çoğunun beyinleri, sıfır kilometrede.
Akıl ambalajını, daha açmayanlar var;
Onların, buradaki statüsü hayvanlar...

 

Dostlarım! Bilmek için arkanızdan vuranı,
Ona buna bakmayın, okuyun şu Kur'ân'ı.
Neden kullanmazsınız, akıl denen cevheri,
Kur'ân bunu söylüyor, bindörtyüz yıldan beri.
 

Hayvansal içgüdünüz, size meydan okuyor,
Beyinler vıcık vıcık, her yer şehvet kokuyor...

İnsanı insan yapan, değerlerden kaçmayın,

Şeytâni davetlere, kalbinizi açmayın.
 

Birkaç yobaz görüp de, küsmeyin dinînize,
Bütün bu fotoğraflar, birer tuzaktır size.
''Çağdaş'' yobazları da, dostlarınız sanmayın,
Dîne ''irticâ'' diyen, fitnelere kanmayın...

 

Ne güvenin paraya, ne de köşke saraya,
Aklınızı kullanın.. Boş gelmeyin buraya.
Adâletin, hukukun, burada şakası yok;
Burada hiç kimsenin, kimseye bakası yok...

CENGİZ NUMANOĞLU

Sözünde Durmak

Sözünde Durmayanların Vay Haline... Söz namustur, sözünde durmayan namussuzdur

    Ben bir Müslüman ve insan olarak diyorum ki söz namustur, sözünde durmayan namussuzdur... Sözünde Durmayanların Vay Haline.... Belki çok iddialı ve radikal bir cümle oldu ama daha radikalını bulamadım.  Bu sözümü de kimse için söylemiyorum, kendim için, kendime söylüyorum.  Yani ey kadir söz çok önlemlidir diyorum. Söz namustur, sözsünde durmayan namussuzdur, yani çok ağır bir sorumluluktur.  Ya hiç söz verme ya da verdiysen, ölüm ve hastalık dışında sözünü ne pahasına olursa olsun mutlaka tut. Sözünü tutamayacak çok önemli bir gelişme ve mazeretin olduysa şayet ara karşı tarafı, söz verdiğin kişiyi, ondan izin iste, izin verirse ne ala. Şayet vermezse sözünü yinede tutmak zorundasın, yoksa sözünden dönen, sözlerini unutan, ahitlerini yerine getirmeyen bir adama adam demezler, insan bile demezler, bu şekilde insanların arasında dolaşamazsın diye kendi kendime nasihat ediyorum.

    Çünkü günümüzde ne sıkıntılar ve zorluklar çekiyorsak hep insanların sözlerine, yaptıkları anlaşmalara bağlı olmamalarından kaynaklanmıyor mu.  Sözünde durmayan insanların çok darbesini yedim.  Hala da yemeye devam ediyorum. Bir insan ya söz vermemeli, ya da verdiği sözü tutmalı. Kimseyi kendine güvendirerek, bağlayarak zor duruma düşürmemeli.  İnanın bir gün  özel olarak deneme ve araştırma yaptım. Tam 10 kişiyle sözleştik, hepsini tek tek not aldım yazdım. Bakalım kaç tanesi sözünde duracak, sözünün eri olacak diye

    Allah Allah, ne olsa iyi gün bitti gitti, 10 kişiden bir tane sözünde duran, yerine getiren yok. Artık, arkadaşlara dedim ki,  yahu bi tanesi de yanılsa da sözünde dursa bari dedim. O gün hiç yanılıp ta sözünde duran olmadı. Hiç biri de arayıp, mazerette bildirmedi. Hepsi de adam gibi açık açık söz vermişlerdi. Ama ne bileyim, hepside adama benziyordu, adam adam konuşuyorlar, mangalda kül bırakmıyorlardı. Yahu söz müminin tutunacak kulpudur.  Müminin ağzından çıkan söz senettir, namustur. Onu yerine getirmekle mükelleftir. Verdiği sözden cayan kıyamet günü sorumludur. Hem bu dünyada, hem öbür dünyada kurtuluşu yoktur.  Bu kişi eğer mazeret uydurarak değil, mazeretsiz olarak olarak yerine getirmiyorsa yerin dibine girmelidir, adamım diye ortalıkta dolaşmamalıdır. Ama ortalıkta dolaşan ne kadar adam müsveddesi var değil mi.

        Sözünde durmak,  yapılan anlaşmaya sonuna kadar sadık kalmak müslümanın özelliğidir. Münafığın özelliği ise bol bol söz verip sonra hiçbirine uymamaktır.

               Söz Müslüman için namustur, şahsiyettir, ahlâktır,  söz çok önemlidir. Söz Müslüman’ın kulpudur. Müslüman verdiği sözden asla caymaz, sözünün eridir, söz senettir.

Bakınız Kuranı Kerim Ne Emrediyor.

               Maide 1: ”Ey iman edenler! Allah ve insanlar arasında verdiğiniz söz ve yaptığınız bağlantıları yerine getirin”.

               İsrâ 34: ”Bir de ahdi (yapılan sözleşmeyi) yerine getirin. Çünkü verdiği sözden cayan (kıyamet günü) sorumludur”.

             Sözünden dönmek, anlaşmayı bozmak (hainlik, ihanet ve nankörlük etmek)                                                                                                                                                                       

               Nâhl 92: ”Bir ümmet diğer bir ümmetten daha ziyadedir, diye (kâfirlerin çokluğuna bakıp) yeminlerinizi aranızda hile edinerek, o ipliğini sağlamca eğirdikten sonra bozan kadın gibi olmayın. Gerçekten Allah sizi bununla (ahde vefa ile) imtihan eder; ve Dünyada ayrılığa düştüğünüz şeyi, kıyamet gününde muhakkak size açıklayacaktır”. 


“Ve sözleşme yaptığınızda Allah’ın sözleşmesinin yerine getiriniz” (Nahl: 16/91)

“Ey İman edenler! Bağlandığınız akitlerinizi titizlikle yerine getirin” (Maide: 5/1)

“Ey İman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında en nefret edilen şeydir” (Saff: 61/2-3)

 Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Münâfığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler Söz verince sözünde durmaz
Kendisine bir şey emanet edilince hıyanet eder”[1]

Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:

“Oruç tutsa, namaz kılsa, Müslüman olduğunu söylese de”[2]

* Münafık içinden kafir, dışından Müslüman görünen kimse demektir. Bu hadis ikinci bölümüyle de açıklamaktadır ki, bugün camilerde namaz kıldığı halde yalan söyleyen, verdiği sözde durmayan ve hainlik yapan kimseler vardır 1400 sene önce Medine’de peygamber mescidinde de aynı şekilde peygamberimizin ardında namaz kılıp Müslümanların kuyusunu kazan Abdullah ibn-i Übey ve benzeri kimselerin olduğu gibi; münafık deyince bizlerin dışında başka kimseleri algılamaktayız ve aramızdaki münafıkları görmemekteyiz “Oruç tutsa, namaz kılsa ve kendisini Mü’min zannetse bile” yalan söyleyerek sözünün bozuk oluşu, sözünden dönerek niyetinin bozuk oluşu, hıyanet ederek de davranışın bozuk oluşu kişiyi münafık hükmüne sokar. Münafıklık ta gerçekten kafirlikten beterdir ve ceza yönünden de Cehennemde daha berbattır (Nisa: 4/145’de olduğu gibi) Bize yani Müslüman’a yaraşan odur ki sayılan bu alametleri kendisinde bulundurmamak üzere bir gayretin içine girmek, hangi iş ve konumda olursa olsun böyle muamelelere asla yanaşmamak ve inanç yönünden en tehlikeli durum olan münafıklık durumuna düşmemektir.


 Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Dört huy kimde bulunursa, o adam tam münafık olur Bir kimsede bu huylardan biri bulunursa, o huydan vazgeçinceye kadar onda münafığın özelliklerinden biri var demektir O dört huya sahip olan kimse:

Kendisine bir şey emanet edilince hıyânet ederKonuşunca yalan söylerBir antlaşma yapınca sözünde durmazDüşmanlık yapınca da aşırı gider”[4]

Bir sahabe anlatıyor. Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana:

“Eğer Bahreyn’den zekât malı gelirse sana şöyle şöyle şöyle doldurup veririm” buyurdu Fakat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem vefat edene kadar Bahreyn’den mal gelmedi

Bahreyn’den mal geldiği zaman Ebû Bekir radıyallahu anh:

– Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in birine va’di veya borcu varsa bize başvursun, diye ilân etti Bunun üzerine onun huzuruna vararak:

– Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana böyle böyle demişti, dedim

Ebû Bekir elini ganimet malına daldırıp bir avuç aldı Bunları sayınca 500 tane olduğunu gördüm O zaman Ebû Bekir bana:

– Bunun iki mislini daha al, dedi[5]

* Verilen söz mutlaka tutulmalıdır Söz veren va’dini yerine getirmeden vefat ederse vekili, yakını ve mirasçısı onun va’dini yerine getirmelidir [6]

Söz ile ilgili mevzuumuz şimdilik bu kadar.  Aslında söz ile ilgili söylenecek çok şeyler var. Kitap ve ansiklobidiler bile yazılabilir. Ancak biz arif olan anlar diyoruz ve bu kadarla yetiniyoruz.

Tepeleyecekler di, Tepelendiler

Silivri’deki Plan Seminerleri

Bazı atasözleri aklıma geliyor “ava giden avlanır”, “ alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste”, “ keser döner sap döner gün gelir hesap döner”. Evet, gün geldi keserin sapı döndü ve hesaplar geriye tepti.  Yani silah geriye tepti.  Halkın vergileriyle aldıkları silahı, halkın vergileriyle maaş alanlar,  halkın çocukları eliyle halka sıkacaklardı, yani halkı tepeleyeceklerdi. Halka sıkmanın yasal gerekçesini hazırlamak için de cami bombalayacaklar, kendi uçağımızı düşürecekler, ülkeyi kan revan içinde bırakacaklardı. Hesap yapanlar bes belliki hiç düşünmemişler,  Allah’ın hesabının üzerinde hiçbir hesap yoktur.  Allah hesap yapanların hesaplarını, tuzak kuranların tuzaklarını başlarına kakıvericidir, yıkıvericidir, geçirivericidir. Allah hesap yapanlara bir fırsat veriyor, süre tanıyor,  düşünürler, vazgeçerler diye. Ama belliki düşünmemişler, vazgeçmemişler. 1960, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 de yaptıkları plan seminerleri ve tepelemeler yetmemişti, tepelemeye doymamışlar ve 2003 de de yapmaya kalkmışlardı. Hiç hesap vermemişler, hep sormuşlar, asmışlar, kesmişler, kırmışlar dökmüşler di. Çünkü İsrail ve Amerika diye saygın ağabeyleri, akıl aldıkları mossad ve mason lobileri vardı.. Yani diğer bir tanımla onların çocuklarıydılar.

Şu sözlere bakın…”tepelemek var, toparlamak var, acımak yok.” Sokaklara tanklarla gireceğiz diyor du, mikrofonik, gür ve kendinden emin bir ses.  Sanki - haşa - alçak dağları ben yarattım diyordu. Daha ne saçmalıklar duyduk tüylerimiz diken diken oldu.

Şairin dediği gibi, imansız paslı yürek sinede bir yüktür. İmansız yüreklerinde tepeleme ve her şeye hükmetme egoları vardı. Çünkü imanlı bir yürekte merhamet ve acıma duygusu vardır. Acıma ve merhamet duygusu olanlar ile yüzlerinde secde izleri görülenleri de bir kurumdan temizleyecekler, sonra halkın tepesine inecekler, kendilerine ve yandaşlarına makamlar, mevkiler, menfaatler, saltanatlar dağıtacaklardı. Allah firavun zihniyetinin hesaplarını ters yüz ediverdi.

Hadi şimdi Silivri de yapın plan seminerlerinizi. Hiçe saydığınız anayasamız size söz hakkı tanıyor, çıkın kürsüye, konuşun bakalım İstanbul’u bana bırakın, sokaklara tankla gireceğiz, çökerim tepesine deyin.

 Öyle derler mi, yapmadık, etmedik, ben darbeci değilim, hukukun adamayım, uydurma, tezgâh, iftira, fasa fiso diyorlar. Yani kelimelerin de anlamını yitirdiler, içine ettiler. Yahu ne rezaletler görüyoruz. O malum… ların sesleri inanın hala kulağımda çınlıyor. İzlemeyenler STV nin haber bültenlerini izlesinler.  Yahu koca koca adamlar,  o kadar deliller, belgeler, ses kayıtları, 60-70 çuval evrak,  görgü şahitleri, 19 tane ses kayıt CD si ve orijinal sesleri ortadayken, tüm ülke ve dünya bile bunları duymuş ve dinlemişken, gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar, inkar ediyorlar. 

Yahu insan biraz dürüst olur, davası olan mert olur. Madem bir davanız vardı, söz de ülkünüz ve ülkeniz adına böyle bir darbeyi yapmaya kalktınız, sonra yapamadınız ve kıskıvrak yakalandınız, bari o davanız ve ülkünüzün de bir onuru olmalı değil mi. Yaptık deyin, doğrudur deyin. Niye milletin gözünün içine baka baka gerçekleri çarpıtıyorsunuz, yalan söylüyorsunuz. Örgüt mensupları bile yakalanıp, suçundan dolayı 20 yıl hapis cezası alacağını bile bile kameraları görünce zafer işareti yapmıyor mu. Madem siz de ihtilal ile ülkenin zafere ulaşacağına inanıyorsunuz siz de 15-20 yıl ceza alacağınızı bile bile zafer işareti yapın.

Geçen yazımda demiştim ki büyük şeytan Amerika ve yerli işbirlikçileri veya yerli vatan hainleri. Erbakan hocanın Başbakanlığında 28 Şubat posmodern darbesi olmuştu. Geçen gün Erbakan açıkladı belgeyi. 28 Şubatın olmasını ABD ve İsrail planlamış,  mason mahfilleriyle birlikte bizim yerli, gönüllü uşaklar da tatbik etmiş.

