Gönen'de Ramazan      

Hazırlayan: A Kadir Demircan www.gonengontam.gen.tr/gonenderamazan.htm

                                                          

 

Gönen’de Ramazan             Gönen Notları   Gönen Sohbetleri

   Ramazan ayında mezarlık ziyaretleri de önemli

 Gerçekten ramazan ayı için de her gün salalar dinliyoruz. Kulak kabartıyoruz, tanıdık mı değil mi diye. Sırayla herkesin selası verilecek. Kaçmak kurtulmak yok. Kaçıp kurtulamayacağımıza göre kendimizi selamıza, mezarlıklara, kabirlere, kabirdeki sorgulara, hesap ve ahiret gününe alıştırmalı ve hazırlamalıyız.

    Ramazan ayında mevtalarımız bizden dua niyaz beklerler. Mezarlıklara giderek durumlarını anlamalarını ve kendilerinin de hesaplarını iyi tutmalarını öğütlemek ister. Tabiî ki bizden dualar ister. Geçen Çarşamba günü değerli tarih hocam Ahmet Taşkıran’ın hanımefendilerini son yolculuğa çıkardık. Cenaze namazından sonra, hep mezarlıklara giderim. O mezarlık törenlerini izlemekten büyük haz duyarım, tefekkür ederim. Kendimi defnedilen mevtanın yerine koymaya ve alabildiğince düşünmeye çalışırım. Ayrılırken de sanki deşarj olmuş vaziyette oradan ayrılırım. Belediyemizin mezarlıklar müdürü, Gönen İmam Hatip Mezunu da olan değerli kardeşim Hasan Uncu, ramazan boyunca mezarlıktaki mevtalarımıza her gün güzel sesiyle hatim okuyormuş. Allah kendinden razı olsun.

Mezarlıklarımıza sık sık uğramalıyız. Bakım ve onarımlarını, çevre düzenlemelerini yapmalı ve mümkün olduğunca oradan geç ayrılmaya çalışmalıyız.

Boşa Söylenmemiş Sözler’ den ...

* Bir kişiyi bir kez dene, ikinci defa deneyip te hüsrana uğramaya gerek yok. A. Kadir DEMİRCAN

*İyiliğin karşılığı şükrandır, nankörlük değildir. Nankör insan kendini taşıyanlara teşekkür edemeyen cenazeye benzer. Meçhul.

*Bilgi arttıkça insanın anlayış düzeyi de yükselir. Meçhul.

**Para harcadıkça azalır - İlim de harcadıkça çoğalır. Meçhul

***Tahtlarınızı zeminler üzerine değil, gönüller üzerine yapınız. A.Kadir DEMİRCAN

***Daima ara. Bir gün altın ararken  bakır, yarın bakır ararken altın     bulursun.C.Sahabettin.

*** Ya iyi arkadaş, ya hiç arkadaş. İngiliz atasözü.

** Nefretle mi yat edilmek istersiniz? Yoksa hayır ve muhabbetle mi? A.Kadir DEMİRCAN

** Arkadaş kavuna benzer, bir iyisini bulmak için birçoğunu denemek gerekir.

* Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Cervantes.

* Bir kişiyi bir kez dene, ikinci defa denemeye gerek yok. A. Kadir DEMİRCAN

* Birçok şeye birden başlayan kimse, pek azını bitirir. İngiliz atasözü.

