Hazırlayan: A Kadir
Demircan www.gonengontam.gen.tr/gonenderamazan.htm
Gönen’de Ramazan Gönen Notları Gönen Sohbetleri
Ramazan ayında mezarlık ziyaretleri de
önemli
Gerçekten ramazan ayı için de
her gün salalar dinliyoruz. Kulak kabartıyoruz, tanıdık mı değil mi
diye. Sırayla herkesin selası verilecek. Kaçmak
kurtulmak yok. Kaçıp kurtulamayacağımıza göre kendimizi selamıza,
mezarlıklara, kabirlere, kabirdeki sorgulara, hesap ve ahiret
gününe alıştırmalı ve hazırlamalıyız.
Ramazan ayında mevtalarımız
bizden dua niyaz beklerler. Mezarlıklara giderek durumlarını anlamalarını ve
kendilerinin de hesaplarını iyi tutmalarını öğütlemek ister. Tabiî ki bizden
dualar ister. Geçen Çarşamba günü değerli tarih hocam Ahmet Taşkıran’ın
hanımefendilerini son yolculuğa çıkardık. Cenaze namazından sonra, hep
mezarlıklara giderim. O mezarlık törenlerini izlemekten büyük haz duyarım,
tefekkür ederim. Kendimi defnedilen mevtanın yerine koymaya ve alabildiğince
düşünmeye çalışırım. Ayrılırken de sanki deşarj olmuş vaziyette oradan
ayrılırım. Belediyemizin mezarlıklar müdürü, Gönen İmam Hatip Mezunu da olan
değerli kardeşim Hasan Uncu, ramazan boyunca mezarlıktaki mevtalarımıza her gün
güzel sesiyle hatim okuyormuş. Allah kendinden razı olsun.
Mezarlıklarımıza sık sık uğramalıyız. Bakım
ve onarımlarını, çevre düzenlemelerini yapmalı ve mümkün olduğunca oradan geç
ayrılmaya çalışmalıyız.
Boşa Söylenmemiş Sözler’ den ...
* Bir kişiyi bir kez dene, ikinci defa deneyip te hüsrana uğramaya gerek yok. A. Kadir DEMİRCAN
*İyiliğin karşılığı şükrandır, nankörlük değildir.
Nankör insan kendini taşıyanlara teşekkür edemeyen cenazeye benzer. Meçhul.
*Bilgi arttıkça insanın anlayış düzeyi de yükselir. Meçhul.
**Para harcadıkça azalır - İlim de harcadıkça
çoğalır. Meçhul
***Tahtlarınızı zeminler üzerine değil, gönüller
üzerine yapınız. A.Kadir DEMİRCAN
***Daima ara. Bir gün altın ararken bakır, yarın bakır ararken altın bulursun.C.Sahabettin.
*** Ya iyi arkadaş, ya hiç arkadaş.
İngiliz atasözü.
** Nefretle mi yat edilmek istersiniz? Yoksa hayır ve
muhabbetle mi? A.Kadir DEMİRCAN
** Arkadaş kavuna benzer, bir iyisini bulmak için
birçoğunu denemek gerekir.
* Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.
Cervantes.
* Bir kişiyi bir kez dene, ikinci defa denemeye gerek
yok. A. Kadir DEMİRCAN
* Birçok şeye birden başlayan kimse, pek azını
bitirir. İngiliz atasözü.
*** Üç şey sürekli kalmaz. Ticaretsiz
mal, tekrarsız bilgi, cesaretsiz iktidar. Sadi.
HASTALIKLAR -2
Hastalıklar, musibet, ve felaketler insanlar içindir, insan için bir
meşgale, bir imtihan, ebedi ahiren yurdunu kazanabilme uğrunda meşakkatli bir
sebep, imtihanın sırrı belki de vesilesidir. Sebepsiz yere hastalık verilmez,
bazı hastalıklar ve musibetler yapılması yada
yapılmaması gereken, sebeplerden ve amellerden dolayı insanoğluna dûçar eylenir. Bazıları da direk olarak, asli bir sebep ve sınav
karşılığında insana verilir. Netice itibariyle sebepsiz hiçbir şey yoktur.