Koalisyon hükümetleri hep iktidarsızlık ve huzursuzluk getirmiştir bu ülkeye. Her şey açık ve net. Erbakan 1996 da yüzde 47  ve 370 vekil ile  meclise ve iktidara gelseydi  28 şubatı tezgahlamak biraz sıkardı. Belli oluyor ki, 2003 de de sıkıyı görmüşler ve dümenleri ters dönmüş. Yahu hep Amerikanın ve İsrailin dediği mi olacak bu ülkede. Artık dirilmeliyiz, silkinmeliyiz ve kendimize gelmeliyiz. Türkiye’de son 4 yıl içinde yapılan operasyonlara fasa fiso deme acizliğine düşeceğimize, bu toplu arınma, temizlenme ve demokrasiyi rayına ve sağlam temeller üzerine oturtma harekâtını fırsat bilelim ve arkasında sağlam duralım.

Ben bu ülkede yamuk işlerin ve adamların olduğuna ve şu anda da doğru işler yapıldığına inanıyorum.

Tabiî ki inanırken sadece televizyonlardan ve gazetelerden gördüklerimle de amel etmiyorum. Biz de bu devletin bir zamanlar anlı şanlı polisiydik. Birçok görevlerde ve hizmetlerde bulunduk.  Kenan Eren gibi darbe yapmış birisinin Cumhurbaşkanı iken devlet büyüklerini koruma göreviyle işe başladık. Ardından Cumhurbaşkanı rahmetli Turgut Özal’ın yanında çalışmak nasip oldu.  Daha sonra Süleyman Demirel,  başbakanlardan Yıldırım Akbulut, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller dönemlerinde de bu zatların teknik korumalığında görevler aldık ve yakınlarında bulunduk. Bu fırsatlar dolayısıyla her şeyi kaynağından anlama imkânına sahip olduk. Tabiî ki herkes aynı fırsatlara sahip olacak diye bir şey yok. Anlamak, bilmek isteyen anlar ve bilir.

 

 İşte görüyorsunuz tek başına iktidarın güzeliklerini, bolluklarını ve bereketini.  Halk istemezse hiçbir şey olmaz. Biz önce kendimizi düzeltmeliyiz.  Bir toplum kendini düzeltmediği sürece Allah da o toplumu düzeltmez, huzura erdirmez. İçimizde yamuklar ve yanlışlar olacaktır ve çıkacaktır da. Belki de bu yazıyı okurken ne saçmalıyor bu adam deyip bana diş bileyen bile  olacaktır. Ak Parti hükümetini beğenmeyen, hatta nefret eden, hatta ve hatta ülkeyi satıyor diyenler bile vardır. Ama aklın yolu birdir, doğru tekdir. Yanlışlar ve eksikler vardır ama görünen köy kılavuz istemez. Ben şu dönemde başka bir alternatif göremiyorum.

 Tek başına iktidar demek, darbelerin tarihe, darbecilerin Silivri plan seminerlerinde toplanması demekmiş.  Acımak yok, tepelemek var, toparlamak var diyenleri, şu necip milletin iradesiyle tepelenip, toparlanması ve hesap sorulması varmış.

Ben ümitliyim, benim ülkemin üzerine bir güneş doğmaya başladı. Aydınlık günler, karanlık bulutların dağılmasıyla geliyor, yaklaşıyor.

Dua edelim ki karanlık bulutlar dağılsın ve yerini berrak bir gökyüzüne bıraksın.  Dua edelim ki Allah bir daha çetelere, darbecilere, Ergenekonculara, ergenakona fasa fiso diyenlere, Ergenekoncuları milletin meclisine taşıyıp kurtarmaya çalışılanlara fırsat vermesin.

Dua edelim ki, içimizdeki yerli işbirlikçiler ve vatan hainlerinin kurdukları tuzakları Allah başlarına yıkıversin.  Hainlerin karanlık planlarını ve kirli çamaşırlarını gün yüzüne çıkaran başta STV, Taraf ve Akit gazetelerine biraz daha iş düşüyor. Demek ki halk isteyince ve destekleyince her şey olabiliyormuş.

Hangi Televizyonları İzlemeliyiz

STV ve Ülke TV yi İzleyin Size Yeter

İyi bir televizyon izleyicisi değilim. Televizyon izlemeye vaktim de yok. Ancak ülkemde ve dünyada neler olup bitiyor onları bir vatandaş ve tabiî ki bir Müslüman olarak takip etmem lazım. Yani habere ve bilgiye ihtiyacım var. Bilgi bizim için yani insan için ekmek ve su kadar önemli bir araç ve gerekliliktir.

 İşte bu bilgi ve haberleri elde edebilmek ve hem de vaktimi değerlendirebilmek içim akşamları televizyonların haber kuşaklarını ve bazı programları izlemeye çalışıyorum. Bazen de merak edip elime kumandayı alıp uydudan yayın yapan bütün kanalları ne var ne yok diye tarıyorum.

Son zamanlarda bu televizyon mevzusunu iyice kafama taktım.  Hangi televizyonu açsam bir partinin  hizip ve kurultay kulisi haberleriyle,  diğer bir parti liderinin asık suratlı, kabadayı tavırları, sert yüz ifadesi ve nutuklarıyla karşılaşıyorum. Siz de bıktınız mı bilemiyorum. Gazeteler aynı, televizyon kanalları ve program içerikleri hep aynı kişiler, aynı konular. Ülkenin bütün enerjisi bir partinin kurultayına, diğer bir partinin bölücülük girişimi tartışmalarına mı harcanacak. İnanın televizyonlarda izleyecek bir haber, program ve bir film bulamıyorum. Belgesel hiç yok desem yalan olmaz. Hele hele şu şifalı bitki satış reklâmları yok mu iyice nefret ettirdi insanları. Televizyonlardaki program akışını özetlemek gerekirse şunu diyebilirim; bayat film, soytarı filmi, reklâm, tanıtıcı reklâm. İşte bütün kuşakları aynen bu şekilde, başka kuşak yok. Bir de ticaret ve pazarlama kanalları var ki sormayın. Gündüzleri insanların çalıştığı saatlerde reklâm, tanıtıcı reklâm, geceleri, yani insanların uyuduğu, televizyon izlemediği saatlerde de hatim yayınları. Yine aynı televizyonların bütün gün boyunca kerameti kendinden meçhul demirbaş hocaları. Yeter dedim artık. Rütük mü, meclis mi, hükümet mi, halk mı kim dur diyecekse bu televizyon yayınları rezaletlerine bir dur demeli.  İnanın saydım sonra bıktım da bıraktım. Uydudan yayın yapan tam 150 civarında yerel ve ulusal televizyon kanalı var. Neredeyse 150 kanalın içinde bir tane izleyecek bir şey bulamıyorum. Yirmi  tane televizyon var tamamı müzik ve reklâm.  Köy ve tarım adına yayın yapan bir kanal var, tamamı reklâm, tanıtıcı reklâm ve bir hoca efendinin menkıbeleri, sohbetleri. Bir de meşhur bir hoca efendi var ki sormayın. Bütün yerel televizyon kanallarını kiralayıp,  canlı yayınla, iki üç tane sunucuyla sohbet ediyor. Hep aynı sorular, aynı konular, aynı sohbet, inşallah, maşallah. Varsa yoksa mehdilik, varsa yoksa evrim teorisi başka bir şey göremiyorum.  Bir cemaatin tam 5 tane, diğer bir cemaatin de 7 tane, bazılarının da bir iki tane televizyon kanalları var.

Hep aynı yüzler, aynı demirbaş kişiler ve özel tanıtıcı reklâm programları, kerameti kendinden meçhul herbalistler, hocalar, uzmanlar. Yine şifalı bitki reklâmları tam bir rezalet. Meğer ne büyük iş görüyormuş bu reklâmlar. Hangi kanalı açsam tanıtıcı reklâm, şifalı bitki menkıbeleri, birbirinden değerli doktorlar, uzmanlar, herbalistler ve daha beler neler. Adamım biri İstanbul’dan yayın yapan x TV ye çıkmış, tanıtıcı program, yani gizli reklâm yapıyor. Karşısına almış yarı açık bayan bir sunucuyu, koymuş önüne şifalı bitki kutularını,  ekranın altında da sipariş bilgi iletişim telefonları.  Bayan sunucu soruyor, efendim bu ne işe yarıyor diyor, adam anlatıyor, bu erkeklik iksiridir, maksimum güç, mutlu son falan, şöyledir, böyledir diye daha ne saçmalıklar. İnanın tam bir rezalet, ailenizle veya misafirlerinizin yanında yüzünüz kızarmadan nasıl izleyebileceksiniz bu televizyonu. Ben utandım da televizyonu kapattım, onlar anlatmaya devam ediyorlardı.  Yani bir nevi özgürlük ve şeffaflık rezaleti.

Tam bir sömürü ve kandırmaca.  Hep şifalı bitkinin fayda verdiği kişilerin övgülerini yansıtıyorlar, faydasını görmedim diyenleri de çıkarsalar ya. İşte yanıltıcı reklâm buna denir.  Bütün televizyonların baş reklâmı o malum mucize krem.  Ne kremmiş be. Neredeyse yeryüzündeki bütün hastalıklara şifa, dertlere deva sanki. Kargosunu da karşılıyorlarmış, 139 TL cik miş. Vay be ne büyük lutuf kargo parası da vermiyorsun. Kargo parası nedir, anlaşmalı oldukları için 3 TL.

 Şunu anladım, televizyon kanallarının neredeyse tamamına yakını, özellikle yerel kanallar bu televizyonculuk işinin cılkını çıkarmışlar. Tamamen ticarete, pazarlama kanalına dönüştürmüşler. İyi ki şifalı bitkiler varmış, iyi ki insanlar bunları kullanıyorlar. Yoksa ülkemizde yayın yapan bir tek televizyon kanalı kalmayacakmış. Şifalı bitkiler uzmanı Sadi Eroğlu anlatıyor ve isyan ediyor adam. Yahu diyor, benim burada kendim hazırlayıp yaptığım ve 10 TL ye sattığım bir küçük şişe ilacı, televizyon reklâmlarıyla 69 TL ye satıyorlar diyor. Evet, aynen öyle 10 TL ye veya en fazla 20 TL ye  satılması gereken bir ilaç ambalajlayıp, allayıp, pullayıp, süsleyip, sarmaladıktan sonra televizyonda da ballandıra ballandıra anlatıldıktan sonra tam 5 – 6 katı fiyatına müşterilere kakalanıyor. Bu gidişata bir dur denilmeli.  Bu televizyonlardaki reklâm, tanıtıcı reklâm, kepaze magazinler ve demirbaş hoca ve uzman kirliliğine bir son verilmeli.

İnanın keşif isimli bir belgesel haber bilim araştırma programı yapıyorum. Üç yıldır 3-4 televizyon kanalında zorla da olsa yayınlanmasını sağladım. Yayın parası yetiştiremedim sonra bırakmak zorunda kaldım.  TV 58, Toprak TV  ve Rumeli TV inanın yayın için aylık 5.000 TL ve civarında paralar istediler.  Yani senin programının içeriğine, topluma faydasına, zararına  bakmıyorlar. Halka, ülkeye faydalıymış, değilmiş onu dikkate almıyorlar..   Neredeyse TRT haricindeki bütün kanallar sadece paraya bakıyorlar. Ver parayı istediğin programı ve soytarılığı yap. Yaptığım programları 20 tane video kanalı ile 17 tane internet televizyonunda yayınlıyorum. Tam 3.000 adet program yapmış ve internet ortamında yayına, paylaşıma sunmuşum. Bir hesapladık inanın tam 18 milyon kişi tarafından programlarımız izlenmiş. Bu tabiî ki bir rekor. Belki gelecek internet televizyonculuğunun olacak.

Bu konuda yapmış olduğum araştırmanın sonucu olarak sizlere tavsiyelerim şunlardır. Bu kanalları izlemeyelim, herkese  de izlememelerini tavsiye edelim. Yine bu kanallardaki rezillikleri Rütüğe, Meclise, tüketici derneklerine, ilgili sivil toplum kuruluşlarına, tabii ki başta o televizyon kanalına şikâyet edelim, tepki gösterelim. Yani sorumlu ve bilinçli bir vatandaş olursak her şey kendiliğinden düzelir.

Farkındaysanız televizyon kanalları iletişim bilgilerini vermezler, internet üzerinde de bulamazsınız. Yani halkın tepki göstereceğini bildikleri için kendilerine ulaşmanın kanallarını  zorlaştırmışlardır. Sadece reklâm almayı bilirler ve satış ve pazarlama kanalları devamlı açıktır.

 

İzleyecekseniz Ülke TV, STV, Habertürk, Kanal 7 ve TRT size yeter diyorum.

Bunlar inanın mükemmel televizyonlar. Özellikle Ülke TV ile STV tam bir bilim, haber, belgesel ve demokrasi kanalı. Ben de zaten bu iki kanalı izliyorum bana yetip artıyor. Özellikle Ülke TV de yok yok. Tam bir okul ve üniversite gibi. Hani vücudun bütün vitaminleri alması gibi bir şey. Ülke TV yi izlediğinizde almanız gereken bütün bilgi ve haberleri eksiksiz alıyorsunuz.

Zaman sermayemiz çok kıymetli. Kesinlikle boşa harcamamalıyız. Özellikle bazı kartel televizyonlarına bir bakın. Bağımlılık yapan, aile yapısını olumsuz yönde etkileyen, insanları suça ve şidde de yöneltmede etkin rol oynayan televizyonlar. Hanımlar izliyorlar, izlerken de kimseyi konuşturmuyorlar. İzlemesini engelleyemiyorsun.

Bazı kanallara göstermelik ceza uygulanmış. Kuralları uygulayan, takan sallayan yok. Artık reklâm arası film ve haber vermeye başladılar. Eğlence, dedikodu magazin ve toplum maneviyatına yabancı diziler. Arkadaşlık ve fuhuş kanalları, müzik kanalları.  Şimdi de şifalı bitki kanalları türedi. Hep aynı adam, hep reklâm ve yine reklâm.