*** Üç şey sürekli kalmaz. Ticaretsiz mal, tekrarsız bilgi, cesaretsiz iktidar. Sadi.

HASTALIKLAR -2

Hastalıklar, musibet, ve felaketler insanlar içindir, insan için bir meşgale, bir imtihan, ebedi ahiren yurdunu kazanabilme uğrunda meşakkatli bir sebep, imtihanın sırrı belki de vesilesidir. Sebepsiz yere hastalık verilmez, bazı hastalıklar ve musibetler yapılması yada yapılmaması gereken, sebeplerden ve amellerden dolayı insanoğluna dûçar eylenir. Bazıları da direk olarak, asli bir sebep ve sınav karşılığında insana verilir. Netice itibariyle sebepsiz hiçbir şey yoktur. Hastalıkların ve musibetlerin tedavisinden önce, sebeplerinin araştırılması ve sebeplerin tedavi edilmesi elzemdir. Sebeplerin ortadan kaldırılması, dûçar olunan hastalık ve musibetlere karşı sabır ve tıbbi tedavinin tüm icaplarının zerresine kadar ümit ve sebatla yerine getirilmesi ihlaslı bir mümin için mutlak bir şarttır.

Manevi hastalıklara gelince; bu hastalıklar iki boyutludur. Yaratılış gayesini unutan, Allah’a ibadet ve itaatten, Kuran’a bağlılıktan uzaklaşan, Allah’ın emir ve yasaklarını hiçe sayan, her türlü günahı işleyen ve daha da ileri giderek Allah’ın kanunlarına, peygamberlerine muhalefet edip, yeryüzünde fitne ve fesat çıkararak kafirleşen ve bu halleriyle aşağılarında aşağısına inen bir mahluk haline dönüşen insan tam manasıyla bir hastadır. Bu hastalıktan kurtulmayan, kurtulma mücadelesi içerisinde dahi olmayan kişi, ruhani benliğini de öldürmüş bir insan konumundadır ve bu insan ebediyetini mahvetmiş, kaybetmiş, cehennemin yakıtı olan bir cisim niteliğine bürünmüştür.

Manevi hastalıklara yakalanan insan maddi hastalıklarla da mücadele edemez, hastalıklar üst üste gelir, altından kalkılamaz bir durum haline dönüşür. Böyle olunca da, her ikisine de yenik düşme, netice itibariyle de hem içinde bulunduğu fani dünyasını, hem gitmek üzere olduğu ezeli dünyasını mahvedenlerden, kaybedenlerden olmuş olur. Maddi hastalıkların tedavisi ve reçetesi, manevi hastalıkların reçetesinde mevcut bulunmaktadır. Çünkü bütün bunlardan korunmanın yol ve yöntemleriyle, uygulama ve tedavi metotları tüm dünyanın anayasası ve kılavuzu olan Kur'an-ı Kerimde mevcut bulunmaktadır.

İNSANI SIKINTI VE STRESE SOKAN BAŞLICA SEBEPLER -1

      Doğmak, ölmek, yaşamak, hasta olmak, üzülmek, sevinmek insanla doğan ve insanla var olan, insana has en tabii,  doğal özelliklerdir. Aslında insanın hayatından ölümüne kadar geçen yaşamı, hayatında karşılaşacağı bütün hadiseler ve olaylar, hayatının süreci, biçimi  daha insan doğmadan önce Allah tarafından Levh-i Mahfuzda belirtilmiştir. Bu husus; iman esaslarından ‘ kaza ve kadere imanla’ izah edilip tasdik olunmaktadır. İnsan, tabiatı icabı zayıf yaratılmıştır, tahammül ve sabır bakımından acizdir, güçsüzdür.

      Hayatın akışı içerisinde insanoğlu kendini birçok sürprizler içerisinde buluverir. Olaylar kontrolü  dışında gelişir, bu hayat boyu hep böyledir. İnsan hayatın cilvelerine, sürprizlerine, meşakkatlerine bir türlü alışamaz, kolay uyum sağlayamaz. İnsan güzellikler ve bolluklar karşısında rehavete dalıp şımarır, azar. Felaketler, darlıklar karşısında da telaşlanır, ıstırap duyar, Allah’a yalvarır, yardım ister.

      Aslında insanın elinde olan çok fazla bir şey yoktur. Her şeyi kontrol edemez, gelişmeler istediği gibi gitmez. İnsanoğlu yaradılışı  icabı; yanılır, hata yapar, doğru yapar,  iyi veya kötü birisi olur, günah işler veya sevap işler. Aklını her zaman gerektiği şekilde kullanamaz. Bunun sonucunda da; kendini huzursuz, mutsuz eden, stres ve sıkıntılara sokan olaylarla karşı karşıya kalabilir.

