B i s m i l l e h i r r a h m e n i r r
a h i m ...
Gönen
Tanıtım Araştırma
İletişim Bilim
Proje ve Rehberlik Merkezi
Lütfen Bu Duayı
Hep birlikte okuyalım, okutalım ve İnternet
üzerinden tüm dostlarımıza ulaştıralım
Amin. Ey Allah'ım,
Sen Rahman ve Rahimsin. Hamd sana mahsustur.
Kıyamet ve din gününün sahibisin. Dilediğine
rızık verir dilediğinden rızkı kesersin, sen ol
dersen her şey olur. Senin iznin ve bilgin dışında
yeryüzünde bir yaprak dahi kıpırdamaz.
Ey Rabbim
bizden öncekilerin karşılaştıkları musibetlerle
bizleri imtihan etme. İçimizdeki akılsızlar ve
kötüler yüzünden bizleri de cezalandırma.
Üzerimizden rahmet, mağfiret, nimet ve afiyeti
eksik eyleme. Bizlere sağlık, mutluluk ve huzur ver.
Korktuklarımızdan ve düşmanlarımızdan bizleri
emin eyle.
Ey
rabbimiz.. susuzlukla, kuraklıkla, açlık ve kıtlıkla
bizleri cezalandırma. Şehrimize, ülkemize,
barajlarımıza, tarlalarımıza yağmur ve rahmet
yağdır. Bolluk ve bereket ver. Bizleri bolluk ve
verdiğin bereketlere karşı şımaranlardan eyleme.
Nimetlerine nankörlük edenlere, içimizdeki kötülere
hidayet ve gönül açıklığı ver.
Ey Rabbimiz. Sen
her şeye kadirsin, rahmetinle yerleri ve gökleri
kuşatansın, tövbelerimizi kabul eden, günahlarımızı
affedensin. Bizleri affet, bizleri bağışla. Doğru
yola, hak yoluna ulaştır. Amin. El fetiha..
( A Kadir
Demircan)
Enes b. Malik'in (r.a.)
rivayet ettiğine göre:
Bir Cuma günü Hz. Peygamber (a.s.) ayakta hutbe
okurken Darul-Kaza tarafında zamanında mevcut olan
kapıdan bir kimse Mescide girdi. Resulüllah'ın
karşısına dikilerek şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü
(a.s.) mallar (hayvanlar) helak oldu, yollar
kapandı. Yüce Allah'a dua et de bize yağmur versin!"
Hz. Peygamber hemen ellerini kaldırarak: "Ey Allahım!
Bize yağmur ver. Ey Allahım! Bize yağmur ver. Ey
Allahım! Bize yağmur ver." diye dua etti.
Enes (r.a.)
sözlerine devamla: Allah'a Yemin olsun ki; o sırada
biz gökyüzünde hiç bir bulut parçası görmüyorduk. O
zaman Seli dağı ile aramızda ev, bina hiçbir şey
yoktu. Derken Resulüllah'ın ardından, kalkan
şeklinde bir bulut parçası görüldü. Sema'nın
ortasına varınca yayıldı, sonra da yağmur yağmaya
başladı. Yemin olsun, bir hafta Güneş yüzü
göremedik. Gelecek cuma günü, yine Resulüllah ayakta
hutbe irat ederken aynı kapıdan birisi girip
Peygamber'in karşısına dikilerek: "Ey Allah'ın
Resulü! Mallar helak oldu, yollar kesildi. Allah'a
dua et de artık bu yağmurları bizden dindirsin"
dedi.
Enes (r.a.)
bunun üzerine Allah Resulü (a.s.) ellerini
kaldırarak: "Ey Allahım! Etrafımıza, üzerimize
değil. Ey Allahım! Tepelere, bayırlara, dere
içlerine ve otlaklara (yağdır)" diye dua etti. Bunun
üzerine hemen yağmur kesildi. Biz namazdan
çıktığımızda güneşte yürüdük.
Kuraklığın
Düşündürdükleri
Değerli dostlarım,
malumunuz o durki, ülkemizin her yerinde geçen yıl
kış olmadı, kar ve yağmurlar yağmadı. Yaz geldi
sıcaklık dereceleri 30 ile 45 derecelere dayandı.
Mevsim normallerinin üzerindeki sıcaklıklar
konuşulmaya başlandı. Yine ülkemizin birçok
yerindeki göllerlerin, barajların, akarsularının
kuruduğu haberleri medyamızda konuşulur oldu.