Bazı televizyonlarda da eski bayat filmler.  Kanalın birisi bir dizi yapmış, gece gündüz bütün kuşaklarında hep aynı dizi. İnternet kanallarında bende öyle yapıyorum. 20 tane filmi yükleyip, otomatik pilota yani yayına alıyorum günlerce, hatta yıllarca dönüp duruyor. Şimdiki televizyonlar da aynı olmuşlar. Haklı gerekçeleri var tabii. Aylık 25 bin dolar uydu kirası, 20 bin dolar da personel ve diğer masraflar 45.bin dolar en az maliyet oluyor. Bunu çok çeşitli program ve reklâm yelpazesiyle yapabilirler ama nerede o kişiler ve anlayış.

  Adamlara diyorum ki ben size gezi belgesel haber ve bilim araştırma konusunda öyle malzemeler,  proje ve tespitlerim var ki mükemmel programlar yapacağım. Bütün masraflarımı da kendim karşılayacağım, sizden de beş kuruş talep etmiyorum. Benim programımı yayınlayın diyorum cevap veren yok.

Tekrar arıyorum, yeni bir teklifte bulunuyorum bari aylık 1.000 TL de üste para vereyim diyorum, yok diyorlar 5.000 den aşağı yönetim kabul etmiyor diyorlar.  Her yayına reklâm gözü ve anlayışıyla yaklaşıyorlar.  Gönenli bir müzisyen müzik klipini yayınlatmak istediğinde günde 5 yayın ile 3 aylığına 10 bin TL istemişler. Yine ben de program teklifi yapıyorum, aylık 3 bin TL den fiyat açıyorlar. Sadece TRT para almadan program yayınlıyor, ona da torpillilerden fırsat gelmiyor. TRT ye de 2 tane program teklifi verdim hala sonuç yok.

Akşam İnsanların evde olduğu ve yoğun televizyon izlediği saatlerde bir tek işe yarar program yok. Hep eğlence ve reklâm. İnsanlar yattıktan sonra da belgesel ve hatim koyuyorlar, kimse seyretmesin diye. Tam bir rezalet. Yasak savma kabilinden. Televizyonların neredeyse % 90 ı pazarlama kanalı haline gelmiş. Bakın Avrupa kanallarına bu rezaletleri göremezsiniz. Televizyonla ilgili niye bu kadar ilgileniyorsun derseniz, benim işim, mesleğim bu. Sinema ve televizyon ile ilgili bilmeyenler için söyleyeyim 3 tane kitabım var. İki tanesi iletişim fakültelerinde ders ve ya yardımcı ders kitabı olarak okutuluyor. Neredeyse bütün televizyon kanallarının çoğunda benim kitaplarımdan var. Yani hem sıcak belgesel haber programcısıyım hem de bu konuda yayınlanmış telif eserlerimiz var.  Yani bu işi seviyoruz, gönüllü yapıyoruz, işimiz bu. Kendimi aynı zamanda televizyon eleştirmeni olarak ta kabul ediyorum. Beni yakından tanıyan değerli bir ağabeyim dedi ki, kadir aslında seni bir televizyon kanalına program müdürü yapmak lazım. Televizyonum olsa ben kesinlikle seni televizyonun en tepesine koyarım dedi. Ben de ona dedim ki, televizyonun olursa benim fikirlerim ve çalışmalarım senin işine gelmez ve kovarsın beni dedim. Şimdiki televizyonculuk o kadar basit ki, aylık 25 bin dolar uydu kirasını ödeyecek reklâmı buldun mu tamam.  Toplumu, halkı, kültürü, sanatı düşünen yok. Dinleri imanları para olmuş.   Üç tane kanal sahibi ve yetkilisinin yüzüne bunları açıkça söyledim, tık diyemediler. O zaman haklı olduğumu ve tespitlerimin doğru olduğunu iyice anladım. Bu yazıyı yazdıktan sonra Hakan Eracar ve Nursen Baykuş isimli iki arkadaşa da okudum. Onlar da bütün yazdıklarıma katıldıklarını söyledikten sonra yazıyı yayına gönderdim. Televizyonun temel amacı eğitmek ve eğlendirmek olmalıdır. Şimdi ki televizyonlardaki yayınlar ise eğlendirmek ve reklâm. Rayından çıkmış bir televizyon yayıncılığının yeniden gözden geçirilmesi şart. Ben buradan Rütük yetkililerine, meclise, hükümete, muhalefete,  sivil toplum kurumlarına ve halkımıza sesleniyorum. Gelin bu televizyonları zararlı olmaktan çıkarıp faydalı olmaya yöneltelim. Herkes televizyon kuramamalı. Bunun kuralları olmalı. Televizyon kuran kira ödeme ve tabiî ki reklâm toplama derdine düşmemeli. Gerekirse devlet bu konuda da nasıl tarıma, sanayiye, ticarete destek veriyorsa bu alandaki girişimcilere de destek vermeli diyorum.

Sürçü lisan eylediysek veya istemeyerek birilerini incittiysek af dileriz. Amacımız üzüm yemek bağcıyı dövmek değil tabiî ki. Duyarlı ve sorumlu vatandaş olmalıyız.

Wikiliaks’in Öğrettikleri..

 Büyük Şeytan Amerika ve İçimizdeki Münafıklar

     Günlendir bir Wikiliaks dedikoduları almış başını gidiyor. Televizyonlar, gazeteler, internet sitesindeki haberler ve ikili sohbetlerin tamamı bu konu üzerine.

  Bir televizyon kanalı almış mikrofonu çıkmış sokağa, rasgele vatandaşa Wikiliaks nedir diye soruyor ve cevap almaya çalışıyor. Vatandaş tabiî ki olaydan haberi yok, ilk defa duyduğu bir kelime. Dolayısıyla yorumu da yok. Bilmediği bir konu hakkında ne konuşsun.

  Yazarları, çizerleri ve siyasetçileri okuyorum, izliyorum onlarda da bir şey yok. Hep havanda su dövme.

 Yahu birisi şu gerçekleri çıkar açıklar diye bekliyorum. Çıkan da, açıklayan da, açıklayacak da yok ortada. Vakit gazetesinden Hasan Karakaya ile Star Gazetesinden Şamil Tayyar’ın dışında kimse bir şey söyleyemedi.

   Ben yazarlığın yanında aynı zamanda tam 33 yıllık bir fotoğrafçıyım.  Fotoğrafçılıkta çekim ölçekleri ve açılar vardır.  Genel çekim, yarı genel çekim, boy çekim, bel çekim, baş çekim diye. Eğer bir adamı baş çekimle çekerseniz adamı tanıyamazsınız. Bel çekim yaparsanız biraz tanırsınız. Boy çekerseniz daha fazla, yarı genel çekerseniz biraz daha fazla, genel çekim ölçeğiyle çekerseniz etrafındakilerle, bulunduğu yeri, mekânı, arkasını, önünü, yukarısını, aşağısını yani bütün yönleriyle görüntüleyebilirsiniz. Tıpkı bir insan gibi, olay yeri görüntüleri de böyledir. Bu ölçeği olaylar için de uygularsanız olayların tamamını görebilir ve tabiî ki  ancak o zaman yorumlayabilirsiniz.

Şimdi bu ölçekle, yani genel çekimle, diğer bir ifadeyle olaya uzaktan, farklı pencerelerden, açılardan ve boyutlardan bakarak yorumlayalım.

 Olayı uzatmayacağım,  çektiğim fotoğrafı paylaşacağım. Olay şu:  Wikiliaks bize büyük şeytan Amerika ile Küçük şeytan İsrail ve ülkemiz içindeki yerli münafıkların, yani işbirlikçilerin maskesini düşürmeye ve bizim de bu fotoğrafı görmemize yaradı.

Nasıl ki Türkiye’de 2002 yılında işbaşına gelen ve 8 yıldır tek başına iktidar olan; ekonomi, siyaset, insan hakları, özgürlükler ve demokrasi alanında önemli adımlar atan bir siyasi partiyi, yerel, bölgesel ve küresel işbirlikçilerle, çeşitli entrikalarla devirmeye çalışan şebekeler var ise, Amerikada’da demokrat bir iktidarı çeşitli entrika ve oyunlarla yıkmaya, uzaklaştırmaya çalışan şeytan şebekeleri var.

Nasıl ki ülkemizdeki iktidarın toplumsal dönüşüm reformlarından rahatsızlık duyan yerli ve yabancı güçler ve işbirlikçiler var ise, Amerikada da dedesi İslam ve kendisi Hıristiyan olan, İslam’a ve Müslümanlara sempatiyle bakan, insan hak ve özgürlüklerine önem veren Obama iktidarından rahatsızlık duyan mahfiller var.

Terör devleti dediğimiz İsrail’i kim destekliyordu, Amerika. Büyük şeytan, küçük şeytan veya çıbanbaşı dediğimiz ülke İsrail. Şimdi ise İsrail Amerika’dan eskisi kadar yüz bulamıyor. Türkiye ile de arası bozuk. Obama da İsrail başbakanına randevu vermedi.  İsrail çıldırmasında kim çıldırsın. Amerikanın içinde yerleşik İsrail uşağı dolu.  Lobiler le ve eylemleriyle Amerikan politikalarına yön veriyorlar ve aynı zamanda İsrail’i besliyorlar. Besleme kanalları kesilen İsrail, bölgesinde yaptığı terörist eylemleri Amerika ya, Arrupaya taşıdı. Mossad vasıtasıyla bu eylemi planladı ve gerçekleştirdi.

   Wikiliaks eylemi bal gibi bir İsrail projesi ve korsanlığından başka bir şey değildir.

Sızan belgelerde, bizim yerli işbirlikçiler ve münafıklar da suçüstü yakalanıverdiler. Hani o ortalarda naralar atan, ulusalcılık nutukları veren sözde vatanseverler var ya, şimdi çoğu Ergenekon davalarında arzı endam edenler.   Vay be ne vatanpervermiş adamlar.  Meydanlarda bas bas bağırıyorlardı, Amerikan uşaklarısınız, ülkeyi sattınız diye.  Meğer tam tersiymiş te, kendilerini belli etmemek için öyle bağırıyorlarmış. Kendilerini belli etmemek için Atatürk ve bayrağı kendilerine maske yapmışlar. Saman altından su yürütmüşler.

Her şey iyi gidiyor.  Hiç merak etmeyin. Ben ümitliyim. Allah tuzak kuranların tuzaklarını başlarına kakıveriyor. Allah Müslümanlar aleyhine zalimlere asla zafer nasip etmez. Tabiî ki bizim de içimizde, birbirimizle zillete düşmememiz kaydıyla.

Bak görüyorsunuz, Allah bir takım insanların eliyle, bir takım insanları bertaraf ediyor. Allah zalimler topluluğunu asla huzura ve zafere eriştirmez. Görüyorsunuz Amerika’da fitne ateşini tutuşturduktan sonra, ellerini ovuşturan ve  zevkle izleyen İsrail  devletinin, kundaklama şüphesi güçlü bir yangınla cayır cayır yanıyor olması, kimsenin yaptığının yanına kar kalmayacağının en net anlaşılması için önemli bir belge sayılmalıdır. Allah bir takım günahların cezasını daha dünyada iken insanlara tattırdığını belirtiyor. Hani çalma kapını, çalarlar kapını derler ya. Veya bu dünya etme bulma dünyasıdır diye ata sözü de var.  Bunlardan ders ve ibret almalıyız değil mi.

Bu Wikiliaks olayının ben tüm dünyaya hayır ve iyilik getireceğine inanıyorum. Hani bir ayeti kerime var. Sizin hayır bildiğiniz şey hakkınızda şer, şer bildiğiniz bir şey de hakkınızda hayır olabilir. Allah bilir, siz bilemezsiniz. Buyrulmaktadır. Ben de diyorum ki bu bizim için şer gibi gözükmüştür, bu anlamda çok yorumlar yapılmıştır ama, ben bunun hayır olduğuna inanıyorum. Bakınız şimdi anlayamayanlar ileride anlayacaklar ve iyi ki Wikiliaks ortaya çıkmış diyeceklerdir. Şimdi kırmızı bültenle aradıkları bu adamı belki ileride dünyanın barış ve demokrasi elçisi kabul ederek ödül bile vereceklerdir.

Ne kadar kötü bir şey değil mi.  Bu vatanda doğup,  yaşayıp,  Amerikan ve İsrail uşaklığı ve tabiî ki vatan hainliği yapmak. Savaşta idam suçudur vatan hainliği. Başarılı bir iktidarı yıkacaklar, kendi menfaat ve egolarını tatmin için dış güçlerin işbirlikçiliğini yapacaklar. İnsanlığın düştüğü seviyeye bak. Kuran’da bunlar için esfele sefilin deniyor. Yani aşağıların da aşağısı, hayvanlardan da çok aşağılarda olanlar anlamında. Yaşasın vatan hainleri ve yerli işbirlikçileri için Cehennem veya Allah bunları ıslah etsin, hidayete erdirsin demekten başka aklıma bir şey gelmiyor.

Allah her şeyin hayırlısını verdin.

Gönen Sohbetlerinde Revizyon / Gönen Bozulmamalı

Yaklaşık altı aydır Gönen Sohbetlerini yazıyorum. Tabiî ki arzumuz günlük olarak yazmak, ancak buna zaman bulamıyoruz. Zaman -çok önemli bir sermaye. Tabiî ki yazmak için de içten gelmeli, toplumla paylaşacağın duyguların enerjin, heyecanın ve haykırışların olmalı. Yani cemiyetçi olmalısın.