Hastalıkların ve musibetlerin tedavisinden önce, sebeplerinin araştırılması ve
sebeplerin tedavi edilmesi elzemdir. Sebeplerin ortadan kaldırılması, dûçar olunan hastalık ve musibetlere karşı sabır ve tıbbi
tedavinin tüm icaplarının zerresine kadar ümit ve sebatla yerine getirilmesi
ihlaslı bir mümin için mutlak bir şarttır.
Manevi hastalıklara
gelince; bu hastalıklar iki boyutludur. Yaratılış gayesini unutan, Allah’a
ibadet ve itaatten, Kuran’a bağlılıktan uzaklaşan, Allah’ın emir ve yasaklarını
hiçe sayan, her türlü günahı işleyen ve daha da ileri giderek Allah’ın
kanunlarına, peygamberlerine muhalefet edip, yeryüzünde fitne ve fesat
çıkararak kafirleşen ve bu halleriyle aşağılarında
aşağısına inen bir mahluk haline dönüşen insan tam manasıyla bir hastadır. Bu
hastalıktan kurtulmayan, kurtulma mücadelesi içerisinde dahi olmayan kişi,
ruhani benliğini de öldürmüş bir insan konumundadır ve bu insan ebediyetini
mahvetmiş, kaybetmiş, cehennemin yakıtı olan bir cisim niteliğine bürünmüştür.
Manevi hastalıklara yakalanan
insan maddi hastalıklarla da mücadele edemez, hastalıklar üst üste gelir,
altından kalkılamaz bir durum haline dönüşür. Böyle olunca da, her ikisine de
yenik düşme, netice itibariyle de hem içinde bulunduğu fani dünyasını, hem
gitmek üzere olduğu ezeli dünyasını mahvedenlerden, kaybedenlerden olmuş olur.
Maddi hastalıkların tedavisi ve reçetesi, manevi hastalıkların reçetesinde
mevcut bulunmaktadır. Çünkü bütün bunlardan korunmanın yol ve yöntemleriyle,
uygulama ve tedavi metotları tüm dünyanın anayasası ve kılavuzu olan Kur'an-ı Kerimde mevcut bulunmaktadır.
İNSANI
SIKINTI VE STRESE SOKAN BAŞLICA SEBEPLER -1
Doğmak, ölmek, yaşamak, hasta olmak,
üzülmek, sevinmek insanla doğan ve insanla var olan, insana has en tabii, doğal özelliklerdir. Aslında insanın
hayatından ölümüne kadar geçen yaşamı, hayatında karşılaşacağı bütün hadiseler
ve olaylar, hayatının süreci, biçimi daha insan doğmadan önce Allah
tarafından Levh-i Mahfuzda belirtilmiştir. Bu husus;
iman esaslarından ‘ kaza ve kadere imanla’ izah edilip tasdik olunmaktadır.
İnsan, tabiatı icabı zayıf yaratılmıştır, tahammül ve sabır bakımından acizdir,
güçsüzdür.
Hayatın
akışı içerisinde insanoğlu kendini birçok sürprizler içerisinde buluverir.
Olaylar kontrolü
dışında gelişir, bu hayat boyu hep böyledir. İnsan hayatın
cilvelerine, sürprizlerine, meşakkatlerine bir türlü alışamaz, kolay uyum
sağlayamaz. İnsan güzellikler ve bolluklar karşısında rehavete dalıp şımarır,
azar. Felaketler, darlıklar karşısında da telaşlanır, ıstırap duyar, Allah’a yalvarır,
yardım ister.