      İnsanda sıkıntı ve stres meydana getiren, yüzlerce olay ve hadise çeşitleri olabilir. Mesela; aşırı borçlanma, borçları ödeyememe, bir sıkıntı sebebi olabilir. Ancak çok  zengin ve varlık içerisinde olan kişilerin de daha farklı ve özel sebepleri vardır. Kişilere göre faktörler ve sebepler değişiklikler gösterebilir.

      İnsanoğlunu sıkıntıya, üzüntüye,  strese, çaresizliğe

    sokabilecek muhtemel sebeplerden bazılarını belli başlıklar halinde örneklemek ve özetlemek gerekirse;

            Bu etkenlerin başında günümüz toplumunda en temel unsur olarak başta maddiyat gelmektedir. İhtiyaçlarını karşılayamayan, borçlarını ödeyemeyen, ailesine bakamayan insanlar sıkıntı ve strese daha fazla müptela olabilmektedirler.

-Hastalık; insanı kıvrandıran ve özellikle çaresi bulunamayan hastalıklar...

-Ölüm. Ölüm korkusu veya bir yakınını, çok sevdiği birini kaybetme, yokluğuna tahammül edememe.

-Kaza. Yaralanmalar, sakatlanmalar ve maddi zararlar.

-Fakirlik, yoksulluk, ihtiyaçlarını karşılayamama.

-Hırsızlık, soygun, deprem gibi sebeplerden dolayı ağır maddi zarara ve borçlanmaya girilmesi.

-Aile içerisinde uyumsuzluk, ayrılık, huzursuzluk, geçimsizlik.

 

Gönen’de Ramazan Nasıl Gidiyor

     Ramazan ayının neredeyse ortalarına gelmek üzereyiz. Sıcaklar kavurucu olmasına rağmen çok mübarek bir ayı dolu dolu yaşıyoruz. Oruç tutmayan yok gibi. Şahsen ben oruç tutmayanları görmedim diyebilirim. Varsa da kendilerine çok teşekkür ederiz, çünkü bu mübarek aya saygı duyup, gizlice yiyorlardır. Hele teravihlere hanımların ve gençlerin gösterdiği yoğun ilgi beni duygulandırdı. Tek şikâyetim bazı davulculardan. Gelişigüzel, adet olsun, para beri gelsin usulünden yakışıksız, baştan savma iş yapmaları herkesi kızdırıyor. Televizyonlar da çok güzel ramazan özel yayınları var.

     Ancak bir şikâyetimde bazı esnaflarımıza. Sabah saat 11 olmuş hala işyerini açmayan esnaf var. İş yerini açıyorlar, oruçluyum diye çalışmıyorlar. Hiç açmayana da rastlamak mümkün.  Oruç bahane edilmemeli, külfetmiş gibi algılanmamalı. Ramazanda daha fazla iş yapmaya gayret edilmeli.

     Akşam ezanının okunmasında merkezi sistemde birkaç hata yapıldı, bazı vatandaşlar belki de oruçlarını tehlikeye attı. Müftülüğün bu ezan istemine daha titiz davranması gerekli.  Bu sene iftar yemekleri olmayacak gibi sanki. Belediye iftar çadırı hizmetini aksatmadan sürdürüyor.

    Ramazanda gece hayatı hat safhaya ulaşmış, park ve banyolar caddesi dolup taşıyormuş. Yani insanlar bir nevi gündüz yatıp, orucu uykuya tutturuyorlar, geceyi de gündüz gibi eğlenerek geçiriyorlar.

  Sıcakların son 30 yılın en yüksek seviyesinde olduğu açıklandı. Ramazana denk gelmesi tevafuk veya imtihanın bir sırrı gereği olsa. Sabır ağır şartlar altında test edilir. Gerçek sabır, meşakkatli ve çetin sıkıntılara karşı sabredebilmektir.