Gönen Sohbetlerindeki diğer bir arzum da, Gönen’deki başarılı işleri, projeleri, hedefleri, hayalleri olan sivil toplum kuruluşu temsilcilerini tanıtmak, onlara destek olmak için  röportajlar  yapmak ve yayınlamaktı. Bazı arkadaşlarla bu sohbetleri yaptık ve çok iyi sonuçlar da aldık. Ancak ne hikmetse ileriki sohbetlerimizde konu ve konuk edineceğimiz kişi bulmakta zorlanmaya başladık. Venüs FM de de Keşif diye bir program yapıyordum. Orada da konuk bulmakta sıkıntı çekiyorduk. Sebebine gelince, insanlar nedense toplum önüne çıkmak istemiyorlar. İşlerini, hedeflerini, hayelelrini açıkça halk ile paylaşmaktan kaçınıyorlar. Gel konuk alalım sizi denildiğinde boş ver, ne konuşacağız deyip geçiştiriyorlar. Tabiî ki projesi, hedefi, hayali olan ve işlerinde başarılı insan bulmakta da zorlanıyorsun. Sorumlusu ve temsilcisi olduğu kurumda hiçbir başarılı icraatı yoksa adam ne konuşşun ki. Maalesef küçük şehirlerde insanlar ortaya çıkmıyorlar, çıkmak istemiyorlar. Bir arkadaşım, 2001 yılında Ankara’dan Gönen’e geldiğimde koluma girdi ve dedi ki bak kardeşim Gönen’de ne ileride olacaksın ve ne de geride kalacaksın. İkisinin arasında olacaksın. Yani varla yokun arasında biri olacaksın. İleri gidersen burnunu kırarlar, geride kalırsan aşağılayıp resil ederler, alaya alırlar. Dört dörtlük bir adam bile olsan, her gün herkese iyilik bile yapsan, ertesi gün bana az verdi diye yine aleyhinde konuşmaya, dedikodunu yapmaya başlarlar. Yaranamazsın bu insanlara dedi. Uzun süre belediyede görevli bir arkadaş da  dedi ki, bu Gönen halkının ekseriyeti  hep senin yüzüne güler, arkanı döndüğünde de dedikoduna başlar, aleyhinde konuşur demişti.  Emekli bir başkomiser arkadaşı da cami bahçesinde düşünürken gördüm. Ne oldu diye sorduğumda, İstanbul’dan memleketim diye Gönene taşındım. Bir buçuk yıldır burada yaşıyorum. İnanın bir tek Allah rızası için sohbet edecek bir arkadaş bulamadım. Herkes bireysel yaşıyor, menfaatçi, çıkarcı olmuş. Kimse kimseye menfaati olmadan selam bile vermiyor demişti.

Yine birçok sohbetimde bende bahsederdim hep buradaki yanlışlıklardan. İnsan sabrediyor ama bir yere kadar. Kaçıp bu diyarları terk edesi geliyor. Komşular komşu gibi davranmıyorlar, arkadaşlar arkadaş gibi davranmıyorlar. Akrabalar akrabalık bağlarını kesmişler. İnanın geçen bu bayramda kendimden büyük bütün akrabalarımı gidip ziyaret ettim, bayramlaştım. Bayramlaşmadık ne komşu ne akraba bıraktım. Tabiî ki her şeyde bir kural vardır. Küçükler büyükleri ziyaret ederler. Şu hale bakın, benim alt komşum daha kapımı çalmış değil, iki tane kardeşim evime, bayrama, bayramlaşmaya gelmiş değil. İşyerindeki komşularımı benden küçük olmalarına rağmen her bayram ben gider bayramlaşırdım. Bu bayram gitmeyeyim bakalım, akılarına gelip te bayramlaşırlar mı diye. Nerede bayramlaşma, akıllarına gelme.

İnanın evinizde bile duramıyorsunuz. Gece saat 22.00  da bir gürültü, matkapla  yan komşu duvar deliyormuş Duvara vurup ikaz ediyorsun, seni tınlayan yok. Çık karşısına kavga hazır. Gece duvar delinmeyeceğini, komşuların rahatsız edilmeyeceğini hiç aklına getirmiyor.

İş yerine geliyorum, çalışmaya başlıyorum, dışarıdan yabancı misafirim de gelmiş konuşuyoruz. İş merkezinin koridorunda bir ıslık sesi. Adamın biri güpe gündüz, işyerlerinin tamamı açık olan bir iş merkezinde, işyerlerinin önünden yüksek sesle ıslık çala çala geçiyor. Birisi de bağıra bağıra türkü söylüyor, diğer biri de arkadaşıyla  bağıra bağıra şakalaşıyor, sövgülü, küfürlü konuşmalar yapıyor. Ailen ile sokakta yürüyorsun kocaman kocaman şapkalı adamların ağzında küfür ve sövgü etrafa saçılıyor.  Çocukların çoğu zaten küfürden başka bir şey öğrenememiş. Etrafındakilere hiç saygıları yok, insan yerine koymuyorlar adeta seni. Adeta etrafındakileri havyan yerine koyuyor. Ben inanın, dağ başında bile birisi duyar diye ıslık çalamıyorum. Utanıyorum. Benim inancıma göre haya imandandır. Yani imanı olanlar utanma duygusuna sahiptirler.  Misafirlerim adeta şok oluyorlar burası neresi diye. Mahcup oluyorum, izah edemiyorum. Hem de bu kişiler üç dört kişi, kocaman kocaman adamlar, ikaz ediyorsun seni düşman belliyorlar ve aleyhinde konuşmaya başlıyorlar. Yani düşünebiliyor musunuz, ne evde, ne iş yerinde ve nede bu şehirde insana saygı, sevgi ve huzur kalmamış. İnsan hakları ve hukuku ayaklar altına alınmış.

Günümüz toplumunda insanlar arasında insanlık kalmamış, her şey çıkar ilişkilerine dönüştürülmüş. Söz verip sözünü tutan yok. Bir esnafa parasıyla bile iş yaptıramıyorsun. Gönen sokaklarında dolaşamıyorum, neden adım başına yaramaz bir adam görmekten, ona lanet şerrine selam vermekten bıkıyorsun.

 Artık görmeyeyim, duymayayım, üzülmeyeyim diyorum. İnanın, insanın kendisini dağlara, insandan uzak yerlere atası geliyor. Son zamanlarda sık sık da bunu yapmaya başladım. Bozulmuş bir toplumda yaşamak ne kadar zorlaşmış. Camiye gidiyorum, camiler de dolup taşıyor. Adamın birisi camide kazıkladı bedi. O zamandan beri de camiye gelen adamlara da şüpheyle bakmaya başladım.

İşte bunları niye anlatıyorum, kendi kendimle sohbet ediyorum. Yani Gönen Sohbetleri köşesinde sohbet edecek adam bulamayınca, ne yapıyorsun, kendi kendine sohbet ediyorsun. İşte bende bunu yapıyorum.

Bu yüzden, artık bundan sonra Gönen Sohbetleri ile Keşif isimli makale köşelerimi birleştirme kararı aldım. Ve bu birleştirme kararından sonra artık, yerel anlamda değil, genel, ulusal anlamda yazılar yazacağım. Bundan sonraki yazılarımdaki  tarz şu olacak.  Çok güncel meselelere değineceğim. İçtihad-i, İslami, siyasi, toplumsal ahlak, eğitim, tanıtım, kalkınma ve öz eleştiri ağırlıklı yazılara yer vereceğim. Tabiî ki bilmeyenler için söylüyorum, yazarlık hayatına 1991 yılında başladık ve şu ana kadar, 20 nin üzerindeki dergi ve gazetede 2500 civarında makalemiz yer aldı, yayınlandı. Şu anki başbakanımız ve dünya mazlum milletlerinin gururu olan Recep Tayip Erdoğan ile de Gençlik dergisinde 1994 yılında aynı dönemde köşe yazarlığı yapıyorduk. Yazarlık ve şairlik bir Allah vergisi tabiî ki.

Sohbetlerimize konuk edeceğimiz kimse bulunmadığı gibi, makale yazacak kimse de bulamıyoruz maalesef. GönTAM sitesinde, amatör yazarlar bölümü açtık, 10 kişi bulduk, bir defa yazdılar bir daha arkası gelmedi. Buradan sesleniyorum, içinde yazma azmi ve isteği olanlar varsa gelsinler yer verelim, yayınlayalım.

Vakit TV Mutlaka Lazım

         Cumartesi günü Vakit Gazetesi okuyucu mektupları köşesinde bir yazı gördüm. Yazıda Vakit TV İstiyoruz diyordu bir okuyucumuz. Birden heyecanlandım, irkildim ve düşündüm. Bu yazıyı yazmayı önce ben niye akıl etmedim dedim kendi kendime. Evet bu yazıyı önce ben yazmalıydım ve Vakit TV mutlaka kurulmalı demeliydim. Olsun zararı yok, geç kalmış değilim şimdi diyorum. Sanırım Vakit gazetesi 1993 lü yıllarda yayın hayatına başladı. O zamana kadar Zaman abonesiydim, Vakit kurulduktan sonra Vakite abone oldum, o gün bu gündür aboneyim, alıyorum, okuyorum. Yahu bir gazete bu kadar mı istikrarlı, düzgün, dürüst, ilkeli olur. 16 yıldır vakiti okuyorum, her sayısında acaba bu gün hangi putları devirdiler, nereyi salladılar, nereye dokundular diye heyecan, merak ve büyük bir zevkle okuyorum. Hele son dönemde Haber Vaktim diye bir site kurdular, ne hizmetler yapıldı o site ile de. Türkiye  demokrasi ve insan haklarındaki  büyük kabuk değiştirme rotasını ve son zamanlardaki devam eden kimsenin dahi hayal edemeyeceği reformları ve değişim sürecini Vakit ve Taraf gazeteleriyle yakalamadı mı. İşte Vakit gazetesine bu ülke çok şey borçlu. Şimdi düşünüyorum da Vakit TV olsa nasıl olur acaba diye. Kanal 7, STV ve Haber Türk televizyonlarını izliyorum ama artık onlarda kesmiyor beni. Vakitten aldığım haber tadını hiçbir gazeteden alamadığım gibi, sanki Vakit TV kurulsa çook zevk alacağım, artık beni de kesen bir televizyon olacak.

           Şu yerel kanallardan bıktım  nefret ettim artık. Rütük bunlara bir şekilde bir çare bulmalı. Hangi kanalı hangi saatte açarsam açayım reklâm, tanıtıcı reklâm, reklâm programı. Adamlar şifalı bitkilerden ne karışımlar yapmışlar, erkeklere ayrı, kadınlara ayrı ilaçlar, gereçler, şifalı bitki fetvaları gırla gidiyor. Yahu bu reklâmlara bir bakın bakalım, ailenizle, çoluk çocuğunuzla, eşiniz dostunuzla, misafirlerinizle yüzünüz kızarmadan, utanmadan izleyebilecek misiniz. Ben izleyemiyorum. Şifalı bitki reklâmları ve fetvaları başlayınca kanal değiştiriyorum.  Bundan sonrada yanlışlıkla çoluk çocuk izlemesin diye, televizyoncuya götürüp bu kanalları müstehcen kanallar listesine dahil ettirip kaldırtacağım. Rezaletin böylesi görülmedi.

Bir de şüphelenmeye başladım artık. Bu reklâmı yapılan ve çok satıldığı anlaşılan mutlululuk bitkilerini kimler ve hangi gayri meşru amaçları için kullanıyor acaba. Gerçekten aileler mi kullanıyor, yoksa başka işlerde ve yerlerde demi mi kullanılıyor. Bir araştırma yapılması lazım diye düşünüyorum.

    Keşif isminde Belgesel Haber Bilim Araştırma diye bir program yapıyorum ve 2500 tane  programı 16 internet televizyonu ile 20  tane video kanalında paylaşıma sundum. İnanın 20 tane televizyona teklifte bulundum, şu programları size yapayım. Her şeyi benden, para pul, masraf istemiyorum dedim. Hiç birinden cevap bile alamadım. Şu rezalete bak. Televizyonlarda doğru düzgün hiçbir program yok, buna rağmen program da kabul etmiyorlar. Kimisi cevap bile vermezken, kimisi de aylık olarak 3 -4-5 milyar üste para vermemi istediler. Bir iki televizyonda 3-4 ay 1.000 TL ye yayınlattım, sonra aylık 5.000 lira istediler veremeyince de bırakmak zorunda kaldım. Sonra öğnendim ki,  o televizyona şifalı bitki pazarlayan bir şirket aylık 8 bin TL ye reklâm vermiş. Tabiî ki ayda 8 bin TL reklâmı görünce, benim bilim araştırma programını gözleri görmedi, bendende program için beş bin TL istediler.              Anladımki mevcut kanallarda doğru düzgün bir program çıkmayacak. Çoğu kanalların da  zaten birer de hocaları var, onlardan sıra gelmiyor. Tek ümidim, Vakit TV kurulur da bu hasretim sona erer. Ülkemiz hizmet görür. Daha fazla put devrilir, daha hızlı değişim yaşanır. Elhamdülillah Vakit Gazetesine verdiğimiz destek gibi bu televizyona da destek veririz.  Böyle bir televizyon kurulursa, zaten 44 yaşında yeni emekliyim maddi sıkıntım yok,  buradan söz veriyorum  Vakit TV de Bedava çalışmaya ve Keşif Programını da artı olarak yapmaya hazırım. Şunu da söylemek isterim, iyi bir televizyoncu sayılırım. 3 tane sineme televizyonla ilgili kitabım, 2500 tane yaptığım ve yayınladığım programım var. Buna rağmen beni kabul eden bir televizyon bulamadım. Merak edenler  http://livestream.com/kesiftv  adresinden programlarımı izleyebilirler.
      Vakit TV nin kurulması için her şeyin var olduğuna, yani un, şeker, yağ var sadece helva yapılacak. Helva yapılması ümidiyle.

A. Kadir Demircan Gönen Balıkesir 05366062730

Fahir Arma Sordu.  Demircan Cevapladı

Hizmetten Olanlar, Hizmetten Olmayanlar

Nail Köstek: Kadir bey, cemaatlere bakış açınız nedir. Sizce cemaatler faydalımıdır, zararlımı?

A.Kadir Demircan: Dinimizde Cemaat demek; birleşmek,  cem olmak, birlikte olmak ve hareket etmek, toplanmak, güçlenmek demek.

            Ama günümüzde her şeyin yozlaştığı, ters yüz olduğu bir cahiliyet çağını yaşadığımız için bu anlamı oturtamıyoruz bir türlü.

         Peygamberimizin meşhur bir hadisi var. Benim ümmetimin bozulduğu bir dönemde, sünnetlerimi ikame edene bir şehit sevabı vardır buyuruyor. Yani bu bozuk dönemde doğru kalabilmek, İslamı yaşayabilmek, cemaat ruhunu koruyabilmek çok büyük bir marifet.