Aslında
insanın elinde olan çok fazla bir şey yoktur. Her şeyi kontrol edemez,
gelişmeler istediği gibi gitmez. İnsanoğlu yaradılışı icabı; yanılır, hata yapar, doğru
yapar, iyi veya kötü birisi olur, günah
işler veya sevap işler. Aklını her zaman gerektiği şekilde kullanamaz. Bunun
sonucunda da; kendini huzursuz, mutsuz eden, stres ve sıkıntılara sokan
olaylarla karşı karşıya kalabilir.
İnsanda
sıkıntı ve stres meydana getiren, yüzlerce olay ve hadise çeşitleri olabilir.
Mesela; aşırı borçlanma, borçları ödeyememe, bir sıkıntı sebebi olabilir. Ancak
çok zengin ve
varlık içerisinde olan kişilerin de daha farklı ve özel sebepleri vardır.
Kişilere göre faktörler ve sebepler değişiklikler gösterebilir.
İnsanoğlunu
sıkıntıya, üzüntüye, strese, çaresizliğe
sokabilecek
muhtemel sebeplerden bazılarını belli başlıklar halinde örneklemek ve özetlemek
gerekirse;
Bu
etkenlerin başında günümüz toplumunda en temel unsur olarak başta maddiyat
gelmektedir. İhtiyaçlarını karşılayamayan, borçlarını ödeyemeyen, ailesine
bakamayan insanlar sıkıntı ve strese daha fazla müptela olabilmektedirler.
-Hastalık; insanı kıvrandıran ve özellikle çaresi bulunamayan
hastalıklar...
-Ölüm. Ölüm korkusu veya bir yakınını, çok sevdiği birini
kaybetme, yokluğuna tahammül edememe.
-Kaza. Yaralanmalar, sakatlanmalar ve maddi zararlar.
-Fakirlik, yoksulluk, ihtiyaçlarını karşılayamama.
-Hırsızlık, soygun, deprem gibi sebeplerden dolayı ağır maddi
zarara ve borçlanmaya girilmesi.
-Aile içerisinde uyumsuzluk, ayrılık, huzursuzluk, geçimsizlik.
Gönen’de Ramazan Nasıl Gidiyor
Ramazan ayının neredeyse ortalarına gelmek üzereyiz. Sıcaklar kavurucu
olmasına rağmen çok mübarek bir ayı dolu dolu
yaşıyoruz. Oruç tutmayan yok gibi. Şahsen ben oruç tutmayanları görmedim
diyebilirim. Varsa da kendilerine çok teşekkür ederiz, çünkü bu mübarek aya
saygı duyup, gizlice yiyorlardır. Hele teravihlere hanımların ve gençlerin
gösterdiği yoğun ilgi beni duygulandırdı. Tek şikâyetim bazı davulculardan.
Gelişigüzel, adet olsun, para beri gelsin usulünden yakışıksız, baştan savma iş
yapmaları herkesi kızdırıyor. Televizyonlar da çok güzel ramazan özel yayınları
var.
Ancak bir şikâyetimde bazı esnaflarımıza. Sabah saat 11 olmuş hala
işyerini açmayan esnaf var. İş yerini açıyorlar, oruçluyum diye çalışmıyorlar. Hiç açmayana da rastlamak mümkün.
Oruç bahane edilmemeli, külfetmiş gibi algılanmamalı. Ramazanda
daha fazla iş yapmaya gayret edilmeli.
Akşam ezanının okunmasında merkezi sistemde birkaç hata yapıldı, bazı
vatandaşlar belki de oruçlarını tehlikeye attı. Müftülüğün bu
ezan istemine daha titiz davranması gerekli.
Bu sene iftar yemekleri olmayacak gibi sanki. Belediye iftar
çadırı hizmetini aksatmadan sürdürüyor.
Ramazanda gece hayatı hat safhaya ulaşmış, park ve banyolar caddesi
dolup taşıyormuş. Yani insanlar bir nevi gündüz yatıp, orucu uykuya
tutturuyorlar, geceyi de gündüz gibi eğlenerek geçiriyorlar.
Sıcakların son 30 yılın en yüksek seviyesinde olduğu açıklandı. Ramazana denk gelmesi tevafuk veya imtihanın bir sırrı gereği olsa.