Boşa Söylenmemiş Sözler’ den...

Aklın şenliği bilgi iledir. Gönlün şenliği sevgi iledir. Hayatın şenliği de dost iledir. Tarık BORUCU.

Ufacık bir yanlış hareketin veya kusurun için; seni hoş görmeyecek, üzülecek ve sana darılacak kimseye çok güvenme. A.Kadir DEMİRCAN

*Dört çeşit insan vardır. Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen. O bir aptaldır Uzak dur.

Bilmeyen ve bilmediğini bilen. O basit bir insandır - Öğret.

Bilen ve bildiğini bilmeyen - O Uykudadır - Uyandır. Bilen ve bildiğini bilen, O Akil bir insandır - İzle onu. Lady Burtan.

*Cahil mal arar - akıllı kemal arar. A. Kazancı.

*Ulaşmak istedikleri bir amacı  olmayanlar, çalışmaktan zevk almazlar. Eminle Raaux.

HASTALIKLAR -1

Hastalıkları genel olarak iki ana başlık halinde incelemek mümkündür.

1.Maddi hastalıklar, 2. Manevi hastalıklar

Maddi hastalıklar bilindiği üzere; insan vücudu üzerinde çeşitli sebeplerden dolayı meydana gelebilen ve yine ihtisas sahibi insanlar tarafından deneyim ve formüllerle ortaya konulmuş çeşitli ilaçlar ve bu ilaçları hastanın hastalığına uyarlayarak teşhisi ve tedaviyi sağlayan, doktorlar tarafından iyileştirilebilen bir özelliğe sahiptir.

Manevi hastalıklar ise; insanın vücuduyla, hayvan-i benliğiyle ilgili olmayıp, ruha niyetle, insanın ruhî benliği, inanç ve imanın tezâhürü uhrevi ve fiziki amelleriyle terennüm eden hastalıklar sınıfından sayılmaktadır. Maddi ve manevi hastalıklar bir kişiye olabileceği gibi, birçok kişiye, bir topluma, bir millete topyekün sirayet  edebilme, etkileyebilme özelliklerine de sahip bulunmaktadır.

Her iki hastalığı veren de, onların tedavisini, çaresini bulan, insana öğreten ve tedavisini emreden de Allah’tır. Her şey Allah’ın bilgisi, ilmi dahilindedir.

Her iki hastalığı da insana Allah verir, verdiği hastalığın ilmini, tedavi yöntemini de öğretir, emreder. Verdiğini sebepsiz olarak vermez ve almaz. Bu hastalıklardan korunma metotlarını ve tedbirlerini nasıl bildirdiyse, tedbir almayıp bu hastalığa dûçar olanların kurtulmaları için de akıl verdiği insana, ilmide vererek, aklını ilim üzerinde kullanıp hastalıktan kurtulmasını sağlar. Hayvanlara akıl vermediği için ilimde vermemiştir, mükellefiyet de yüklememiştir. Onun için hayvanlar hastalanırlar, tedavi olamazlar, hastalıktan korunamazlar. Allah hayvanları insanlar için yaratıp, insanların hizmetine nimet olarak sunduysa, onların hastalıklardan ve musibetlerden korunma ve tedavi edilme sorumluluklarını da insanoğluna yüklemiştir.