           Ama görüyoruz ki günümüzde cemaat ruhu, menfaat ve çıkar guruplarına dönüşmüş. Cemaatler adeta holding cemaati olmuş. Gazeteleri, televizyonları, vakıfları, okulları,  yurtları, dershaneleri,  spor tesisleri, tatil kampları son model arabaları, uçakları, helikopterleri her şeyleri var. Cemaatte işsiz, aç ve açıkta kimse yok. Saadet asrını yaşıyorlar.

           Devlet gibi olmuşlar. Memur ve işçi gibi atamayla geliyorlar, atamayla gidiyorlar.  Aralarındaki cemaatçilik parolaları da hizmet. Hizmetten olanlar, hizmetten olmayanlar diye insanları ikiye ayırmışlar.

           Ben hizmetten olmayanlardanım, ıslahı ve kazanılması mümkün olmayanlardanım elhamdülillah. Temizlikçileri bile hizmetten olanlardan tercih ediyorlarmış. Hizmetten olmayanları çok mecburi kalmadıkça hiçbir yere sokmuyorlar.

             Hizmetten olmayanlarla hiç alış veriş yapmıyorlar. Pardon,  alış yapıyorlar da veriş yapmıyorlar. Yani hep alacaklar, sen hep onlara vereceksin, herkes onlara verecek, hayrı, iyiliği hep onlar yapıyorlar.  Köylerden arpaları ve buğdayları onlar topluyorlar. Türk hava kurumunun deri toplama yetki tekeli olduğu gibi. Onlarında hep alma tekelleri var.  Onlar Allah’ın sevgili kulları.   Hizmetten değilim diye bu güne onlardan en az 20 defa kazık yemişimdir. Hizmetten olmayanları dolandırmak, kazıklamak, aldatmak, hakkını vermemek helal sanki.  Hizmetten olmayanların malları ganimet sanki. Her alışveriş işlerinde caymışlardır, yarı yolda bırakmışlardır, kıvırmışlardır, kandırmışlardır, mutlaka bir bahane bulmuşlardır. Her alışverişimde hep pişman olmuşumdur.  Yalan falan söylemiyorum, yaşadığım gerçek olaylar bunlar. Hem de defalarca tecrübe ettim ve yeniden yeniden yaşadım.

        Onları Allah’a havale ediyorum. Elhamdülillah, hizmetten değilim. İmam Hatip Mezunuyum. Kendimi bildim bileli beş vakit namazımı kılmaya, iyi ve doğru olmaya gayret ediyorum. İslam cemaatindenim. Çok tehlikeliyse, radikalse, kışkırtıcıysa bilemem ama işte o gazeteyi yani Vakit gazetesini okuyorum. Belki Vakit okuduğum için cahil birsiyim, kazanılması, kurtarılması gereken birisiyim,  ama ne yapalım Elhamdülillah cahilim. Kimseyi kandırmadım, hiçbir sözümden caymadım. Hiç kimseye ayrımcılık, farklı muamele yapmadım.  Herkesle alış veriş yaptım, oturdum, kalktım, güldüm, ağladım, diyalog kurdum. Benim dinim böyle emrettiği için böyle yaptım ve ben böyle yapacağım, böyle olacağım.

       Maalesef yeryüzünde Müslümanlar bu yüzden  bölük pörçük olmuşlar. Herkes kendi cemaati, tarikatı, gurubuyla övünür, diğerlerini karalar, küçümser, aşağılar hale gelmişler. Ne olacak bu Müslümanların hali bilemiyorum.

      Müşriklerde böyle yapıyorlar. İşte Kuran’ın tespiti.

Rûm 32:  ”Dinlerinde ayrılığa (ihtilaf ve farklı yorumlara) düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla öğündüğü müşrikler gibi olmayınız.”

Hizmetten olanlar, hizmetten olmayanlar ayrımına işte Kuranın tokat gibi cevabı.

Al’i İmrân 103:”El birlik Allah’ın dinine sımsıkı sarılın. Birbirinizden ayrılıp dağılmayın...”

Hucûrat 10: ”müminler (dinde) ancak kardeştirler.....

Enfâl 1:”Siz gerçekten mümin iseniz Allah’tan korkun ve birbirinizle aranızı düzeltin(geçimsizlik yapmayın) Allah’a ve Resulüne itaat edin”.

      İşte gerçek Müslüman kardeşliği, işte gerçek kardeşlik. Ben böyle cemaate, böyle kardeşliğe talibim, bu şekildeki bir cemaatleşmeyi özlüyorum. Cemaatten değil diye beni işe almayan, benimle alışveriş yapmayan, beni dışlayan, beni kandıran anlayışı nefretle ve şiddetle kınıyorum.

İşte Kuran’ın gerçek cemaat yorumu.

Mâide 55: ”Sizin dostunuz ancak Allah, O’nun Peygamberi, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah’ın emirlerine boyun eğen Müminlerdir”.

      İşte ben, bu tarife uygun olarak Allah’ın tüm emirlerine boyun eğen bir cemaatin mensubuyum.         Allah’ın tüm emirlerine boyun eğen herkesle alışverişimi yaparım, yola giderim, onları dost bilirim.

Ayrımcılık sonucunda, güçlerini kaybettiklerinden bütün dünya Müslümanları en büyük sıkıntılara muzdarip olmuyorlarmı.

Enfâl 46: ”Allah’a ve O’ nun Resulüne itaat edin birbirinizle çekişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Birde sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir”.

         Üstünlük ne kabile, ne ırk ne de cemaat iledir. Üstünlük takva iledir. Farklılıklar bizim için rahmet, nimet,  kültür ve zenginliktir.

Hucûrat 13:”Ey insanlar! Sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Hem de sizi soylara ve kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız. Biliniz ki, Allah katında en iyiniz, takvası en ziyade olanınızdır. Şüphe yok ki Allah Alimdir. Her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır”.

Buyrulmaktadır.

Nail Köstek: Evet, çok çarpıcı tespitlerde bulundunuz. Ve çok açık yüreklilikle fikrinizi belittiniz. Teşekkür ederim.

A.Kadir Demircan: Benim tespitim değil ki bunlar. Kuran böyle buyuruyor,  böyle emrediyor.  Bizim yolumuzu Kuran ve sünnet aydınlatıyor. Kuran ve sünnet dururken başka yorumlara ne gerek var.

 

 Bundan Böyle Artık Gönen Postasındayım

Nail Köstek Sordu.  Demircan Cevapladı

Nail Köstek: Efendim Gönen Postasında Yazmaya Nasıl Karar Verdiniz?

A.Kadir Demircan: Ben yaklaşık 30 yıldır şu ya da bu şekilde yazan birisiyim. Daha çok kitap yazarlığı üzerinde yoğunlaştım. Zaman zamanda dergi ve yerel gazetelerde ve daha sonraları da internet sitelerinden yazılarımı yayınlamaya başladım. Tabiî ki yazı yazmak için dolu olacaksınız, derdiniz, endişeniz, düşünceleriniz, heyecanınız, enerjiniz, ülke ve insan sevdanız olacak. Dolu olacaksınız ki boşalasınız. Yazmak boşalmaktır, paylaşmaktır. En önemlisi de zamanınız olacak. Şükürler olsun, emekli olduktan sonra oldukça boş zamanım olmaya başladı. Kendimi daha özgür ve cesur hissetmeye başladım. İnşallah bundan sonra Keşif isimli bir Televizyon ve radyo programım olacak. Keşif programlarım Kaçkar ve Yıldız TV de iki aydır başladı. Her pazartesi 22.00 da evinde çanak anteni olan televizyondan izleyebilir. Bende bu anlamda yakında TV program çekimleri için ülke turuna çıkıyorum. Cuma günleri de 14.00 da Gönen Venüs FM de Keşif programım canlı olacak.

        Bunlara ilave olarak da GönTAM’ın internet sitesinde Yazarlarımız bölümünde yeni dönem yazılarıma başlama kararı aldım. Tabiî ki, bu yazılarımın daha fazla kitlelere ulaşması için yerel bir gazetede de yazmayı düşündüm. Bu gazete de Gönen Postasından başkası olamazdı.

         Çünkü Gönen Postası Gazetesi, eğrisiyle doğrusuyla, eksiğiyle gediğiyle, Gönen ile özdeşleşmiş, hiçbir olumsuz mazisi olmayan bir gazete olarak göze çarpmaktadır.

      Hereksin ortak isteği, Gönen’de bağımsız, bağlantısız, güvenilir, objektif bir gazetenin olması. Gönen Postası bu anlamda da diğerlerinden oldukça önde gelmektedir. Kolay kolay yönlendirmelere girmeyen, halkın nabzına göre hareket eden,  doğru ve güvenilir haberler sunmaya çalışan bir gazete. Zaten, İlhan Şenel ağabeyle, hayır ve iyilikler üzerinde kolay anlaşabilen birisiyim. 2003-2005 yılları arasında bu gazetenin özel sayısını çıkardık, 2.000 adet baskıyla hem de renkli olarak. Gönenliler bunu bilir.

Şimdi de yeniden yazılarımla birlikte, çeşitli haberlerle de destekleme kararı aldım.

 Bir de abone kampanyası başlatmak istiyorum. Abone sayımızı, en az 1.000 ‘e çıkarmalıyız.

Nail Köstek: Kadir bey  Gönen halkı niçin kendi yerel gazetesine bu kadar cimridir, abone çalışması nasıl  olabilir?

A.Kadir Demircan:

 Maalesef Gönen halkı,  Gönen adına dışarıdan gelen gazetelere destek veriyor. Versinler bir sözüm yok, ama kendi yerel, orijinal, güvenilir gazetelerine daha çok destek olmalı diye düşünüyorum.

     İnşallah, yazılarımız ve haberlerimizle birlikte, çok okunan, elden düşürülmeyen bir gazete haline geleceğiz. Bu desteği vereceğim, hem şahıs olarak ve hem de GönTAM olarak. GönTAM’ın iki bin’in üzerinde üyesi var. Üyelerimize yönetim kurulu kararıyla tavsiye yazısı yazacağız. Abone olmalarını sağlayacağız. Bu gazeteyi, günlük, 1.000 aboneye gönderirsek, Gönen’de çok şey değişecek, bilgi devrimi olacaktır.

       Ben buradan bir çağrıda bulunuyorum, her kişi, kurum ve işletme bu gazeteye  abone olsun. Tek başına gücü yetmiyorsa, iki kişi bir araya gelsinler ortak abone olsunlar.

Bandırmada 4 tane yerel günlük gazete var, Biga’da 2 tane. Her iki ilçe de basında çok ileri. Gönen’i dörde beşe katlıyorlar. Gönen’i geri bırakmayalım. İş adamlarımız, esnafımız, halkımız olarak bilinçli hareket etmek ve birbirimizi ikaz etmek durumundayız. Gazete sayısı artarsa, reklâmlarınızı da verirsiniz, hem gazete kazanır hem de siz ve Gönen kazanmış olur.

        Selam ve dua ile. Diğer yazılarımda görüşmek ümidiyle. Okuduğunuz için teşekkürler. Sürçü lisan eyledi isek affediniz, cehaletimize sayınız.

Gönen’de Yeni Bir Dönem Başlıyor

Nail Köstek:Efendim Gönen Notlarım başlığı ile neyi anlatmak istiyorsunuz ?

A.Kadir Demircan:

      Gönen Notlarım köşe başlığı ile Gönen’de gördüklerimi, gezdiklerimi, duyduklarımı, yaşadıklarımı anlatacağım. Güzel bir şehirde yaşamak herkesin hakkı. Güzel yaşamak için; güzel düşünmek, güzel konuşmak, güzel insan olmak ve çok çalışmak, memleketimize ve insanımıza faydalı bir insan olmak lazımdır. İşte bütün bunlar için Gönen’den elde ettiğim notlarımı, izlenimlerimi, düşüncelerimi halkımla paylaşayım dedim.

      Malum yazar demek çile adamı demektir. Düşünürse vardır, var sa düşünür. Hep toplumun iyiliğini, hayrını ister. Şayet düşünüyorsa ve de varsa, bazı kişilerin hedef tahtasında olur. İnşallah, güzel ilçemiz Gönen’de yaşıyorsak, hayır için, iyilik için, dilimizin döndüğünce bir şeyler yapmaya kararlıyız.

Nail Köstek:Sizce Gönen nasıl bir yer ve şehir. Anlatırmısınız kısaca.?

A.Kadir Demircan:

Ben Gönen’i çok sevdim. 2001 yılında Ankara gibi bir metropolden, Başbakanlıktaki basın danışmanlığı görevimden sıyrıldım, Gönen’e yerleştim. Sekiz yıldır Gönen’de yaşıyorum ve inanın Gönen’e doyamadım. Gönen’in her şeyi güzel, Allah öyle güzel bir memleket vermiş ki bize, nasıl anlatsam bilemiyorum. Güneşi, suyu, kaplıcası, çeltiği, dağları, ovaları, meraları,  ormanları,  şifalı bitkileri, muhteşem bir çevre güzelliği, piknik ve mesire alanları ve daha neler neler. Boşuna dememişler şifa diyarı diye.

        Ama aynı güzellikleri insanları için söylemek isterim.  Keşke insanları da doğası, havası, suyu gibi aynı standartta olabilseydi.  Büyük ve güzel düşünebilseydi. Toplum olarak bize de büyük görevler düşüyor tabiî ki.

       İnşallah şehrimiz insan ahlakı ve misafirperverliği ile de güzel olacak. Şuurlu, bilinçli bir halk anlayışı başlatmalıyız. Herkes Gönen için, içinde yaşadığı toplum için çalışmak zorunda olmalı. Tek kendisi için mücadele edenler, bu toplumu bu şekilde geri götürürler, zarar verirler..

Nail Köstek:Bundan sonraki notlarınız, yazılarınız, üslubunuz nasıl olacak?