Sabır ağır şartlar altında test edilir. Gerçek sabır, meşakkatli ve
çetin sıkıntılara karşı sabredebilmektir.
Boşa Söylenmemiş Sözler’ den...
Aklın şenliği bilgi iledir. Gönlün
şenliği sevgi iledir. Hayatın şenliği de dost iledir. Tarık BORUCU.
Ufacık bir yanlış hareketin veya
kusurun için; seni hoş görmeyecek, üzülecek ve sana darılacak kimseye çok
güvenme. A.Kadir DEMİRCAN
*Dört çeşit insan vardır. Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen. O bir aptaldır Uzak dur.
Bilmeyen ve bilmediğini bilen. O
basit bir insandır - Öğret.
Bilen ve bildiğini bilmeyen - O Uykudadır
- Uyandır. Bilen ve bildiğini bilen, O Akil bir insandır - İzle onu. Lady Burtan.
*Cahil mal arar - akıllı kemal arar.
A. Kazancı.
*Ulaşmak istedikleri bir amacı olmayanlar,
çalışmaktan zevk almazlar. Eminle Raaux.
HASTALIKLAR -1
Hastalıkları
genel olarak iki ana başlık halinde incelemek mümkündür.
1.Maddi
hastalıklar, 2. Manevi hastalıklar
Maddi
hastalıklar bilindiği üzere; insan vücudu üzerinde çeşitli sebeplerden dolayı
meydana gelebilen ve yine ihtisas sahibi insanlar tarafından deneyim ve formüllerle
ortaya konulmuş çeşitli ilaçlar ve bu ilaçları hastanın hastalığına uyarlayarak
teşhisi ve tedaviyi sağlayan, doktorlar tarafından iyileştirilebilen bir
özelliğe sahiptir.
Manevi
hastalıklar ise; insanın vücuduyla, hayvan-i benliğiyle ilgili olmayıp, ruha
niyetle, insanın ruhî benliği, inanç ve imanın tezâhürü
uhrevi ve fiziki amelleriyle terennüm eden hastalıklar sınıfından
sayılmaktadır. Maddi ve manevi hastalıklar bir kişiye olabileceği gibi, birçok
kişiye, bir topluma, bir millete topyekün sirayet edebilme,
etkileyebilme özelliklerine de sahip bulunmaktadır.
Her iki
hastalığı veren de, onların tedavisini, çaresini bulan, insana öğreten ve
tedavisini emreden de Allah’tır. Her şey Allah’ın bilgisi, ilmi dahilindedir.
Her iki
hastalığı da insana Allah verir, verdiği hastalığın ilmini, tedavi yöntemini de
öğretir, emreder. Verdiğini sebepsiz olarak vermez ve almaz. Bu hastalıklardan
korunma metotlarını ve tedbirlerini nasıl bildirdiyse, tedbir almayıp bu
hastalığa dûçar olanların kurtulmaları için de akıl
verdiği insana, ilmide vererek, aklını ilim üzerinde kullanıp hastalıktan
kurtulmasını sağlar. Hayvanlara akıl vermediği için ilimde vermemiştir,
mükellefiyet de yüklememiştir. Onun için hayvanlar hastalanırlar, tedavi
olamazlar, hastalıktan korunamazlar. Allah hayvanları insanlar için yaratıp,
insanların hizmetine nimet olarak sunduysa, onların hastalıklardan ve
musibetlerden korunma ve tedavi edilme sorumluluklarını da insanoğluna
yüklemiştir.
Allah
insanı iki benlik halinde yaratmıştır. Birincisi ruhani-i benliktir ve insan
ana rahminde üç aylık iken Allah tarafından bu kendisine giydirilmiştir.
İkincisi ise hayvan-i benliktir. Her iki benliğinde gıdaya ihtiyaçları vardır.