Allah insanı iki benlik halinde yaratmıştır. Birincisi ruhani-i benliktir ve insan ana rahminde üç aylık iken Allah tarafından bu kendisine giydirilmiştir. İkincisi ise hayvan-i benliktir. Her iki benliğinde gıdaya ihtiyaçları vardır. Hayvan-i benliğin gıdası, ekmek, su, havadır. Ruhani, yani ilahi benliğin gıdası da Allah’a, yaratıcısına ibadet, itaat, tefekkür ve zikirdir. Nasıl ki, hayvani benliğin gıdasını almayan, yani bir müddet yemek yemekten, su içmekten, hava almaktan mahrum kalan beden zayıflar, hastalanır, bitkin düşer, erir ve nihayet ileriki aşamalarda ölüp yok olur ise, ruhani-i benliğin gıdasını almayan yani namaz kılmayan, Allah’ı anmayan, iyi ameller işlemeyen, zikretmeyen insanoğlunun da ruhani benliği hastalanır, zayıflar, uzun vadede ölür, yok olur, kalp katılaşır, cehennemde yanacak yakıt haline, odun haline gelir, fakat insanoğlu bunun farkında olamaz. Bilindiği üzere cehennemin yakıtı insanlar ve taşlardan oluşmaktadır.

 

FAYDALANILAN ESERLER

Fizilâl -il Kur'an  Prof Dr. Seyyid  KUTUB  *  Kuran’a Göre Musibetler Açısından İnsan ve Toplum  Dr. İsmail KARAGÖZ  * Kuran’ı Kerim ve Meali   A. Fikri YAVUZ  *  Sıkıntı ve Stres Hallerine Çözüm Yolları. A. Kadir DEMİRCAN  *  Hastalıklar Ve Musibetlerin Veriliş Sebepleri. A. Kadir DEMİRCAN  * Kuran’ı Kerimden Seçme Mevzular ve İlgili Âyetler  A.Kadir DEMİRCAN

 

SIKINTI VE STRES

STRES:

     Can sıkıntısıdır diyebiliriz. Stresin sayılamayacak çoklukta;  ruhi gerginlik, sıkışma, ruhi bunalım, çaresizlik, moral bozukluğu, takıntı, kararsızlık ve karamsarlık gibi sebepleri vardır. Bu sebepler kişilere göre değişebilmektedir. Burada;  aynı uyarıcı karşısında herkesin tepkisi aynı olmamaktadır. Her insanın yaratılışı gereği; kişiliği,   bünyesi,  karakteri   ve görüşleri farklıdır.

   Stresin diğer bir tanımı da: fiziki, psikolojik ve sosyal faktörlerin etkisiyle, insanın haleti ruhiyesinde meydana gelen sıkıntı hali ve bunun hastalık olarak bedene yansımasıdır.

Stresin Belirtileri:

Ruhsal:

     Hayatın anlamının kaybolması,  yaşam sevincinin yitirilmesi, ne yapacağını bilememe, suçluluk duygusu, kin duyma ve can sıkıntısı.

Sosyal:

    Diğer insanlardan soyutlanma, yalnızlık, ’ben merkezli’ olmak, hoşgörüsüzlük, insanlarla  iyi ilişki kuramamak.

Duygusal:

    Heyecan duyamama, aşırı ağlama, sinirsel gülme, hastalık kuruntusu, vesvese, kıskançlık, huzursuzluk, ümitsizlik.

Zihinsel:

    Kafa karışıklığı, hafıza sorunu, karar vermede güçlük çekme, intihar düşüncesi, konsantrasyon güçlüğü.

Fiziksel:

    Kalp çırpıntısı, el ve ayakların buz kesmesi, baş dönmesi, bayılma, aşırı terleme, cinsel isteğin azalması.

 Psikososyal uyarıcıların insanda stres meydana getirmesinde en önemli sebep kişinin değerlendirme ve algılama mekanizmasıdır.

       Tehlike veya strese yol açan hadiseler geçince, organizma normal düzene girecektir. Tipik stres halindeki bir kişide;  uykusuzluk, vesvese, sıcak basması, tahammülsüzlük, şakakların zonklaması, sinirlilik, umutsuzluk, karamsarlık, tatminsizlik,

patlayacakmış gibi olma, göz kararması, nefes darlığı, ellerin ve ayakların soğuması, soğuk ter basması, iktidarsızlık, şişmanlık, kalp korkusu, yüksek tansiyon, titreme, tik, kekemelik gibi bir- takım rahatsızlıklar  söz konusu olabilir.

Strese en çok maruz kalan kişilerin özelliklerinden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz.