A.Kadir Demircan:

        Bundan sonra, inşallah düzenli olarak yazılarımı yazacağım. Gördüğüm, duyduğum, bildiğim her şeyi açık seçik, eğmeden, bükmeden, kim ne der demeden, objektif, tarafsız ve bilimsel olarak, özgür irade ve düşüncelerimle buradan dile getireceğim. Bu güne kadar özgürdüm, her şeyi yazıp çiziyor, faaliyetlerde bulunuyordum. Bundan sonra daha özgür olacağım. Çünkü memuriyetten emekli oldum, hatta emekli olmayı unutmuşum da üzerinden 8 ay bile geçmiş, fark eder etmez gereğini yaptım.

     Üslubumuz, belli bizim. Kimseyi kırmadan, incitmeden, hakaret etmeden, tecahül arif sanatını kullanarak, zülfiyallerine dokunarak, ikaz, tavsiye, yapıcı muhalefet ve  öneri görevlerimizi yerine getireceğiz.

 Kalemimizi hiç bir zaman için satmadık, eğmedik ve bükmedik. Allah doğrularla beraberdir,  Merhum Muhsin Yazıcıoğlunun dediği gibi düz duracağız, dik duracağız ve hep kazanan olacağız. Bize sahte taht ve makamlar değil,  gönül makamları lazım. Benim her zaman söylediğim bir sözüm vardır. Attan düş, eşekten düş, minareden düş, koltuktan düş, makamlardan düş ama asla gönüllerden düşme. Gönül tahtı başka bir şeydir. Gönüllerden düştün mü, bu dünyada da öbür dünyada da işin harap demektir. Allah muhafaza. Muhsin Yazıcıoğlunu gördük hepimiz, Yüz bin kişi katıldı cenazesine. Ülkede hangi koltuk sahibi, başbakan, cumhurbaşkanı bu kadar insanı gönül tahtında toplayabilmiş. Bundan dersler çıkarmalıyız.

Selam ve dua ile. Diğer yazılarımda görüşmek ümidiyle. Okuduğunuz için teşekkürler. Sürçü lisan eyledi isek affediniz, cehaletimize sayınız.

 

A. Kadir Demircan  a.kadirdemircan@hotmail.com  05366062730

   Filistinli Kardeşlerimize Yapılan Zulüm

  S. Kıyıboyu:

      Son günlerde İsrail’in Filistinli Müslüman kardeşlerimize yapmış olduğu insanlık dışı zulüm ve katliamları nasıl değerlendiriyorsunuz. Biz yeterince onlara karşı görevlerimizi yerine getirebiliyor muyuz.

  A.K Demircan:

          Bizim dinimiz haksız yere bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir demektedir. Yahudiler yeryüzünün lanetlenmiş tek kavmidir. Kuranı Kerimin birçok ayetinde Yahudilerin azgınlıklarından, peygamberlerine itaat etmediklerinden, söz dinlemediklerinden, yeryüzünde fitne, fesat ve bozgunculuk çıkarmada önder olduklarından bahseder.

      Yine Yahudiler tahrif edilmiş – değiştirilmiş Tevrat ayetlerinden yola çıkarak,  zaul meat- diğer bir adıyla vaat edilmiş toprakları geri almak için hazırlamış oldukları plan çerçevesinde hareket etmektedirler.

        Kuranı kerimde Yahudilerin bazı özellikleri şu şekildedir: Allahın emirlerine uymazlar, (Bakara 83-85), Allahın ayetlerini tanımazlar (Bakara 61), İkiyüzlüdürler (Bakara 76),  Ahiretten umut kesmişlerdir  ( Müntehine 13) Bozguncudurlar ( Bakara 59-60, Maide 64),  Zalimdirler ( Bakara 61),  Müminleri aldatmaya çalışırlar ( Ali-imran 73) Birbirlerine düşüp kan akıtırlar ( Maide 43), Azgındırlar ( Maide 32), İslama ve Müslümanlara kin ve hınç beslerler ( Nisa 45), Faizle insanları sömürürler ( Nisa 161), Müminlerden çok korkarlar ( Ali İmran 111), Müminler arasında casusluk yapmaya çalışırlar ( Maide 41),  Müminlere tuzak kurarlar ve müminlerin en şiddetli düşmanıdırlar ( Aliimran 54), Bozgunculuk için çaba harcarlar ( Maide 64) , Cennetin yalnızca kendileri için olduğunu söylerler ( Bakara 94), Nankördürler ( Bakara 61) .

       Yahudilerle ilgili bu tanımlamaların sayısı çok daha fazladır ve Kuran-ı Kerimde çok açık seçik olarak izah edilmektedir. Yine bir ayeti kerimede aynen şu ifade geçmektedir “ Kitapta İsrail oğullarına şu hükmü verdik: Muhakkak siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve oldukça kibirli bir yükselişle muhakkak kibirlenip yükseleceksiniz. İsra 4” denilmektedir. Öncelikle Yahudilerle ilgili Kuran-i gerçekleri bilmeliyiz ki ona göre yorum çıkarabilelim

     Yahudilerin lanetli, zalim ve  münafık bir kavim olduğunu 1988 de Adnan Oktar Hocamın  “ Harun Yahya” müstear ismiyle yazmış olduğu “ Yahudilik ve Masonluk” isimli kitaptan öğrenmiştim.

Adnan Oktar hoca, Yahudilerin tuzaklarını, oyunlarını, hilelerini delilleriyle birer birer anlatıyor, açıklıyor, Müslüman kamuoyunu bilgilendiriyordu. Yakılmış, başı kesilmiş insanları, öldürülmüş bebeklerin fotoğraflarını ilk kez o kitapta görmüş ve dehşete kapılmıştım. Masonların ve onların alt kolları olan roteryanlar ve lions kulüplerinin kökü dışarıda münafık ve yahudi uşağı olduklarını o kitap sayesinde öğrenmiş, masonlardan nefret etmiş ve onları hep hain olarak görmüştüm.

      Bütün bunlardan sonra Adnan Oktar hocaya yapmadıkları düşmanlık, kurmadıkları tezgâh kalmadı. İçimizdeki zavallı Müslümanlar da maalesef hep yahudi ve yahudi güdümlü basın yayın organlarından elde ettikleri bilgilerle, okudukları maksatlı haberlerle Adnan Oktar hocayı kötü bildiler.

 Maalesef biz bu güne kadar hep yahudilerin oyununa geldik, onlar bizi güttüler, yönettiler, yönlendirdiler, bize mallarını sattılar zengin oldular. Savaş uçaklarımızı İsrail’den aldık, onları ekomik olarak güçlendirdik. O ekonomiyle yaptıkları silahları Filistinli Müslümanların üzerlerine bomba olarak yağdırdılar. İşte son olarak ortaya çıkarılan Ergenekon terör örgütünü de kuranlar yahudiler. İçimizdeki adı Ahmet, İbrahim, Mustafa olan Ergenekon terör örgütü üyelerinin de her biri birer mason, roteryen, İslam ve Müslüman düşmanı veya onların işbirlikçileri. İçlerinde alnı secdeye giden bir tek kişi gösteremezsiniz bana.

     Hani Müslümanlar kardeşti, hani Müslümanlar bir vücudun azaları gibiydi. Birinin başına gelen zerre kadar bir acı bütün Müslümanları yakar, huzursuz ederdi.

    Hani Müslüman kötülüklere, zulme ve  zalimlere karşı dilsiz şeydan durumunda olmazdı. Hani Müslümanlar bir kötülüğü “Eliyle, diliyle bertaraf ederdi veya kalbiyle buğuz ederdi. Biz bu Müslüman tipinin neresindeyiz.

      Ben orada ölen Filistinli Müslüman kardeşlerimize inanın acımıyorum, üzülmüyorum. Ben kötü imtihan verdiğimiz, bu imtihandan kötü not aldığımız, hiç bir şey yapamadığımız ve hesap gününde nasıl bir savunma yaparız, ne deriz diye düşünerek kendimize acıyorum, üzülüyorum, kahroluyorum.

     Onlar vatanlarının uğrunda ve Allah yolunda şehit olup gittiler, kurtuluşa erdiler. Ya biz, ne yaptık,  ne olduk ve ne olacağız.  Hani bu dünyaya imtihan için gelmiştik. İmtihandan geçtik mi kaldık mı?

İslami Direniş Harekâtı olan Hamas ile ihtilaflı oldukları için İsrail’in zulümlerine ses çıkarmayan, zımnen İsraile destek veren, Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün kıralları ve yönetimlerine ne dersin.

Allah onları ve bizi ıslah etsin, bizlere diriliş, silkiniş ve kendimize gelmek nasip etsin.

       Ben büyük bir imtihan sürecinden geçtiğimizi düşünüyorum. Allah kullarını çeşitli fitne ateşleriyle imtihan ediyor, deniyor.

     Benim bu konudaki tavsiyem şudur: Öncelikle bilgili, şuurlu ve sorumlu bir Müslüman olabilmeye çalışmak. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak ve bilgimizle, ilmimizle amel etmek. Müminler kardeştir, Müminler birbirlerinin yardımcılarıdır, destekçileridir, münafıklara ve zalimlere karşı teyakkuz halinde olurlar ilahi buyrukları doğrultusunda amel etmektir. Gerisi kendiliğinden olur.

    Allah hepimize hidayet nasip etsin, bizleri zalimlerin zulmünden ve içimizdeki münafıkların şerrinden emin eylesin.

   Ergenekon Operasyonları

   ve Yerli Münafıklar

    S. Kıyıboyu:

    Kadir bey, bir yıldır ülkemizin gündemini meşgul eden Ergenekon Terör Örgütü operasyonları ile bu örgütün durumu hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilirmiyim?

   A.K Demircan: 

          Öncelikle baştan şunu iyi tespit etmemiz lazımdır.  Ergenekon Terör örgütü denilen şey bir yahudi oyunudur, kuruluşudur. Yahudilerin ve onlara uşaklık eden masonlar tarafından kurulan ve yönetilen bir ahtapottur, çetedir, derin devlettir, galadyodur, faili meçhul cinayetler yumağıdır Ergenekon.

          Ergenekon Türkiye’de Yahudinin kurduğu bir teşkilattır, projedir. Yahudiler ve İsrail terör devleti aleyhine olan her türlü teşekkürleri ve hükümetleri bu organizasyon ile bertaraf etmek için kurulmuştur, desteklenmektedir. .

          Açıkça görüyorsunuz işte, yakalananların hiç birinin yüzünde meymenet var mı, nur varmı, yüzlerinde secde izleri varmı. Ben hep dikkat ederim. Kuranı kerimde bir ayet vardır, onların yani Müslümanların yüzlerinde secde ve merhamet izleri vardır buyrulmaktadır. Dikkatlice baktım hiç birinin yüzünde zerre kadar nur, secde izi, merhamet göstergesi göremedim.

         Merhamet ve secde izi olsa,  o kadar insanları faili meçhul olarak acımadan nasıl katledebilirler, katledilmesine sessiz kalabilirler, böyle bir katil örgütün içerisinde nasıl barınabilirler, vicdanları buna nasıl müsaade edebilir.

      Yahudinin tuzağı bozuluyor, çıkarcı, menfaatçi, bozguncu çeteler ile işbirlikçi münafıkların kurduğu bir yapı dağıtılıyor.  Ergenekon sanıkları ve onların avukatlığını yapanların İmam Hatip Mezunlarına bütün kapıları kapatma girişimlerini ve İmam Hatiplilerin önemli yerlere gelmelerinden korkmalarını şimdi çok daha iyi anlayabiliyorum şükürler olsun.

      Çünkü içlerinde bir tek İmam Hatip kökenli birisi çıkmadı. Ve operasyonları yürüten cesur,  delikanlı, yiğit, vatanperver savcıların arkalarında İmam Hatit Mezunu bir Başbakan ile İmam Hatip Mezunu bir Adalet Bakanı var. İşte onlar İmam Hatip Kökenlileri içlerine alamayacaklarından, kandıramayacaklarından, İmam Hatiplilerin bir gün başlarına bela olacağından korkuyorlarmış, bunları önceden seziyorlarmış.

      Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir sözünü biz düstur edinmişiz. Ülkemizde her kesimden ne değerli insanlar, yiğitler bu şerefsiz, vicdansız, imansız, ahlaksız çetenin kurbanı oldular, birer birer toprak olup gittiler.

      Nice fitne ateşleri yaktılar, bozgunculuk çıkardılar, ocakları söndürdüler, çocukları öksüz ve  yetim, kadınları dul bıraktılar.

   Yahudi, içimizde kendine hizmet edecek uşaklarını bularak Ergenekonu kurmuş, PKK yı kurmuş, diğer uyduruk terör örgütlerini de kurdurmuştur...

     Şunlara bakın PKK yı da yönetiyorlar, el ele kol kola. Yıllarca dillendirilen, varlığı ve faaliyetleri bilinen ve bir türlü üzerine gidilemeyen Ergenekon terör örgütünün şimdi niçin zamanında üzerine gidilemediğini daha iyi anlıyorum.

      Örgütün içinde,  bizzat bu ülkenin güvenliği ve adaletinden sorumlu, bu ülkenin hazinesinden maaş alan kişiler bulunursa, nasıl üzerine gidilebilir ki.

     Elhamdülillah. Cesur ve vatansever savcılar ve İmam Hatip mezunu Başbakan ve Bakanlar olunca demek ki yahudilerin ve terör örgütlerinin işleri bozuluyor, planları tepe taklak oluyormuş.

 

        Ey halkım sana minnettarım, iyi ki İmam Hatip Mezunu, alnında secde izi olan birini ve birilerini destekleyerek tek başına iktidara getirdin, yetmedi, yetişemedi yeniden getirdin ki işte meyvelerini toplamaya başladın.

         Desteklediğin, başına getirdiğin kişi ve kişilere dualarda bulun, yoldan şaşmasınlar, gaflet ve delalete düşmesinler, yahudilerin ve İslam düşmanlarının kurdukları tuzaklara yakalanmasınlar. Ergenekon terör örgütünün kökünüm kazınmasında gevşeklik göstermesinler. Başları dik, alınları açık olarak kalsınlar, çetecilerin, bozguncuların, teröristlerin ve vatan hainlerinin de her daim korkulu rüyası olmaya devam etsinler.