Hayvan-i benliğin gıdası, ekmek, su, havadır. Ruhani, yani ilahi benliğin
gıdası da Allah’a, yaratıcısına ibadet, itaat, tefekkür ve zikirdir. Nasıl ki,
hayvani benliğin gıdasını almayan, yani bir müddet yemek yemekten, su içmekten,
hava almaktan mahrum kalan beden zayıflar, hastalanır, bitkin düşer, erir ve
nihayet ileriki aşamalarda ölüp yok olur ise, ruhani-i benliğin gıdasını
almayan yani namaz kılmayan, Allah’ı anmayan, iyi ameller işlemeyen,
zikretmeyen insanoğlunun da ruhani benliği hastalanır, zayıflar, uzun vadede
ölür, yok olur, kalp katılaşır, cehennemde yanacak yakıt haline, odun haline
gelir, fakat insanoğlu bunun farkında olamaz. Bilindiği üzere cehennemin yakıtı
insanlar ve taşlardan oluşmaktadır.
Fizilâl -il Kur'an Prof Dr. Seyyid KUTUB
* Kuran’a Göre Musibetler
Açısından İnsan ve Toplum Dr. İsmail
KARAGÖZ * Kuran’ı Kerim ve Meali A. Fikri YAVUZ *
Sıkıntı ve Stres Hallerine Çözüm Yolları. A. Kadir DEMİRCAN *
Hastalıklar Ve Musibetlerin Veriliş Sebepleri. A. Kadir DEMİRCAN * Kuran’ı Kerimden Seçme Mevzular ve İlgili Âyetler A.Kadir
DEMİRCAN
STRES:
Stresin diğer bir tanımı da: fiziki,
psikolojik ve sosyal faktörlerin etkisiyle, insanın haleti ruhiyesinde
meydana gelen sıkıntı hali ve bunun hastalık olarak bedene yansımasıdır.
Stresin
Belirtileri:
Ruhsal:
Hayatın anlamının kaybolması, yaşam sevincinin yitirilmesi, ne yapacağını
bilememe, suçluluk duygusu, kin duyma ve can sıkıntısı.
Sosyal:
Diğer insanlardan soyutlanma, yalnızlık, ’ben merkezli’
olmak, hoşgörüsüzlük, insanlarla iyi ilişki kuramamak.
Duygusal:
Heyecan duyamama, aşırı ağlama, sinirsel gülme, hastalık kuruntusu,
vesvese, kıskançlık, huzursuzluk, ümitsizlik.
Zihinsel:
Kafa karışıklığı, hafıza sorunu, karar
vermede güçlük çekme, intihar düşüncesi, konsantrasyon
güçlüğü.
Fiziksel:
Kalp çırpıntısı, el ve ayakların buz kesmesi, baş dönmesi,
bayılma, aşırı terleme, cinsel isteğin azalması.
Psikososyal
uyarıcıların insanda stres meydana getirmesinde en önemli sebep kişinin
değerlendirme ve algılama mekanizmasıdır.
Tehlike veya strese yol açan hadiseler
geçince, organizma normal düzene girecektir. Tipik stres halindeki bir
kişide; uykusuzluk, vesvese, sıcak
basması, tahammülsüzlük, şakakların zonklaması, sinirlilik, umutsuzluk,
karamsarlık, tatminsizlik,
patlayacakmış
gibi olma, göz kararması, nefes darlığı, ellerin ve ayakların soğuması, soğuk ter
basması, iktidarsızlık, şişmanlık, kalp korkusu, yüksek tansiyon, titreme, tik,
kekemelik gibi bir- takım rahatsızlıklar söz konusu olabilir.
Strese en çok maruz kalan kişilerin özelliklerinden
bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz.
Daima hızlı hareket ederler. Kendilerine aşırı güven
duydukları hissi bırakırlar. Kendilerine çok ehemmiyet verirler. Devamlı
gerginlik içindedirler. Hızlı konuşurlar, el kol hareketleri yaparlar, hırslı
ve telaşlıdırlar, alıngandırlar, küçücük hadiselere bile sinirlenirler.