Daima hızlı hareket ederler. Kendilerine aşırı güven duydukları hissi bırakırlar. Kendilerine çok ehemmiyet verirler. Devamlı gerginlik içindedirler. Hızlı konuşurlar, el kol hareketleri yaparlar, hırslı ve telaşlıdırlar, alıngandırlar, küçücük hadiselere bile sinirlenirler.

Stres çağımızın belki de en yaygın hastalığı olmasına rağmen, tedavisi oldukça zordur. Stresin tedavisindeki temel prensip, strese yol açan faktörleri uzaklaştırmak, onlardan uzaklaşmaktır. Zaten bu  etkenleri uzaklaştırmanın veya onlardan uzaklaşmanın güç olması sebebiyle tedavisi de zordur.

Strese karşı dayanıklı olmak için, şu hususlara dikkat edilmelidir. Sabırlı ve hoşgörülü olmak, fazla alıngan olmamak, olur olmaz şeylere sinirlenmemek ve bunları yapabilmeyi kendi kendine telkin etmek, çok faydalıdır.

         Günlük işler arasında  15-20 dakika   kadar kafa dinlemek, beslenmeye dikkat etmek, sigara ve içkiyi bırakmak, akşamları ılık suyla duş almak, jimnastik hareketleri yapmak kişiyi oldukça rahatlatır.

         Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; maneviyatı  yüksek olan kişiler stres ve sıkıntılara, maneviyatı zayıf olan kişilere göre daha dayanıklıdır.

Stresin zararlarını azaltmak ve rahatlamak için batı toplumlarında akla hayale gelmedik çılgınlıklar yapılarak, gerginlikler atılmaya  çalışılmakta; bu da sonuç vermeyince çeşitli çirkinlikler, hatta intihar olaylarına kadar giden birtakım  üzücü hadiseler sergilenmektedir. İslam toplumunda bu tür olaylara rastlamak çok zordur.Toplumun iman ve kültür dinamikleri bu tür olayların çıkmamasında  bu güne kadar etkili bir faktör olagelmiştir.

 

 

 

 

 

17.8.2010 Pazartesi

Ramazan Ayı Hayırlı Olsun

        Ramazan'ın ilk günü ile birlikte nur ve feyiz dolu bir ayı ve mevsimi yaşamaya başladık.

Bu ayda Kâinat şenlenir, dünya Cennetten süzülen nuranî bir hava ile dolup taşar. Ulvi âlemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek müminlerin çevresini sarar. Rahmet ülkesinden müjdeler, kâinatın Rabbinden selâmlar ve mağfiret ümitleri getirir, Ramazan ayı...
 Mukaddes kelâmın nazil oluşunun yıldönümünü mü'minlerle birlikte cinler, melekler; ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da kutlar. Görünen ve görünmeyen âlemlerde tam manasıyla bir ramazan havası yaşanır.
Ramazan’ın ilk günü Gönende oldukça sıcak havaların ortasında geçmeye başladı.  Bu demek oluyor ki sabır sınavımız biraz daha zor ve o kadarda mükâfatı bol geçecektir. 