        Aydınlık ve yahudi tuzaklarından arındırılmış, güçlendirilmiş, bilinçlendirilmiş bir Türkiye ve yarınlar için hepimiz elimizden geleni yerine getirelim ve dua edelim.

 

Demircan’la Düşünce Sohbetleri

S. Kıyıboyu: Sordu… Demircan Cevapladı

    Türk Haberler internet haber sitesinde inşallah bundan sonra haftalık köşe yazılarıma başlıyorum. Cemal Bilge beye mesaj iletmiş, yazma teklifinde bulunmuştum. Kendisi de sağ olsun kısa sürede olumlu cevap verdi. Türk Haberler’in yayınlarını uzun süredir Ayla Umay’ın sebep olması vesilesi ile izliyor ve çok başarılı buluyordum. Haberleri, yorumları, yazarları ilgimi çekmeye başlamıştı. İnşallah bundan sonra hem yazılarımı yazacağım, paylaşacağım hem de bu sitenin haber bandını başta günlük 3.000 ziyaretçi trafiği bulunan GönTAM internet sitesi ile 200 ün üzerinde yapım ve güncellemesini sürdürdüğüm internet sitesi ve televizyonlarında da yer vereceğim.

Buradan tüm Türk Haberler sitesi mensuplarına, okuyucularına teşekkür ediyorum, selamlarımı sunuyorum.

 

İnternet Cahilleriyle Mücadele

S. Kıyıboyu:

Kadir bey, çağımız internet çağı, bilim, bilgi ve teknoloji çağı. İnternette msn yi açtığımızda birçok internet cahili ve sapığıyla karşılaşıyoruz. Adeta interneti açtığımıza, kullandığımıza bizi pişman ediyorlar. Bu konuda bize neler önerebilirsiniz?

A.K.Demircan:

 Teşekkür ederim, çok güzel ve güncel bir soru.  Ben bu konuda bir kampanya başlatalım istiyorum. İnternet Cahilleriyle Mücadele ve İnterneti Kullanalım Kampanyası.

        Ben buradan İnternet kullanıcılarına ve interneti kullanmayanlara sesleniyorum.

Allah’ın insanoğluna bahşettiği bu internet sizce ne işe yarar. Bütün sapıklar,  psikopatlar, ahlaksızlar, hırsızlar,  işi gücü olmayan cahiller,  dolandırıcılar, internet fareleri ve bütün lüzumsuz adamların hepsi interneti kullanıyor. Sanki Allah’ın insanoğluna sunduğu bir nimeti olan internet teknolojisi bu kişilerin işine yaramış.

           Bana ne kadar mail gelmişse hepsini konusuna bakarak okumadan silip atıyorum. İslam kisvesi altında 25 kişiye gönder diye hurafe mailleri gönderen cahiller (bunların içerisinde üniversite mezunları da var maalesef)  kontur ve arkadaşlık teklifi tuzakları, çıplak kadın fotoğrafları ve şeytani bir sürü şeyler.

         Allah sonumuzu hayır etsin. Ne olur şu interneti iyi insanlar, çalışkan, üretken, topluma faydalı insanlar da kullansın artık. Meydan sapıklara, cahillere bırakılmasın.

        Biz GönTAM,  yani Gönen Tanıtım Araştırma İletişim Bilim ve Proje ve Rehberlik Merkezi olarak Onbir ayrı msn adresinden Allah hakkı için 11 ayrı hizmet projesi yürütüyoruz. Adreslere faydalı, hayırlı, eğitim, tanıtım, bilgi ve kültür amaçlı mesajlar yolluyoruz, teklifler, öneriler, formlar, önemli bilgiler, davetler atıyoruz. Kimseden geri hiçbir dönüş yok, yorum yok, tık yok. Yazıklar olsun bu topluma. Biz bitmişiz de haberimiz yok. Bu kadar boş, bu kadar duyarsız kişiliksiz bir toplum nasıl olur anlayamıyorum.   Ben şahsen bana gelen her önemli maili mutlaka cevaplandırıyorum. Bunu insana saygı için yapıyorum. Benim de zamanım yok, günde tam 17 saat çalışıyorum. Sabah 06.30- gece 11.30  a  kadar çalışıyorum, ama bu bahane değil, buluyorum zaman.

        Buradan çağrım şudur. Ne olur iyi insanlara, çalışkan, üretken insanlara, amirlere, memurlara, başkanlara, patronlara, yazanlara, çizenlere sesleniyorum.   Zamanınız yok biliyorum, çok önemli insanlarsınız, önemli işler yapıyorsunuz onu da biliyorum ama ne olur şu internet teknolojisinden yararlanalım da bu teknolojiyi,  tamamen cahil cühela ve sapıkların eline, tekeline bırakmayalım.

             Her interneti açışımda,  karşıma bir cahil çıkıyor,  tek kelimeyle, selam, kelam yok “ kimsin” “kimsin lan”  “ beni neden ekledin”   gibi argo türünde sapıkça, cahilce sözler yazıyor, sorular soruyor. Ne tür cevap vereceğimi bilemiyorum. Kimsin diye soruyorlar, internet sapıkları gibi, gizli ve sahte isim kullanmadık ve kullanmıyoruz. Maillerimizde isim, resim hatta telefonumuz bile var. Bütün bunların olmasına rağmen hala bazı cahiller kimsin diye soruyorlar. Niçin ekledin diye soruyorlar. Yahu birisi beni kişisel msn sine eklemiş ise ben ondan gurur duyar teşekkür ederim, beni onurlandırır, öyle değil mi.

             İşte sizden, hepinizden, duyarlı insanlardan ricam, önerim, tavsiyem şudur ki; bu sapıklara dur diyelim, hadlerini bildirelim. İnterneti iyi işler ve amaçlar doğrultusunda kullanalım. Sapıklık veya cahillik yapanların msn lerini iptal edelim, silip atalım.   O sapıklar ve cahiller bizim zamanımızı almasınlar, çalmasınlar. Dünyaya bir kere geldik, bizim için zaman çok önemli bir sermaye. Cahillere ve sapıklara ayıracak bir saniyelik bile vaktimiz yok, olmamalı.

           Buradan internet sapıkları ve cahillerine dur diyelim, internetten mutlaka yararlanalım kampanyası başlatalım.

           Lütfen siz de; hayır, iyilik ve eğitim amaçlı bu kampanyamıza katılarak bu yazıyı,  msn adresleri olan çevrenize iletin, mail atın.

           İşte bu yazı mailini atın, bu maili atmanızda toplum ve kamu menfaati vardır. Hayır, iyilik ve sevap vardır. Atmaz iseniz de hiçbir şey yoktur. Sadece bu hayır ve iyilikten, kamu sorumluluğundan mahrum olmuş olursunuz.  Yani atmamanın günahı yoktur.

            Bu maili atanlardan, okuyanlardan,  bu düşüncemizi paylaşanlardan ve bu kampanyamıza destek verenlerden Allah razı olsun diyorum.  

Makamlar, tahtlar ve koltuk sevdalıları

S. Kıyıboyu:

Efendim; insanların makam ve mevki kapma yarışında kıyasıya mücadele yapmalarını nasıl değerlendirirsiniz. Günümüzün insan karakterleri üzerinde görüşleriniz nelerdir.

A.K.Demircan: 

           Bu soru ve konu çok güzel seçilmiş bir konu. Özellikle eğitim ve insan amaçlı bir konu ve soru seçimi için tebrik ederim.

         Bir türkü var çok meşhur, “ Eğri olsam yay gibi elde tutarlar beni, doğru olsam ok gibi tefe koyarlar beni “ diye.  Bu türküyü çok tutarım ve hep söylerim. Sanki benim için yazılmış ve söylenmiş.  Mükemmel bir türkü.  Hayatım boyunca hep ok gibi olmak ve tefe koyulmak istedim. Ok gibi olanlar, tefe koymazlar insanı, ya kimler koyarlar, yay gibi olanlar, yani eğri, büğrü, yamuk ve yanlış olanlar tefe koyarlar.

          Hayatımda tecrübe edinmişimdir, doğru adamlarla hiçbir problemim ve sıkıntım olmamıştır. Hep yamuklarla, yanlışlarla, yay gibi eğri olanlarla sıkıntım olmuştur.

           Ben çok açık sözlüyüm. Fikrimle zikrim, suretimle siretim birdir. Müslüman olmanın gereği budur. Hiçbir ince hesap yapmam, çıkar ve menfaat takibim asla söz konusu olmaz. Hiçbir makam mevki beklentimde yoktur.  Bu güne kadar belediye başkanlığı dahil onlarca idarecilik, yöneticilik ve çeşitli üst düzey görevler teklif edilmesine rağmen hiç birini kabul etmeme başarısını göstermiş birisi olarak söylüyorum. Ben sadece özgür, müstakil, bağımsız, bağlantısız, serbest hareket, fikir ve düşünce insanı olmayı tercih etmişim. Böyle daha mutluyum. Çıkar çevrelerinden fikirlerime fazla itibar eden olmasa da, benden hoşlanmasalar da ben görüşlerimi açıklamaya devam ediyorum. Bana baskı yapamıyorlar, çünkü yapanları yedi düvele şikâyet ve ilan ediyorum, böylece rezil kepaze oluyorlar ve belli zaman sonra bulundukları mevkilerden inişe geçmeye başlıyorlar.

           Yani kendi güçleriyle değil de, başkalarının getirmesiyle zirveye gelenler, belli zaman sonra kendilerini Saddam gibi görmeye başlıyorlar, alçak dağları ben yarattım demeye başlıyorlar. Tabiî ki sağa sola talimat vermeye, hizaya getirmeye, herkese kendini dinletmeye çalışıyorlar. Sonra bir bakıyorsun tepetaklak gitmişler, selam verecek sinek bile bulamıyorlar etrafında.

       Ben her zaman şunu söylerim, koltuktan, attan, eşekten, minareden, daldan düş amaaa, asla gönülerden düşme.

       Gönüllerden düşmek,  koltuktan düşmeye benzemez. Ben diyorum ki benim makamım, saltanatım, övüncüm, kıvancım, gönüller fethetmek, gönüller kazanmak, gönüller tahtında kalmak. Hep iyilik yapmak, ve yine hep iyilik yapmak.  Doğruyu söylemek, doğrularla beraber olmak, eğilmemek, bükülmemek, kıvırmamak.

      Şimdilik Gönen’de yaşadığım için, Gönen’den örnek vereyim.  Zamanında, Gönen’de, alçak dağları ben yarattım diyenler, eğer Gönen’e iyilik yapılacaksa biz yaparız, kötülük yapılacak sa da  onu da biz yaparız diyen kimseler vardı. Astıkları astık, kestikleri kestik, sürdükleri sürdüktü. İnsanları dudaklarının ucuyla alıyorlar, sürüyorlar, atıyorlar, iş veriyorlar,  işten kovuyorlar, fırçalıyorlar, tehdit ediyorlar, çok kolayca insanların iş, ekmek ve onurlarıyla oynayabilen güya makam ve güç sahibi insan müsveddeleri ve yandaşları görüldü.

       Allah onları tepetaklak ediverdi, koltuklarından da, gönüllerden de düşürüverdi. İşte Allah’u teala öyle güç ve kudret sahibi ki, onların cezalarını daha dünyada iken, sıcağı sıcağına veriverdi.  Tabiî ki, hesap gününde ise yakasına yapışacaklar sıraya geçecekler.

      Allah hepimize, dünyada iken, makam, mevki, güç, kudret ve imkân sahibiyken, herkese iyilik yapmayı, güzel ameller işlemeyi nasip etsin.

             Kendi beceri, başarı ve emekleriyle değil de birileri tarafından bir makama getirilenler yine birileri tarafından zamanı gelince indirilir ve kâğıt mendir gibi atılırlar. Herkes hak ettiği yere gelmeli, getirilmeli.  Hak etmediği ve layık olmadığı yere ve göreve gelmek için gayret etmemeli.

            Ünlü düşünür Licon’un bir sözü vardır; “ Bir adamı denemek istiyorsanız onu bir makama getirin” der. Bir insan gerçek karakterini, alttayken değil zirvedeyken belli eder.

            Bir işi de layık ve ehli olmayana vermek, halka zulüm demektir. Dolayısıyla hepimiz, kendimizden ve birbirimizden sorumluyuz. Göreve getirdiklerimizden, yetki ve rıza verdiklerimizden hesaba çekileceğiz ve hesap vereceğiz.

           Bir toplum, layık olduğu şekilde yönetilir.  Hepimiz, duyarlı, ilgili, bilgili ve sorumlu olmalıyız. Ferdiyetçi değil cemiyetçi olmalıyız. Kendi şahsi çıkarlarımız için değil, toplum çıkarları için gayret göstermeliyiz. Birbirimizin hakkına ve hukukuna azami riayet etmeliyiz ki, cemiyetimiz güçlensin.

         Ben diyorum ki;  koltuklarında değil, gönüllerde taht kuracak insanları bulmalıyız, olmalıyız, desteklemeliyiz. Ben olacağım diye ortaya atılanları, insanları kandırmaya çalışanları, makam ve mevkileri ele geçirmek için her yola başvuranları değil, o işi en iyi şekilde yapacak, ehil ve layık olanları aramalıyız,  bulmalıyız ve desteklemeliyiz.  Her şey için ve her yerde bunu yapmalıyız.

        Eğilmeden, bükülmeden, korkmadan, kaçmadan kalabilir ve dik durabilirsek, doğruları söyleyebilirsek, karşılıksız ve gönüllü olarak bir şeyler yapmayı becerebilirsek, birbirimizi sevebilirsek biliniz ki, bu günümüz ve yarınlarımız daha aydınlık ve huzurlu olacaktır.

 

Gönen’e Çimento Fabrikası mı Lazım?

S. Kıyıboyu:

Son günlerde Şifa diyarı olarak ünlenen Gönen’e çimento fabrikası girişimleri oldu. İsteyenler, istemeyenler, bir tartışmadır gidiyor. Konuyu nasıl değerlendirmeliyiz, bu konudaki görüşleriniz nedir? 