Stres çağımızın belki de en yaygın hastalığı olmasına
rağmen, tedavisi oldukça zordur. Stresin tedavisindeki temel prensip, strese
yol açan faktörleri uzaklaştırmak, onlardan uzaklaşmaktır. Zaten bu etkenleri
uzaklaştırmanın veya onlardan uzaklaşmanın güç olması sebebiyle tedavisi de
zordur.
Strese karşı dayanıklı olmak için, şu hususlara dikkat
edilmelidir. Sabırlı ve hoşgörülü olmak, fazla alıngan olmamak, olur olmaz
şeylere sinirlenmemek ve bunları yapabilmeyi kendi kendine telkin etmek, çok
faydalıdır.
Günlük
işler arasında 15-20
dakika kadar kafa dinlemek, beslenmeye
dikkat etmek, sigara ve içkiyi bırakmak, akşamları ılık suyla duş almak,
jimnastik hareketleri yapmak kişiyi oldukça rahatlatır.
Yapılan
araştırmalar göstermiştir ki; maneviyatı yüksek olan kişiler stres ve
sıkıntılara, maneviyatı zayıf olan kişilere göre daha dayanıklıdır.
Stresin zararlarını azaltmak ve rahatlamak için batı
toplumlarında akla hayale gelmedik çılgınlıklar yapılarak, gerginlikler atılmaya çalışılmakta;
bu da sonuç vermeyince çeşitli çirkinlikler, hatta intihar olaylarına kadar
giden birtakım üzücü hadiseler
sergilenmektedir. İslam toplumunda bu tür olaylara rastlamak çok zordur.Toplumun iman ve kültür dinamikleri bu tür olayların
çıkmamasında bu güne kadar etkili bir
faktör olagelmiştir.
17.8.2010 Pazartesi
Ramazan Ayı Hayırlı Olsun
Ramazan'ın ilk günü ile birlikte nur ve
feyiz dolu bir ayı ve mevsimi yaşamaya başladık.
Bu ayda Kâinat
şenlenir, dünya Cennetten süzülen nuranî bir hava ile dolup taşar. Ulvi
âlemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek müminlerin çevresini sarar.
Rahmet ülkesinden müjdeler, kâinatın Rabbinden selâmlar ve mağfiret ümitleri
getirir, Ramazan ayı...
Mukaddes kelâmın nazil oluşunun
yıldönümünü mü'minlerle birlikte cinler, melekler;
ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da
kutlar. Görünen ve görünmeyen âlemlerde tam manasıyla bir ramazan havası
yaşanır.
Ramazan’ın ilk günü Gönende oldukça sıcak havaların ortasında geçmeye
başladı. Bu demek oluyor ki sabır
sınavımız biraz daha zor ve o kadarda mükâfatı bol geçecektir.
Bu ayın Cenâb-ı Hak katında müstesna bir yeri vardır. Yüce Rabbimiz
kendisine muhatap olarak seçtiği kullarına sonsuz rahmetinin en geniş
tecellilerini bu aya tahsis eder. Başta Kur'ân-ı
Kerim olmak üzere! Tevrat, Zebur ve İncil gibi diğer semavî kitapların da bu
ayda indirilmiş olması, bu günlerin kıymet ve kudsiyetini
artıran diğer bir husustur.
Mü'minlere İlâhî bir ihsan olarak bu günleri birer güzel fırsat bilerek
değerlendirme, Rablerine olan kulluk derecelerini gösterme, Ona muhatap
olabilme gayreti içine girerek tam bir ihlâs ve şuurla ibadet ve taate koşarlar.
Bu gayretin neticesi elbette karşılıksız kalmayacaktır. Oruç tutup, Ramazan
ayını bir kulluk şuuru içinde geçirenler tatlı bir ânı
yaşadıkları, huzura erdikleri gibi pek çok nimete de mazhar olurlar.