Bu ayın Cenâb-ı Hak katında müstesna bir yeri vardır. Yüce Rabbimiz kendisine muhatap olarak seçtiği kullarına sonsuz rahmetinin en geniş tecellilerini bu aya tahsis eder. Başta Kur'ân-ı Kerim olmak üzere! Tevrat, Zebur ve İncil gibi diğer semavî kitapların da bu ayda indirilmiş olması, bu günlerin kıymet ve kudsiyetini artıran diğer bir husustur.
Mü'minlere İlâhî bir ihsan olarak bu günleri birer güzel fırsat bilerek değerlendirme, Rablerine olan kulluk derecelerini gösterme, Ona muhatap olabilme gayreti içine girerek tam bir ihlâs ve şuurla ibadet ve taate koşarlar.
Bu gayretin neticesi elbette karşılıksız kalmayacaktır. Oruç tutup, Ramazan ayını bir kulluk şuuru içinde geçirenler tatlı bir ânı yaşadıkları, huzura erdikleri gibi pek çok nimete de mazhar olurlar.
Ubâde bin Samit anlatıyor:
Ramazan ayının başladığı bir günde Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:
"İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah'ın rahmeti sizi kuşatır. O ay, yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir. Dualar kabul olunur. Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder. Öyle ise kulluğunuzla kendinizi Allah'a sevdirin. Asıl bedbaht olan da, bu ayda Allah'ın rahmetinden nasibini alamayandır."(1)
    Ramazan her yönüyle bir ibadet mevsimidir. Her mü'min namazı, orucu, iyilikleri hizmetleri ve duasıyla bu rahmet ve bereketten nasibini almaya çalışır. Bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğu günahları için Allah'tan af diler. Rabbine niyazda bulunur.
    Cenâb-ı Hak da kulunun bu samimi dua ve niyazını karşılıksız bırakmaz, günahlarını affeder, rahmetine garkeder.

ALLAH’A GÖNÜLDEN TESLİM OLMAK

   Hüd :23 << İman edip salih amellerde bulunanlar ve Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlanmanlar,işte bunlar da Cennetin halkıdırlar.Orada temelli olarak kalacaklardır.>>

Bakara:112.<<Hayır, kim iyilik  yapıcı olarak yüzünü (kendini)Allah’a teslim ederse ,artık onun Rab’bi katında ecri vardır.Onlar için korku yoktur ve onlar mahsun da olmayacaklardır.

Gerçek bir mümin ;severek,korkarak,ümit ederek, gönülden, taa kalbin derinliklerinden Allah’a tam teslim olursa , her şeyini, bütün varlığını Allah’a verirse,bütün duygularını Allah’a yöneltirse, hem manen hem de madden teslim olursa ve bu teslimiyetin pratiklerini ve zahiri delillerini de ortaya koyabilirse o kurtuluşa giden yolu bulmuştur.Korku,ümitsizlik ve tereddüt yoktur kalbinde ve bu teminat ile müjde de Allah tarafından net bir şekilde deklere edilmektedir.Artık mümine düşen görev ; o coşkun müjde ve kurtuluş dalgasının kollarına kendini bırakıvermektir.Ama nasıl bırakacak,nasıl gerçekleştirecek,nasıl devam edecek bu olay.Hazırlık safhası ne kadar hangi şartlarda sürecek. Bu önemli şartları  oluşturmak, daha sonra da psikolojik bir adaptasyon evresine girmek ve gücümüz şartlarında da bunu başarabilmek ne kadar büyük bir başarı  ne kadar teveccühe ve aynı derecede mükafata layık bir olay.Bunun adı teslimiyet,ne mutlu teslim olabilenlere,ne mutlu teslimiyeti Rabcine kavuşuncaya kadar sürdürebilenlere.

 

Boşa Söylenmemiş Sözler’ den...

*Çalışkan bir insanın her şeye vakti vardır; tembel insan vakit bulamaz, bahane bulur. Meçhul.

*Çalışkanlar, kötülük düşünmeye vakit bulamazlar; tembeller ise kötülüklerden kurtulamazlar. Hz. ALİ

*Kötülere acımak iyilere zulümdür. Sadi.

*Akıllı; sebebi kendinde, aptal ise başkasında arar.

*Benjamin  Frenkline sormuşlar: Akıllı kimdir? Herkesten öğrenen - Kuvvetli kimdir. Hırslarını yenen, Zengin kimdir, Halinden memnun olan demiş. Montaigne.