Bazı şehirlerimizde su kesintileri başladı,
mahsuller olmadı. Dağ ve bayırlarımızdaki küçük
akarsu çeşmelerinin çoğunun kuruyup, solduğu
görülmeye başlandı. Dünya çapında bir iklim
değişikliğinden ve küresel ısınmadan bahsedilmeye
başlandı. Yüzyıllardır kimyasını ve haşmetini
koruyan buzulların erimeye başladığı, lav püskürten
yanardağların sönmeye başladığını duymaya
başladık. Ben diyorum ki, acaba biz bir
şeylerin farkında mıyız. Bilim adamlarımız,
araştırmacılarımız, yazarlarımız, din adamlarımız,
aydınlarımız, halkımız yani biz, hepimiz acaba
neyin farkındayız, veyahutta birşeylerin
farkındamıyız. Olaya kaç pencereden bakıyoruz, yoksa
hiç birşey umurumuzda değil mi. Hiç düşünüp de kafa
yoruyor muyuz. Vur patlasın çal oynasın
havasındamıyız.
Evet biz her ne kadar
gidişatımızı, yaşantımızı, düşüncelerimizi
değiştirmesek te, değiştirmeye niyetli gürünmesek te,
yaşadığımız olaylar ve takip ettiğimiz
gelişmeler bizim için birer musibettir.
Musibetler, felaketler ve insanoğlunun aleyhine
dûçar olan her türlü olaylar, toplumdaki
manevi hastalıkların bir tezahürü, beşeri ve ilahi
bir neticesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Musibetlerin çoğu insanın kendisindendir, işledikler yüzündendir. Allah sebepsiz yere insanları
cezalandırmaz, felaketler ve musibetlerle ikaz
etmez. Çevreyi doğayı biz tahrip etmiyormuyuz.
Ahlaksızlığı, hırsızlığı, namussuzluğu biz yaymadık
mı, seyirci kalmadık mı. Etrafımızdaki kötülüklere,
bize dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışıyla karşı
koymayan biz değilmiyiz.
Musibetler şahsi-hususi olduğu gibi umumidir
de, bir kişiye ve beldeye, bir topluma, bir millete
ve kıtaya çeşitli özellik ve niteliklerde olabilir.
Manevi hastalıkların baş gösterdiği, bir çığ gibi
büyüyüp yayıldığı ve insanların çare dahi aramadığı
toplumlar eski tarihlerde yeryüzünden silinip gitmiş ve yerine
yeni milletler getirilmiştir. Aynı hastalıkların
tekerrür etmemesi ve aynı musibetlere dûçar
olunmaması ve bunun hak edilmemesi için Kur'an-ı
Kerimde bu husus sık sık bahsedilerek, kıssalar
halinde önceki milletlerin durumları, hak ettikleri
musibetler ve üzerlerine gerçekleştirilen
felaketlerin ceza olarak kendilerine uygulandığından
bahsedilmekte ve böylece insanlara öğüt verilerek
musibetlere karşı tedbirli olunması, yaratan
tarafından ikaz edilmektedir.
Musibetler Allah tarafından vakti ve
şiddeti belirlenir, insanlar tarafından hak edilir.
Allah sebepsiz yere hiçbir kimseye ve topluma
musibet dilemez, musibet insanın kendindendir, sebep
amellerin neticesidir.
Değerli dostlarım,
nasıl yorumlar iseniz yorumlayın, ibret ve desr
alırsanız alın. İşte Kuran'ı Kerimden günümüzdeki
yaşananlara ışık tutacağını düşündüğüm birkaç ayeti
kerimeyi hiçbir yorum katmadan buradan
sunuyorum.
A’raf:
130. “Biz firavun ve cemaatini belki akıllarını
başlarına alırlar diye kuraklıkla ve mahsullerin
kıtlığı ile tutup sıktık.”
A’raf
131 “Onlara bu iyilik gelince, bu bizim hakkımızdır
derler. Bir fenalık isabet etse Musa ve onunla
beraber olanlara uğursuzluk yüklenirdi. Gözünüzü
açın ki, onların uğursuzlukları Allah katındandır.
Fakat çoğu bunu bilmez.”
Evet nice insanlar büyük günahlar ve sapkınlıklar
işlerler. Allah’ın buyruklarına muhalefet eder ve
isyan ederler, bunun farkında bile olmazlar, ne anlama
geldiğini bilmezler. Allah’ın, bunların kendilerini
düzeltmeleri, yanlış gidişat ve uygulamalarından vazgeçmeleri için
ikaz niteliğinde çeşitli şekilde ve zamanlarda
yansıttığı hadiselerden de ibret almazlar,
üzerlerine alınmazlar, farkında, olmazlar, bağlantı
kurup yorum bile yapmazlar.
FAYDALANILAN
ESERLER
Fizilâl -il Kur'an Prof Dr. Seyyid KUTUB *
Kuran’a Göre Musibetler Açısından İnsan ve Toplum
Dr. İsmail KARAGÖZ * Kuran’ı Kerim ve Meali A.
Fikri YAVUZ * Sıkıntı ve Stres Hallerine Çözüm
Yolları. A. Kadir DEMİRCAN * Hastalıklar Ve
Musibetlerin Veriliş Sebepleri. A. Kadir DEMİRCAN *
Kuran’ı Kerimden Seçme Mevzular ve İlgili Âyetler
A.Kadir DEMİRCAN