Ubâde bin Samit anlatıyor:
Ramazan ayının başladığı bir günde Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:
"İşte bereket ayı olan Ramazan
geldi. Artık Allah'ın rahmeti sizi kuşatır. O ay, yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir. Dualar kabul olunur.
Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı
iftihar eder. Öyle ise kulluğunuzla kendinizi Allah'a sevdirin. Asıl bedbaht
olan da, bu ayda Allah'ın rahmetinden nasibini alamayandır."(1)
Ramazan her yönüyle bir ibadet
mevsimidir. Her mü'min namazı, orucu, iyilikleri
hizmetleri ve duasıyla bu rahmet ve bereketten nasibini almaya çalışır. Bilerek
veya bilmeyerek yapmış olduğu günahları için Allah'tan af diler. Rabbine
niyazda bulunur.
Cenâb-ı Hak
da kulunun bu samimi dua ve niyazını karşılıksız bırakmaz, günahlarını affeder,
rahmetine garkeder.
ALLAH’A GÖNÜLDEN TESLİM
OLMAK
Hüd :23 <<
İman edip salih amellerde bulunanlar ve Rablerine
kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlanmanlar,işte bunlar da Cennetin
halkıdırlar.Orada temelli olarak kalacaklardır.>>
Bakara:112.<<Hayır, kim iyilik yapıcı olarak yüzünü (kendini)Allah’a teslim ederse ,artık onun Rab’bi katında
ecri vardır.Onlar için korku yoktur ve onlar mahsun
da olmayacaklardır.
Gerçek bir mümin ;severek,korkarak,ümit
ederek, gönülden, taa kalbin derinliklerinden Allah’a
tam teslim olursa , her şeyini, bütün varlığını Allah’a verirse,bütün
duygularını Allah’a yöneltirse, hem manen hem de madden teslim olursa ve bu
teslimiyetin pratiklerini ve zahiri delillerini de ortaya koyabilirse o
kurtuluşa giden yolu bulmuştur.Korku,ümitsizlik ve tereddüt yoktur kalbinde ve
bu teminat ile müjde de Allah tarafından net bir şekilde deklere
edilmektedir.Artık mümine düşen görev ; o coşkun müjde ve kurtuluş dalgasının
kollarına kendini bırakıvermektir.Ama nasıl bırakacak,nasıl gerçekleştirecek,nasıl
devam edecek bu olay.Hazırlık safhası ne kadar hangi şartlarda sürecek. Bu
önemli şartları oluşturmak, daha sonra
da psikolojik bir adaptasyon evresine girmek ve gücümüz şartlarında da bunu
başarabilmek ne kadar büyük bir başarı
ne kadar teveccühe ve aynı derecede mükafata layık bir olay.Bunun adı teslimiyet,ne mutlu teslim olabilenlere,ne
mutlu teslimiyeti Rabcine kavuşuncaya kadar sürdürebilenlere.
Boşa Söylenmemiş Sözler’ den...
*Çalışkan bir
insanın her şeye vakti vardır; tembel insan vakit bulamaz, bahane bulur.
Meçhul.
*Çalışkanlar,
kötülük düşünmeye vakit bulamazlar; tembeller ise kötülüklerden kurtulamazlar.
Hz. ALİ
*Kötülere acımak iyilere zulümdür. Sadi.
*Akıllı; sebebi
kendinde, aptal ise başkasında arar.
*Benjamin
Frenkline sormuşlar: Akıllı kimdir? Herkesten öğrenen - Kuvvetli
kimdir. Hırslarını yenen, Zengin kimdir, Halinden memnun olan demiş. Montaigne.
YARATILIŞ GAYEMİZ
İnsanoğlu niçin
yaratıldığını bilecek ve yaratılış gerekçesine uygun amellerle kendini teçhiz edecektir.