YARATILIŞ GAYEMİZ

İnsanoğlu niçin yaratıldığını bilecek ve yaratılış gerekçesine uygun amellerle kendini teçhiz edecektir. İnsanlık tarihi boyunca, yaratılış gayesinin bilincinden ve kendisine tebliğ edilen dinin hükümlerini hayatına tatbikten uzaklaşan toplulukların mutlulukları hiç görülmemiş veya kısa sürmüş, kötü gidişatlarını düzeltmeleri için yer yer çeşitli şekillerde; acılarla, nimetlerle ikazlara maruz kalmışlar, bu ikazlar fayda sağlamayınca da zaman zaman bazı kavimler helak edilerek yeryüzünden toptan silinmişlerdir. Örnek olsun, unutulmasın, dersler alınsın, aynı hatalara ve yanlışlara düşülmesin diye de Kurdan-ı Kerimde bunlar yaratan tarafından çeşitli kıssalarla, ayetlerle bizlere açıklanmıştır, bildirilmiştir.

Yeryüzünde gerçeklesen hiçbir hâdise boşuna değildir, sebepsiz değildir, tesadüfi değildir. Her bir hadise karşımıza ya sebep ya da sebebin birer sonucu olarak çıkmaktadır. Allah (c.c.) her şeyi, nimeti ve cezayı insan için yaratmış, insanı da kendisine ibadet ve itaat etmek için yaratmıştır.

Öyle ise, bu dünya bir imtihan dünyasıdır, ahretin tarlasıdır, azık kazanma, bir müddet dinlenme, ahrete hazırlanma yeridir. İnsan yaratıldıktan sonra başı boş bırakılmamıştır, görevli melekler vasıtasıyla iyi ve kötü bütün amelleri kaydedilmekte, hesap gününün defteri hazırlanmaktadır.

İmtihan dünyasının sırrı gereği, insanlar çeşitli şekillerde imtihana tabi tutulmaktadır. İnsanın dünyada baºına dûçar olan musibetler, can ve mal kayıpları gibi, hastalıklar ve kazalar gibi acı veren, kıvrandıran bütün tabiat olaylarının insanın imanı gereği anlaşılabilen iki sebebi vardır, birincisi denenmektir. Musibetler, acılar karşısında insan bunun Allah’tan geldiğini, kaderinde var olduğunu bilip tevekkülle, ağır baºlılıkla, dua ve niyazla, Allah’a tam teslimiyetle karşılayacak, ya da, isyan edip, feryadı-u figan edip tevekkülden, ibadetten uzaklaşacaktır. İkinci sebebi de; günahlarından dolayı, Allah’ın emir ve yasaklarından, kanunlarından uzaklaşması sebebiyle, fert olarak ya da bütün topluma verilen ikaz mahiyetindeki, kötü gidişatlarından vazgeçmeleri, Allah’ın dinine bağlanmaları yönündeki musibetlerdir.

Allah’ın dininden uzaklaşan insanlar, kavimler, milletler tarihin hiçbir döneminde gerçek huzura, dünya ve ahiren saadetine ulaşamayacaklardır. Bir toplum kendini düzeltmediği, ıslah etmediği sürece, Allah’ça o toplumu düzeltmeyecektir, huzura erdirmeyecektir. İnsanların baºına gelen felaketler, yine kendi elleriyle İşledikleri günahlar yüzünden olmaktadır Günümüzde, yaşadığımız birçok olaylara ibret gözüyle bakmadığımızdan, dersler çıkarmadığımızdan, olayların sebeplerini ve sonuçlarını düşünmediğimizden bir türlü gerçek huzura, sûkuna kavuşamamaktayız.

FAYDALANILAN ESERLER

Fizilâl -il Kur'an  Prof Dr. Seyyid  KUTUB  *  Kuran’a Göre Musibetler Açısından İnsan ve Toplum  Dr. İsmail KARAGÖZ  * Kuran’ı Kerim ve Meali   A. Fikri YAVUZ  *  Sıkıntı ve Stres Hallerine Çözüm Yolları. A. Kadir DEMİRCAN  *  Hastalıklar Ve Musibetlerin Veriliş Sebepleri. A. Kadir DEMİRCAN  * Kuran’ı Kerimden Seçme Mevzular ve İlgili Âyetler  A.Kadir DEMİRCAN