A.K.Demircan: 

        Allah’dan başka hiçbir güç ve kuvvet de tanımıyorum, korkmuyorum ve düşüncelerimi de eğmeden, bükmeden, kıvırmadan açıkça ifade edebiliyorum. İfade özgürlüğünün olduğu bir vatanda yaşıyoruz ne de olsa. Birisi arayıp, niye böyle düşünüyorsun ve düşünceni açıklıyorsun diye tepki gösterecek, tehdit edecek ve aba altından sopa gösterecek değil ya . Onun için ben açıkça diyorum ki “ alın çimento fabrikasını başınıza çalın” .

 

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlardan nefret ederim. Gönen’e çimento fabrikası olacak denildikten, Babayaka daki toplantı ile Ziraat Odasında sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirdiği toplantılara katılmama ve çeşitli duyumlara ulaşmama rağmen bu konuda yazmaktan ve haber yapmaktan hep tereddüt ve  imtina etmiştim. Taki  Gülez sinema salonunda İzmirden gelen iki profesör ve bir uzmanın sinevizyon eşliğinde, Türkiye’den ve dünya genelinden elde ettikleri belgeleri ve bilimsel gerçekleri çok çarpıcı  ve ciddi bir uslupla açıklamalarına kadar durabildim. 2.5 saat süren konferans ta bilgilendim, duydum, gördüm, anladım, etkilendim ve konferans sonunda  eve gelene kadar düşünmeye başladım.

        Ya Gönen’i, içinde yaşadığım bu güzel şehri terk etmeliyim, başka bir il, ilçe, mekan aramalıyım, ya da sonuna kadar bu geliyorum diyen belanın def’i için elimden gelen her çabayı göstermeliyim. Bunu adeta bir vatan savunması  gibi görmeye başladım ve bu sıcak duygularla, konferansın hemen sonrasında bu yazımı kaleme aldım.

       Farikayı kurmak isteyen aracı kişiler, işletme sahipleri resmen bizi kandırıyorlar. Allayıp, pullayıp, süsleyip yerleşecekler sonra onların cebi para dolacak, pasası da bize kalacak. İki buçuk saat süren konferansı buraya nasıl aktarayım, anons oldu, her yere duyuruldu gelip dinleseydiniz diyorum.

         Konferanstan çıkardığım sonuç şu ki; topraklarını iyi paraya sattık diye sevinen köylüler ve bunlar alınıp satılırken ne oluyor, nedir bu diyemeyen köy muhtarları  gidip  mermerin  en kalitelisinden  aile mezarlıkları siparişi versinler. Gönen’de Çimento fabrikası kurmadan önce mevcut devlet hastanesi ve acil servisinin  kapasitesini 4-5  katına çıkarsınlar, sigorta kurumu ilaç ödeneklerini 7-8 katına çıkarsın, insanlar uzun vadeli dünyalık işler tutmasınlar, hayaller kurmasınlar, çocuklar ve yaşlıların korumaları ve bakımları 3-4 kat arttırılsın. Bütün tarım ürünleri etkileneceği için, Gönen patentli her ürünün tercih sıralaması gerilere doğru değişsin, alım ve satışlar azalsın, fabrikalardan işçiler çıkarılsın, işsizlik oranı hızla yukarılara tırmansın, kaplıcalara gelen turist sayısında yıllara göre oranlar gerilesin….daha neler neler.

        Fabrika sahipleri yeşillikler içinde süslü fabrika fotoğrafları ve yaldızlı yalanlarla beni artık asla  kandıramayacaklar. Gönen’in ne 6 kilometre yakını olan Babayaka köyüne,  ne de 36 kilometre en uzak yerine çimento fabrikasına  hayır, bin kere, yüzbin kere hayır. 300 kişiye iş verilecekmiş, istihtam mış, böyle istihtama yüzbinkere hayır.

 Fabrika olsun diyen yerli arkadaşlar, işin kolaycılığına kaçıyorlar. Yahu Gönen birinci sınıf tarım alanı. Marmara ve Ege iklim kuşağında kalan, her türlü meyve, sebze ve polikültür tarım ürünü yetişebilen çok önemli bir bölge.

 

 Bir dekar salatalık serasından 10.000 YTL, bir dekar meyve bahçesinden 3 ila 6.000 YTL net gelir elde ediliyor. Çimento fabrikası kurulsun diye harcıyacağınız emek ve beyin gücünü, meyve, sebze ve tarım ürünü, üretim projeleri hazırlamak ve uygulamak için hazırlasanız daha iyi olmaz mı.

 Ne kadar tehlikeli bir oyun oynanıyor. Kaplıca turizmi tehlikede, tarım alanları tehlikede, insan ve çevre sağlığı zaten çeltikte kullanılan ilaçlar yüzünden tehlikede iken, tombaladan bir de çimento çıkıyor.

 Bursa Onkoloji hastanesi çevrelerinden elde edilen bilgilere göre son yıllarda Gönen’de kanserli hasta sayısında hissedilir oranlarda yükselme görülmeye başlamış.  Son 3 yıl içinde, sadece benim çok yakınım olan 4 kişi kanserden öldü. Birisi öz amcam, birisi kardeşimin hanımı, birisi arkadaşım diğeri de çok sevdiğim 50 yaşlarında bir aide dostumuz.

         Çimento fabrikasının kurulması için koşturan Gönenli vatandaşlardan, herhalde yakınlarında kanserden ölen sevdikleri kişiler yok. Olsaydı o zaman göreceklerdi, anlayacaklardı. Ama canları yanmayanlar, görmeyenler, anlayamıyor, sadece istiyor ve istemeyenlere, karşı çıkanlara saldırıyor, sindirmeye, aba altından sopa göstermeye, tehdit etmeye çalışıyorlar.

           Biz kobay değiliz, zaten iyi bir şey olsa gelip buralara kurmak isterlermi hiç. Karacabey liler, Bandırmalılar niye istemediler. Bilgi sahibi oldular,  ondan sonra fikir sahibi olup karşı koydular ve başardılar. Şimdi  sıra Gönen’de. İnşallah Gönen halkı  tek yumruk olacak, bu zararlı girişimleri  bertaraf edecek. Yeşil Gönen, Şifa Diyarı Gönen, Kaplıcalar diyarı Gönen. Adamların memleketi değil tabiiki burası. Diyar miyar dinlemezler. Onların dinleyecekleri  tek  duygu cepleri yani napolyon… Senin memleketine sen acımayıp, sahip çıkmadıktan sonra, onlar mı acıyacak..

             Gönen’e yazık etmeyelim ve yazık olmayalım. Hep birlikte, çok duyarlı ve güçlü bir şekilde bu tür girişimleri daha yeşermeden, başından bertaraf edelim. Sonra iş işten geçmiş olabilir.

      Bu sivil toplum hareketine öncülük ve  rehberlik eden başta Ünsal Acar, Ayla Umay, Tuncay Görgün, Nurtan Şenyıldız, Sezai Çiçek, İsmail Çakır, Tuncay Salı,  İsmet Yavaş ve diğer duyarlı arkadaşları kutluyorum, tebrik ediyorum. Bu güne kadar sesi soluğu çıkmayan sözde sivil toplum kuruluşları ile etkili ve yetkili olabilecek  kişi ve kurumları bu konularda daha duyarlı ve aksiyoner olmaya davet ediyorum.

       Temiz bir Gönen, Yeşil bir Gönen, Şifa diyarı bir Gönen, Tarım ve Hayvancılık sektörüne dayalı bir Gönen için hep birlikte el ele olmaya davet ediyorum.

           Rabbim bizi kötülerin şerrinden korusun, birlik, beraberlik, güç ve kuvvet versin..

İyiliklere Takoz Olanlar

S. Kıyıboyu:

       Günümüzde birçok insan, iş ve hizmet sunmaktan, bir çivi çakmaktan çok, laf üretmek, yapılan iş ve hizmetlere çomak sokmak ve takoz olmakla meşgul oluyor. İnsanların bazıları neden anlamıyor, görmüyor, duymuyor ve iyi şeyler yapmak için çaba harcamıyorlar.

A.K.Demircan: 

 Sevgili dostlarım, yakın zaman içinde bir kitap yazmaya başlıyorum. Kitap roman türünde, araştırma, inceleme, yorum  bir edebi eser olacak. Son 8 yılın anatomisi ve değerlendirmesi tarzında bir yazı kaleme almaya hazırlanıyorum. Herkes heyecanla, merakla, ilgiyle okuyacak. Bir toplumda iyi insanlar, vakıf şahsiyetler vardır, mücadele ve dava insanları vardır. Yiğit ölür şan kalır, at ölür meydan kalır deyişinde olduğu gibi. Bir şair de ' İyi insanlar iyi atlara binip gittiler' demiştir. Bazı insanlar vardır  halkı küçük ve hor görürler, tepeden bakarlar.  Haşa- alçak dağları ben yarattım edasına bürünerek topluma çeşitli şekil ve şiddetlerde kötülükleri dokunur. Bunların güne ve zamana göre yar ve yardakçıları da bulunur. Bunlar sayesinde toplum gelişemez, güçlenemez, sıçrama yapamaz. Hak ettiği  yeri ve değerleri elde edemez. Yani topluma, teknolojiye, gelişmeye, huzur ve refaha takoz olurlar. Toplumun, insanların enerjilerini boşa harcamasına sebep olurlar. Aslında Allah'ın, meleklerin, insanların ve lanet edebilenlerin lanetleri bunların üzerinedir. Ancak imtihan sırrı gereği, Allah bu kötüleri birden cezalandırmaz. İnsanlar tepki koymadıkları için de,  tepkisizliğin cezası olarak  bu kişileri geçici zamanlarda insanlara musallat eder.  İşte biz bu romanda,  günümüzde, ülkemizde ve küçük bir şehirde  yaşananları topluma ışık tutması ve toplumun karanlık kişileri tanımasını, görmesini sağlamak  ve bu ahtapotlardan sıyrılma refleksini gösterebilmesini temin amacıyla yazacağız inşallah. Kendilerini toplumun karanlık kişileri görenler, bu romanda kendilerinden bahsedileceğini düşünenler biraz uykusuz kalsınlar. Çünkü onlar  bu güne kadar hep insanları uykusuz bıraktılar,  iki yüzlülükleriyle, entrikalarıyla, mal ve koltuk hırslarıyla, alçak dağları ben yarattım  tavırlarıyla insanlara ızdıraplar verdiler, toplumun ve şehrin gelişmesine, modernleşmesine, huzur ve refahına çeşitli şekil ve içeriklerde dinamit koydular, takoz oldular.  Onlar aslında korkaktırlar, biz korkmayız, kaçmayız. Bizim koruyucumuz ve kolalayıcımız C.C Allah'ü tealadır. Allah'ın izni, bilgisi ve dilemesi olmadıkça kimse kimseye iyilik edici veya kötülük edici değildir. Evet,  bu ülkede ve şehirde çok kişiler, çok şeylere engel oldular, yanlış ve kötü işler yaptılar. Toplumun heyecanını aktivesini kırdılar. Zaman zaman korundular, kollandılar, alkışlandılar, ödüllendirildiler  bile. Hiç kimse korkmasın, biz insan haklarına ve hukuka saygılıyız. Kimseye kötülük etmeyiz, teşhir etmeyiz. Tecahül arif sanatıyla, kimseyi incitmeden ve deşifre etmeyen bir roman yazacağız. Romanı ve romandaki olayları ve kahramanlarını okuyanlar, yaşayanlar anlayabilecekler. Çünkü biz Müslümanız, bizim inancımıza göre, Müslüman Müslüman'ın kusurlarına karşı gece gibidir. İyiliklerine karşı da gündüz gibidir. Ancak birde Müslüman etrafında gördüğü bir kötülüğü eliyle, diliyle bunu da yapamaz ise kalbiyle buğuz ederek önlemek, engellemek, bertaraf etmek zorundadır. Bu imanın gereğidir. İşte biz bunu yapıyoruz. Dilimizle, yazımızla önlemeye çalışıyoruz. Hainler, zalimler, diktatörler, hırsızlar, huysuzlar, ahlaksızlar, kirli işler çevirenler yani kısaca Allah'tan korkmayanlar, belki bizden korkarlar.

                                              İşte  Ulaşabileceğiniz Kanallar

Cep Tlf: 05366062730 Büro: 0266.7626793

                                   Demircan'ın Biyografisi

 
Gönen'de Hava Durumu Ziyaretçilerimiz
 

 

Saat

Google Site İçi Arama Motoru İşaretleyin Yazın Tıkların

Web

www.gonengontam.gen.tr

Değerli Ziyaretçilerimiz

İş Rehberinde  istediğiniz her şeyi buradan çok kolay bulabilirsiniz.

Aradığınız bir konuyu ve adresi bulmak için  yukarıdaki Google

arama motoruna yazıp,  sağ  taraftaki yuvarlağı işaretledikten sonra Ara linkini tıklayarak

istediğiniz  iş  ve şahıs  adresini  bulabilirsiniz.

 

Bize Ulaşın

05366062730 - 0266.7726603 - 7626793

Genel Koordinatör: gonen_gontam@hotmail.com   Editör:kadirdemircankesiftv@hotmail.com

Biyografisi

0266.7626793 7726603 05366062730


    Kültür Eserleri

     Demircan'ın Eserleri
     Kitap Yayınları
     Albüm Yayınları
    Dergi Gazete Yayınları

     Afiş Broşür Yayınları

 

    Makale Yayınları

     TV Siteleri

      Kişisel  Sitesi

      İzlesene Com

     Youtube Com

      Yapımları Filmleri
      Fotograf Albümüü
      Radyo Rüzgar

    Televizyonları

    Keşif TV 

    Gönen TV

    Köy TV

    Oya TV

 

    Köy TV

 

    GönTAM TV

     Kitapları

      Gönen Rehberi

 

     Sıkıntı ve Stres Halleri

 

     Müminlerin Özellikleri

 

     Söylenmemiş Sözler

     Milli Açıdan Sinema TV

 

     Hastalıklar ve Musibetler

 

     Köylerimiz

 

     Önemli Mevzular Ayetler

 

            Biyografisi