İnsanlık tarihi boyunca, yaratılış gayesinin bilincinden ve kendisine tebliğ
edilen dinin hükümlerini hayatına tatbikten uzaklaşan toplulukların
mutlulukları hiç görülmemiş veya kısa sürmüş, kötü gidişatlarını düzeltmeleri
için yer yer çeşitli şekillerde; acılarla, nimetlerle
ikazlara maruz kalmışlar, bu ikazlar fayda sağlamayınca da zaman zaman bazı kavimler helak edilerek yeryüzünden toptan
silinmişlerdir. Örnek olsun, unutulmasın, dersler alınsın, aynı hatalara ve
yanlışlara düşülmesin diye de Kurdan-ı Kerimde bunlar yaratan tarafından
çeşitli kıssalarla, ayetlerle bizlere açıklanmıştır, bildirilmiştir.
Yeryüzünde
gerçeklesen hiçbir hâdise boşuna değildir, sebepsiz değildir, tesadüfi değildir. Her bir hadise karşımıza ya sebep ya da
sebebin birer sonucu olarak çıkmaktadır. Allah (c.c.) her şeyi, nimeti ve
cezayı insan için yaratmış, insanı da kendisine ibadet ve itaat etmek için
yaratmıştır.
Öyle ise, bu
dünya bir imtihan dünyasıdır, ahretin tarlasıdır,
azık kazanma, bir müddet dinlenme, ahrete hazırlanma
yeridir. İnsan yaratıldıktan sonra başı boş
bırakılmamıştır, görevli melekler vasıtasıyla iyi ve kötü bütün amelleri
kaydedilmekte, hesap gününün defteri hazırlanmaktadır.
İmtihan
dünyasının sırrı gereği, insanlar çeşitli şekillerde imtihana tabi
tutulmaktadır. İnsanın dünyada baºına
dûçar olan musibetler, can ve mal kayıpları gibi,
hastalıklar ve kazalar gibi acı veren, kıvrandıran bütün tabiat olaylarının
insanın imanı gereği anlaşılabilen iki sebebi vardır, birincisi denenmektir.
Musibetler, acılar karşısında insan bunun Allah’tan geldiğini, kaderinde var
olduğunu bilip tevekkülle, ağır baºlılıkla, dua ve niyazla, Allah’a tam teslimiyetle
karşılayacak, ya da, isyan edip, feryadı-u figan edip tevekkülden,
ibadetten uzaklaşacaktır. İkinci sebebi de; günahlarından
dolayı, Allah’ın emir ve yasaklarından, kanunlarından uzaklaşması sebebiyle,
fert olarak ya da bütün topluma verilen ikaz mahiyetindeki, kötü
gidişatlarından vazgeçmeleri, Allah’ın dinine bağlanmaları yönündeki
musibetlerdir.
Allah’ın dininden
uzaklaşan insanlar, kavimler, milletler tarihin hiçbir döneminde gerçek huzura,
dünya ve ahiren saadetine ulaşamayacaklardır. Bir toplum kendini düzeltmediği,
ıslah etmediği sürece, Allah’ça o toplumu düzeltmeyecektir, huzura
erdirmeyecektir. İnsanların baºına
gelen felaketler, yine kendi elleriyle İşledikleri günahlar yüzünden olmaktadır
Günümüzde, yaşadığımız birçok olaylara ibret gözüyle bakmadığımızdan, dersler
çıkarmadığımızdan, olayların sebeplerini ve sonuçlarını düşünmediğimizden bir
türlü gerçek huzura, sûkuna kavuşamamaktayız.
Fizilâl -il Kur'an Prof Dr. Seyyid KUTUB
* Kuran’a Göre Musibetler
Açısından İnsan ve Toplum Dr. İsmail
KARAGÖZ * Kuran’ı Kerim ve Meali A. Fikri YAVUZ *
Sıkıntı ve Stres Hallerine Çözüm Yolları. A. Kadir DEMİRCAN *
Hastalıklar Ve Musibetlerin Veriliş Sebepleri. A. Kadir DEMİRCAN * Kuran’ı Kerimden Seçme Mevzular ve İlgili Âyetler A.Kadir
DEMİRCAN